Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam550
Toplam Ziyaret1405095
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ Mİ, KALKIŞMA MI?
16/07/2019

Dün 15 Temmuz Kalkışması’nın yıl dönümüydü. Hiçbir görüş paylaşmak istemedim.  Bir iki paylaşımın yaygınlaşmasına katkı verdim sadece. 

Bilmiyorum ben mi çok farklıyım? 

Toplumun geneli daha iyi düşünüyorsa, bu görüş ayrılığı hayra mı, şerre mi yorulur? Ben daha ilk günden, kalkışmanın ilk saatlerinden itibaren farklı baktım olaylara. Neden? Ben de bilmiyorum. 

15 Temmuz 2016 günü akşamı hanımla birlikte yaylada, köyümüzdeydik. Haber kanallarına İstanbul Boğaziçi Köprüsü’ndeki görüntüler düşmeye başlamıştı ki Tarsus’ta bulunan oğlum aradı. “Baba haber kanallarını izliyor musun? İstanbul Boğaz Köprüsünde bir hareket var. Darbe yapılıyor olmasın?” dedi. 

Kendisine cevaben, “Oğlum sen rahatına bak. Böyle darbe olmaz! Bir darbe girişimi olsa bile sonu gelmez. 1963’teki Talat Aydemir olayına benziyor. Darbe yapacak insan ilk akşamdan Boğaz Köprüsüne çıkmaz. Takma kafana yat, uyu!” dedim. Nitekim ben de, gece yarısı selâlarla uyanmış olsam da yattım. Takip etmedim televizyonları. 

Darbe yapacak kişi ya da ekip ilk akşamdan Boğaz Köprüsü’ne çıkıp yol kesiyorsa, o darbe değil gövde gösterisi (show) yapıyor demektir. Darbeci halkın gözünden ırak şekilde gizlice, önce Devleti yönetenleri Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve İç Güvenlik Güçleri Yöneticilerini enterne eder, emir komuta sistemini etkisizleştirir; sonra da darbeye karşı zorluk çıkarabilecek Türksat Uydu bağlantısını keser. Emniyet ve Jandarma Birliklerini gerekirse çatışma ile baskı ve kontrol altına alır.

 17 Temmuz 2016 günü facebook sayfamda bir değerlendirme yapmış ve herkesten farklı olan bu düşüncelerimi ifade etmiştim. Yazının yayınından üç gün sonra Olağanüstühal ilan edilince, çok saygı duyduğum bir üstadım (adını da verebilirim Sayın Halil Atılgan) beni arayıp, “Sayın hemşerim ben de sizin gibi düşünüyorum ama gün o gün değil! İfade özgürlüğü filan demezler, başını belaya sokarlar. Bence o paylaşımını silsen iyi olur,” diye uyarınca, kaldırdım yazdıklarımı.

 Bence 15 Temmuz’da yapılan bir darbe girişimi değildi. Çünkü darbe yönetenlere karşı yapılır. Bu ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, Devletin rejimine, milletin birliğine ve ülkenin bütünlüğüne karşı topyekûn bir kalkışma idi. Üstelik dış destekliydi. Darbe, daha sonra bu kalkışmanın halkta yarattığı şoktan yararlanan iktidar sahiplerince yapılmış; beş bin yıllık tarihi akışımıza ters bir “tek adam yönetimi” olarak karşımıza çıkmıştır.

 Bugün daha da pekişmiş bir inançla aynı kanaatim devam etmektedir.

 MİT Müsteşarı da, Genel Kurmay Başkanı da, Cumhurbaşkanı da, diğerleri de Fetullahçı Çete’nin bir darbe hazırlığında olduklarını biliyorlardı. Cumhurbaşkanı darbe haberini “eniştesinden” almış filan değildir.

 Son iki yıl içerisinde, yani 17-25 Aralık’tan sonra, Emniyet içerisindeki Fetullahçılar bayağı törpülenmiş olduğu halde, (İyi ki öyledir, yoksa Kalkışma bir kaosa yol açabilirdi!) Türk Silahlı Kuvvetleri ve Yargı’daki Fetullahçılara hiç dokunulmuş değildi. O günlerde yargı camiası ile ilgili bir kanun hazırlığı vardı Meclis gündeminde ve ben –biraz da yargıdaki Fetullahçı yapının çapını bilmediğimden- şiddetle karşı çıkıyor, karşı görüş belirtiyordum bu girişimle ilgili olarak. Kimlikleri önceden belirlenmiş olmalı ki, 15 Temmuzu takiben bir hafta içerisinde 4.200 yargıç ve savcının ilişiği kesildi.

 TSK’daki Fetullahçıların da belirlendiği ve Ağustos’taki Askeri Şura’da ilişiklerinin kesilmesine yönelik çalışmalar yapıldığı; bunu öğrenen Fetöcülerin de bir bakıma “hazırlıksız, yalap-şalap, iyi planlanmamış bir kalkışma ile” ortaya atıldıkları bugün daha iyi görülebiliyor.

 Diyeceğim o ki ülkeyi yönetenler bu kalkışma hazırlığından haberdardılar. Onlara bilerek yol verdiler, alan açtılar. Onların karşısına da halkı çıkardılar. Milliyetçi, Atatürkçü subay, astsubay ve polislerin desteğiyle kalkışmayı bastırdılar. Olan 251 şehide, 2.169 gaziye oldu.

 2002 yılından beri aynı yolda birlikte yürüdükleri için yönetenler zaten kimin kim olduğunu bilmekteydiler. Yoksa niye “Darbeler araştırılsın!” önerisine karşı çıkıyorlar? Samimi ve temiz bir yönetim “kendisine karşı yapılan bir darbenin araştırılmasına” karşı çıkar mı? Çıkıyorlar çünkü araştırılırsa Fetö ile olan organik bağları ve işbirlikleri ortaya çıkacak; kirli çamaşırları teşhir edilecektir.

 TBMM’de yapılan, MİT Müsteşarı ve Genel Kurmay Başkanı’nın gelip ifade vermedikleri,  15 Temmuz Darbesi’ni Araştırma Komisyonu Raporu’nun niçin henüz baskıya verilmediğini başka türlü nasıl açıklayacağız?



346 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076