Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi10
Bugün Toplam525
Toplam Ziyaret1405070
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
MİLİTAN DEMOKRASİ -12-
21/05/2020

MİLİTAN MÜDAHALEDE GEÇ (Mİ?) KALINDI -1-

“Adalet olmayınca, devlet büyük bir çeteden başka nedir ki?”

Aurelius Augustinus, Ortaçağ Filozofu

Yazının önceki bölümlerinde alıntıladığımız Alexander S. Kirshner’in sözünü hatırlayalım: “Başlı başına demokrasiye karşı çıkmayıp, devletin kimliğinin önemli bir öğesini (mesela dini veya milli niteliğini) değiştirmeye çalıştığında bir grubun veya siyasi partinin katılım hakkına sınırlama getirmek meşrudur.”

“Demokratik sistemde her yurttaşın siyasi kararlara katılım hakkı bulunmaktadır. Katılımı kısıtlama uygulamasına, demokrasi karşıtları antidemokratik amaçlar peşinde koştuklarında değil, hedeflerine ulaşmaları muhtemel olduğunda başvurulmalıdır. Eğer zamanında müdahale edilmezse, antidemokratik gruplar temsili kurumları ele geçirebilir ve antidemokratik eylemlerine karşılık verme çabalarını, bunun ardından, savuşturarak boşa çıkartabilirler.”

Özetle demokratik kural ve kurumlar bakımından tehlike oluşturan ve “Demokratik muhalefetin normal kanallarını tıkayabilme kapasitesi bulunan,” grupların daha en başından bloke edilmeleri gerekir. Aksi halde geç kalınmış olur!

“Yöneticilerinin beyanları ya da diğer ikna edici kanıtlar,” belli bir örgütün içindeki önde gelen simaların, kolektif olarak, demokrasisizliği gerçekten tercih ettiğini ve buna ulaşmak için bir planı olduğunu gösterebilir. Demokrasisizliği tercih etmek gibi bariz kanıtların haricinde, söz konusu parti liderlerinin geçmişteki davranışları, hükümette oldukları dönemde yasalara ve iktidarlarını sınırlayan kurumlara gösterdikleri saygı ya da saygısızlık, niyetleri hakkında fikir verebilir. Son olarak söz konusu partilerin, demokrasi çöktüğünde iktidarını sürdürmek için teknikler geliştirip geliştirmediği (partinin milis güçleri olup olmadığı v.s.) göz önüne alındığında, bir partinin “rejimin altını oymak istediğini” kolayca anlayabiliriz.

Peter Singer, “Takiye yapmak seçimlerden dışlanmayı gerektirir,”  diye kayıt düşmüştür.

“Söylemler” ortada, “eylemler” ortada. Bazı bağlantılara ve bilgilere açık kaynaklardan ulaşmanın imkânsızlığı da ortada!

SADAT diye legal bir şirketin yılda 2.800 (iki bin sekiz yüz) kişiye askeri eğitim verdiği, hizmet gideri örtülü ödenekten karşılanmak suretiyle Suriye ve Libya’da savaştırılanların eğitilen bu kişilerden seçildiği; ASSAM adında, başkanlığını Cumhurbaşkanı eski askeri başdanışmanının yaptığı bir derneğin, “Mehdinin gelmesi için ortamın hazırlanmasını amaçlayan,” illegal çalışmaları, zaman zaman basına da yansımaktadır.

15 Temmuz kalkışma gecesi İstanbul Boğaz Köprüsü’nde askeri öğrencileri boğazlayan, bazılarını köprüden aşağı atan sarıklı, şalvarlı, sakallı lümpen takımının MİT Başkan Yardımcısı K.E. organizesinde SADAT tarafından eğitilen milisler olduğuna ve bunların Ak parti ile bağlantıları bulunduğuna dair iddiaların doğruluğu/yanlışlığı, bu kişilerle ilgili yargılamalar sümenaltı edildiğinden, henüz aydınlatılabilmiş değildir.

