Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam497
Toplam Ziyaret1405042
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ÇAKALLI’DA SÜNNET, SÖĞÜTLÜ’DE GÜREŞ (2)
12/11/2017

1988 yılı Mayıs ya da Haziran ayı olmalı. 

Bakanlıkça düzenlenen yabancı dil kursundan ilçeye dönmüştüm. Yurt dışına gönderileceğim kesinleşmiş, ayrılış tarihinin bildirilmesini bekliyorum. Söğütlü köyü muhtarı gelerek; “Hafta sonunda köylerinde karakucak güreşleri yapılacağını, güreşe beklediklerini,” söyledi. 

“- Güreşleri, köy muhtarlığı mı düzenledi?” diye sordum.  

“- Gençlik ve Spor Müdürlüğü ile Güreş Federasyonu İl Temsilciliği birlikte düzenlemişler. Aytaç Bey(*) de destek veriyor. Güreş sahasını, toprak ocağı işletmecisi Naim Ağa hazırladı. Ben de ev sahibi sayılırım,” dedi. 

“- Hayırlı olsun, gelmeye çalışırım,” dedim. 

Resmi bir başvuru ya da bilgi gelmemişti. Karakucak Güreşleri Yönetmeliği’ni inceledim. Böyle bir güreş organizasyonu için izin alınmasına gerek yoktu. Ancak, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre, “muhtemel toplumsal olaylara karşı tedbir alınabilmesi” için, önceden bilgi verilmesi zorunluluğu vardı ve bu husus Yönetmelik’te vurgulanmıştı. 

Aynı gün İlçe Jandarma Komutan Vekili Astsubay Kıdemli Başçavuş Salih Dolay; “Muhtarın kendisini de güreşlere davet ettiğini; ancak kendilerine her hangi bir bildirim ulaşmadığını, Kaymakamlığa resmi bir başvuru olup olmadığını,” sordu. Yasal durumu anlattım. 

“- İzne gerek yok. Önceden haber verilmesi mecburiyeti var ama fazla üzerinde durmaya değmez. Hem düzenleyenler kamu kuruluşu, hem de sonuçta toplumsal bir faaliyettir. Siz, yine de bildirim yapılmış gibi tedbirinizi alın,” dedim. 

Gidip gitmemekte kararsızdım. Cumartesi günü öğleye doğru, Askerlik Şubesi Başkanı ve aynı zamanda İlçe Garnizon Komutanı da olan, Hava Personel Kıdemli Albay Tuncer Erengönül aradı. Telefonda: 

“- Belediye Başkanı ile beraberiz. Gelin, Söğütlü’ye birlikte gidelim,” dedi. 

Bir araya gelince Albay Erengönül ve Başkan H. Hüseyin Kuşcu’ya;  “Resmi bir davet alıp almadıklarını,” sordum. Muhtarın çağrısı dışında bir davet yoktu. 

 “Gitmeye olumlu bakmadığımı,” söyledim. Kendisi, o tarihte muhalefetteki Doğru Yol Partisi mensubu olan Belediye Başkanı da kararsızdı. Garnizon Komutanı’nın ısrarı ile gitmeye karar verdik. Üçümüz kaymakamlık makam aracına doluşup, birlikte yola çıktık. 

Salbaş’a vardığımızda, karşıdaki tepede kalabalığın toplanmış olduğu görülüyordu. Çakıt köprüsünü geçip, çamlık yamaçtan kıvrıla kıvrıla yukarıya çıkınca da, er meydanı çevresindeki kalabalığın yanında bulduk kendimizi. 

Güreşler için yola yakın bir saha hazırlanmıştı. Genişçe bir daire oluşturulmuş, onun çevresi de kireçle işaretlenip, iplerle sınırlanmıştı. Sahanın güney tarafında gölgelikli bir platform oluşturulmuş; platform ve tüm saha çevresi vatandaşlarca doldurulmuş; küçük ve orta boylardaki kapışmalar da başlamış, devam etmekteydi. 

