Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam507
Toplam Ziyaret1405052
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
SİYASİ AYAK 9: BARZANİ BAĞLANTISI (2)
05/01/2020

 

 (ÖNCEKİ YAZININ DEVAMIDIR)

 

Barzanilerin bir Kürt Aşireti olduğu tartışmalıdır.

 

Bir “Cemaat ailesi” iken Şeyh Abdüsselam 1907 yılında Şirvani, Dolemeri, Mizari, Beroje, Nizari, Gerdi, Herki ve Bineci aşiretlerini bir federasyon çatısı altında toplamış ve o tarihten sonra “Barzani” tüm bu aşiretlerin toplamını ifade etmek üzere “aşiret adı” olarak kullanılır olmuştur.

 

Geçmişleri karanlıktır.

 

Bazı kalemler, Mesut Barzani gibi, onlar için doğruları değil “işlerine geleni” yazmaktalar. Barzaniler eğer samimi bir Müslüman ve Nakşîbendi aile olsalardı, İslâm âleminin Halifesi de olan Osmanlı Padişahı’na isyan edip Rus Çarı ile işbirliği yaparlar mıydı? Cumhuriyet kurulduktan sonra tam bir İngiliz işbirlikçisi olarak Ermeni Taşnak çetesiyle birlikte Ağrı ve Dersim isyanlarına destek verirler miydi? Üstüne, gelip Dağlıca’da Sınır Bölüğümüze saldırırlar mıydı? Bunlar nasıl açıklanabilir?

 

Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan Californiya Üniversitesi öğretim üyesi Yona Sabar’ın anlatımıyla Barzani Ailesi: “XVI. ve XVII. yüzyıllarda Kürdistan hahamları tarafından yazılmış el yazmaları ve belgeler bu dönemlerdeki dini, ekonomik ve sosyal hayat hakkında pek çok bilgi vermektedir. Bazı topluluklar hatta hahamlar bile ciddi yoksulluk içinde yaşadılar. Ünlü Barzani ailesi de bunlardan biridir. Bunlar Kürdistan genelinde Yahudi öğretimi için kullanılan birçok okul kurdular. Haham Nathaneal Barzani Kürdistan’da nadir bulunan çok fazla kitap ve el yazmalarından oluşan büyük bir kütüphaneye sahipti. Bu kütüphane oğlu Samuel Barzani’ye miras kaldı. Asıl ismi Samuel ben Rabbi Nathaneal Levi olan Samuel Barzani Kürdistan bölgesinin her yerinde haham olarak çalıştı. Barzani ailesi Haham Samuel’in kızı ünlü kadın haham Asenath da dâhil Kürdistan başta olmak üzere Bağdat ve Musul gibi büyük şehirlerde haham olarak kurdukları okullarda yönetici olarak faaliyet gösterdiler. Ancak XVIII. ve XIX. yüzyıllara gelindiğinde Kürdistan, Hıristiyan ve Yahudi nüfusunun azalmasına yol açan Osmanlı Devleti ile yerel ağalar ve aşiret reisleri arasında uzun süreli silahlı çatışmalarla karşı karşıya kaldı. Bölgeden gelen raporlara göre buralardaki Yahudi cemaati birkaç aileye indi, hatta hiç kalmadı.”

 

Tarihçi yazar Ahmet Uçar Hürriyet Gazetesi’ne verdiği bir röportajda bu konuyla ilgili olarak Sabar ile aynı doğrultuda bilgiler vermemektedir. Uçar’a göre: “Bölgede Barzani adıyla bilinen bir tek aile vardı ve bu aile Barzan’da yaşıyordu. Osmanlı arşivlerinde bulunan bir belgede 1855-56 yıllarında Barzan köyünün mensuplarından Yahudi Sallum Barzani’nin önce İstanbul’a ardından Selanik’e sürgüne yollandığı yönünde bilgiler mevcuttur. Ayrıca Barzani ailesi sürekli ‘mehdi’ çıkarmıştır ve Mehdilik Yahudilikte çok önemli bir kavramdır.”

 

Ancak belirtmek gerekirse Barzani Ailesi’nden gelen şeyhlerin kendilerini mehdi, peygamber ve hatta yeryüzünün Tanrı’sı gibi sıfatlarla yüceltmeleri, dış dünya ile her türlü iletişime kapalı, Ortaçağ Avrupası şartlarında yaşayan cahil bir topluluğun, şeyhlerine körü körüne bağlılık göstermesinin oluşturduğu iklimden kaynaklanmış olabilir.

 

Öte yandan, tüm bu anlatılanların dışında Fransız yazar Chris Kutchera, “Barzani ailesinin Hıristiyan olduğunun kanıtı olarak kabul edilen gizemli bir kitaptan bahseder.”

 

Barzaniler konusunun fazla uzadığının farkındayım.

 

2500 yıl önce yaşamış filozof ve askeri bilge Sun Tzu ne diyordu?

 

“Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilmezsen, her savaşta tehlikedesin!”

 

Türk Milleti olarak bir “Varlık Yokluk Savaşı” veriyoruz! Öyleyse, “Karşımızdaki dost mu, düşman mı?” iyi tanımalıyız.

 

Değil mi ama?

 

“Barzaniler Yahudi mi, değil mi?” tartışması bizi alıp, “siyasi ayak”ın bir başka bağlantısına, bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri Yönetimi’nde de etkili olan, Siyonist Yahudilere götürür. … Gelecek yazıda onlara bakacağız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



463 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076