Sedat Peker adlı mafya babası olarak bilinen ve Ak partililerin de katıldığı Rize mitinginde partilileri silahlanmaya çağıran bir iş adamının, iktidar sahiplerince korunup kollandığına, şımartıldığına dair duyumlar ayyuka çıkmıştır.

Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın 26 Şubat 2016 tarihinde bir soru üzerine gazetecilere, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararla ilgili olarak: “Ben onu kabul etmek durumunda değilim, bunu çok açık net söyleyeyim. Verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum,” dediği televizyonlardan canlı yayınlanmıştır!

Sonuç olarak gelinen aşamada, “Demokrasi yolunda müdahalede geç mi kalındı?” sorusuna cevap verilmesi gerekirse verilecek cevap maalesef, “Evet, artık geç kalınmıştır!” şeklinde olacaktır.

15 Temmuz 2016 Kalkışması, Hitler’in 1934 yazında yaptığı “Uzun Bıçaklar Gecesi” benzeri bir tasfiye hareketine dönüşmüş; devletin ordu, yargı, güvenlik ve eğitim bürokrasisinde, emniyet bekçileri ve uzman erbaşlar dışında, rejime bağlı, demokrasiye inanmış ama Ak partiye biat etmemiş ne kadar milliyetçi ve Atatürkçü insan varsa, Fetöcü yaftasıyla ve Fetöcülerle birlikte, tasfiye edilmiştir. Fetöcü olarak, Fetullahçı yapının ayak takımı denilebilecek odacı, çaycı, memur, astsubay ve kendisini saklayamamış bazı rütbelilerle bazı yargıçlar tasfiye edilmişken örgütün asıl ağır topları ve finansörleri ya yurt dışına kaçmış/kaçırılmış ya da iktidar elitleri arasında hiçbir şey olmamış gibi varlıklarını ve iktidara ortaklıklarını sürdürmüşlerdir.

“Darbe kalkışması ve askeri vesayet” gerekçesiyle Türk Ordusu’nun iki bin yıllık gelenekleri kaldırılmış; okulları, hastaneleri ve emir-komuta zinciri lağvedilmiştir. Yeni Türkiye’de artık Genel Kurmay Başkanı Kuvvet Komutanlarının üst’ü değildir. 16 Nisan 2017’deki anayasa değişiklikleriyle de Türk Devleti’nin yüz yıllık demokratik yapısı kaldırılarak, tüm güçlerin tek elde toplandığı, sadece yönetenlerin çıkarlarını güden bir otokratik yönetim ihdas olunmuştur.

Artık, “Demokrasiye inanmayan, demokrasiyi kendi amacı yolunda bir araç olarak gören bir siyasi yapı,” devleti ele geçirmiş, işgal etmiştir. İş başındaki gücü denetleyecek hiçbir makam, hiçbir organ kalmamıştır. Kâğıt üzerinde iktidarı ve iktidar partisini denetleyecek tek kurum olarak görülen “Yargı” erkini temsil edenler, Anayasa değişikliği sonrası bu kurumlar yeniden yapılandırılırken, devleti yöneten iktidar sahiplerince seçilip görevlendirilmişlerdir. Bunların bir “sadakat borçları” olduğu bilinmelidir!

Şu anda ülkedeki terör suçlarına bakan çeşitli mahkemelerde, “Görevi suçlananları savunmak olan bazı avukatların sırf bu nedenle, ‘Suçluyu savunmak suç ortaklığıdır!’ denilerek yargılandığını,” öğreniyoruz basına yansıyanlardan.

Hükümet edenleri yargılayacak tek yargı organı olan Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla haksızlığa uğradığına hükmedilen ve bu sebeple devletin tazminata mahkûm kılındığı,  kendisinin başkan vekili de olan bir üyesinin haklarını koruyacak tavrı bile gösterememiştir.

Yargı sistemimiz bu haldeyken, “Yargıçlardan demokrasiyi korumalarını beklemek,” ham bir hayal olmaz mı? 



266 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076