Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam484
Toplam Ziyaret1405029
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI – 25
12/08/2018

GENEL DEĞERLENDİRME / 2
Beynindeki “anlama, algılama, sorgulama, eleştirel düşünme, akıl yürütme, neden-sonuç ilişkisi kurabilme, kendisinin ve başkalarının deneyimlerinden ve tarihten ders alabilme” gibi entelektüel yetenekleriyle ilgili korteksini geliştiremeyen insanlar, içgüdüsel/duygusal dürtüleriyle hareket ederler. Beynimiz için faydalı şeylerin başında “entelektüel faaliyetler”,sonra da “beslenme biçimi” öne çıkmaktadır.
Bugün artık insanoğlu gıda yoluyla “aptallaştırılarak, haz bağımlısı” yapılmaktadır. Hedef,insanı bilimsel düşünce ve akıl yürütmeden uzaklaştırıp, köreltmek ve köleleştirmektir.
Günümüzde, Küresel Güç Odakları (KGO) dediğimiz egemen güçler gıdaya egemen olmuşlardır. Buğdayın, soyanın, pirincin, mısırın genetiği bu amaca hizmet için değiştirilmiştir.
Tavuk tavukluktan, sığır sığırlıktan, balık balıklıktan çıkartılmış; farklı yaratıklar haline getirilmiştir. Neredeyse tüm yiyecekler katkı maddeleriyle doldurulmuştur.
Kırsalda üreten köylüleri ve diğer üreticileri ezerek, üretim yapamaz hale getirdiler.
İnsanoğlunu endüstriyel gıdaya mahkum ettiler. İnsanoğlunun beslenme biçimini değiştirdiler.
Tohumda küresel güçlere mecbur bırakıldık. Gübrede, ilaçta onlara mecbur bırakıldık.
Kimyasalların hammaddesi olan petrolde, mazotta, elektrikte onlara mecbur bırakıldık.
Endüstriyel gıdalarla modern hastalıklara yakalandık; şeker gibi haz veren katkı maddeleriyle beyinlerimiz tütsülendi. Nişasta bazlı şeker (NBŞ) ile kanser ettiler, kısır ettiler; ürettikleri ilacı kullanmaya mecbur bırakıldık.
Bir yanda açlığı, öte yanda obeziteyi artırdılar.
Hibrid tohumun amacı, genetiği değiştirilmiş yiyeceklerin amacı, gıdadan ilaca kimyasal ürünlerin amacı, “Açlığı Gidermek Ve Daha İyi Bir Dünya Yaratmak” mıdır sizce? İstanbul Tıp Fakültesi'nin hazırladığı bir rapora göre; Türkiye'de son 12 yılda diyabet sıklığı yüzde 90, obezite sıklığı yüzde 44 artmıştır!
Ne yapalım? “Haydi hayırlısı!” deyip, büküp dizimizi oturalım mı?
Ülke yönetiminde milli kadroların başa gelmesi için çalışmayalım mı?
Bu gidişe artık birilerinin; “- Durun, bu böyle gitmez!” demesi gerekmiyor mu? Bunu biz, -sen, ben, o; bütün bir millet!- demeyeceksek kim diyecek?
Ne diyor şair: “Sen yanmazsan, ben yanmazsam. Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”
S O N S Ö Z
Son sözü Cumhuriyet’in banisi, büyük komutan ve devlet adamı, eşsiz deha; Çin ve Küba gibi “Anadolu benzeri geçmişte ve bugün emperyalizme karşı direnmiş / direnen
ülkelerde”, “Hayatı, Mücadelesi, Uygulamaları Ve Düşünceleri” ders konusu olarak okutulan,Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bırakıyorum:
“Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen,vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kast edecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
(1927)”
Bu çalışma için, bu söylevden daha uygun ve daha başka, söylenecek bir “son söz”bulunduğunu sanmıyorum.
Allah bize, kendi şahsi çıkarları yerine Millet yararını gözeten “milli ve yerli” iktidar sahipleri ve devlet adamları tarafından yönetilmeyi nasip eylesin.
Sağlık ve huzur içerisinde kalınız.

BİTTİ !


465 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076