Vardığımızı gören muhtar yanımıza gelerek, “- Hoş geldiniz,” dedi. Platforma davet etti. Ancak geçemedik. Oturacak hiçbir yer olmadığı gibi, kalkıp yer veren de yoktu. 

Güreş Federasyonu İl Temsilciliği’nden bir görevli elindeki mikrofondan güreşleri şereflendiren(!) zevatın adlarını sayıyor, adları söylenenler platformda ayağa kalkarak kalabalığı selamlıyordu. Adana’nın ünlü müteahhitleri, meyhane-çayhane işletenleri, tüm haramzadeleri, mafya babaları, iktidar partisinin alt kademe siyasetçileri tek tek sayıldığı halde, ilçe protokolünün tanıtılması akıllarına bile gelmedi. 

Zavallı muhtar, herhalde köylülerinin altından çekip aldığı, iki adet tahta sandalye bulup getirdi üçümüze. İlçe Protokolu’nun ilk üçlüsü Kaymakam, Garnizon Komutanı ve Belediye Başkanı iki sandalyeye sığıştık. Garnizon Komutanı ve Belediye Başkanı’na: 

“- Bu saygısızlığa daha fazla tahammül edemeyeceğim, kalkın gidelim,” diye fısıldadım. 

“- Siz bilirsiniz,” dediler. 

“- Sadece kalkıp gitmek yetmez. Bunlara bir de ders vermemiz gerekiyor,” dedim. 

Güvenlik önlemi için orada görev alan Jandarma astsubayını işaretle yanıma çağırdım: 

“- Biraz sonra biz ayrılacağız. Bu kalabalığın dağıtılması gerekecek. Protokol ayrıldıktan sonra gereğini yaparsınız. Gerekirse komutanla görüşüp takviye isteyin,” dedim. Sonra da ayağa kalkarak sunucunun elindeki mikrofonu istedim. Halka hitaben: 

“- Sayın Garnizon Komutanı, Sayın Belediye Başkanı, Değerli güreşçiler ve güreş severler!. 

Bugün güreş seyri için buradasınız. Öncelikle hoş geldiniz. 

Ancak, üzülerek ifade etmek zorundayım. Bu organizasyon için Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu gereğince mahalli mülki amirliğe yapılması gereken bildirim, yapılmamıştır.  Toplantının sorumlusu resmi makamlarca bilinmemektedir. Bu sebeple, toplantı kanunsuzdur. Kanunsuz olan toplantı yerinden ayrılmanız gerektiğini ilçe kaymakamı olarak bildirmek durumundayım. Direnenler zorla dağıtılacaktır!” dedikten sonra görevli astsubaya dönerek, kalabalığın da duyacağı şekilde: 

 “- Astsubayım, gereğini yapınız!” deyip, mikrofonu iade ettim. Arabaya yönelip, alandan ayrıldık. Güreşler, daha “organizasyonun ağır topları” gelmeden, bitmiş oldu. 

Ertesi gün, konu mahalli basının manşetindeydi. 

İktidar yanlısı yerel politikacılar demeçler patlattılar. Attılar, tuttular. … Ancak, valilik dahil hiç kimse, beni arayıp da: 

 “- Ne oldu? Niye böyle yaptın? ” diye sormadı. 

İki hafta sonra, bir yıl süreyle, lisan eğitimi ve inceleme amacıyla yurt dışına çıkmak üzere ilçeden ayrıldım. İktidar partisi ilçe başkanının arkamdan: 

“- Kaymakamı ilçeden sürdük, hem de İngiltere’ye!” dediği; taa İngiltere’ye kulağıma kadar geldi. 

Saygı ile kalınız. 

(*)Aytaç Durak; aslen Karaisalı’lı, o tarihte Adana  Belediye Başkanı.



562 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076