Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam533
Toplam Ziyaret1405078
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ÖNCESİYLE, SONRASIYLA ‘15 TEMMUZ 2016 KALKIŞMASI’ - 11
18/10/2018

SONRANIN SONRASI: YARINLARDA BİZ  
Baştan beri yapmaya çalıştığımız gibi konuya daha geniş açıdan bakarsak; Küresel Güç Odakları’nın 5000 yıllık tarihi akış içerisindeki felsefi bakışının olgunlaştığı on yedinci yüzyıldan itibaren, günümüzde de geçerli temel hedefi olan “Tek Merkezli ve Mutlak Küresel İktidar” düşüncesi hedefine oldukça yaklaşılmış olduğu görülecektir.
“Dünyaya sahip olmak ve tek merkezden yönetmek” düşüncesi, bizim gibi sıradan insanlara “anlamsız” gelebilir. 
MÖ beşinci yüzyıldan başlayarak, din bilginlerinden oluşan etnik tabanlı dar bir seçkinci kast, ülkelerdeki iktidarların görünürdeki adamlarına, kendilerinin sahibi oldukları finans kaynakları ve bilgi hazinelerinden, kurallarını yine kendilerinin belirlediği şekilde, yararlanma imkanını sunuyor, karşılığında da iktidarın nimetlerinden yararlanmayı garanti altına alıyorlardı. Kendi adlarına açık bir hükümranlık alanı oluşturarak, iktidarlarının gücünü açıkça kullanmak yerine, var olan iktidarların içerisine yuvalanarak gözlerden uzak ve paraziter bir şekilde başkalarının iktidarını paylaşmayı mümkün kılan bu Gizli İktidar Yöntemi, zamanla çok başarılı oldu.
Herhangi bir ülke, bir başka ülkenin ordularınca ele geçirildiğinde, gelenler o ülkenin kralını, yakın çevresini, hanedanı öldürüyor veya sürüyor ama gizli iktidar sisteminin üyeleri o ülkede yaşayan etnik ve dini azınlık olarak, masum ve hatta mağdur konumda görünerek bu istiladan zarar görmeden kurtulmayı başarıyor; ardından da yeni iktidar sahiplerine sundukları “finansal hizmetleriyle” eski etkin ve ayrıcalıklı konumlarına yeniden kavuşuyorlardı. 
Bunlara bu ayrıcalığı veren, içinde bulundukları çağa göre olağan üstü yüksek seviyede sahip oldukları, “insan emeğinin konserve edilmiş şekli olan finans (para) gücüydü”. 
Bu Gizli İktidar sahiplerinin kuramcıları en az risk taşıyan fakat en yüksek seviyede güç sahibi olmayı sağlayan sistemin iki ögesini yapılandırmışlardır. Birincisi, “paradan para kazanmanın yöntemi olan faizcilik (tefecilik)” ; diğeri ise insan emeğinin birikimi olan paranın bu emeği üretenler elinde kalmaması, aksi halde insanlar ellerindeki değerle güçleneceklerinden, istenilen şekilde yönlendirilemeyeceği gerçeği karşısında, “paranın yönetimini mümkün kılan kurallar dizisinin özel ve gizli bir bilim olarak sistemleştirilmiş şekli olan bankerlik ve bankacılıktır”. 
Bankacılık vasıtasıyla kitlelerin elerindeki birikimlerini alıp, borçlandırma ve karşılığında faiz elde etme, sadece paraya sahip olmayı değil, zamanla paraya hükmetmeyi de sağlamış; onları “paranın efendileri” haline getirmiştir. İşte bunlar Küresel Güç Odakları’dır.
Konumlarını giderek pekiştirmeyi başaran “paranın efendileri”, ilerleyen zaman içerisinde birçok ülkenin maliye bakanlarını ve hatta başbakanlarını bile kendi elit (özünde milliyetsiz) kadrolarından oluşturabilmişlerdir. 
On yedinci yüzyılda kıta Avrupa’sından adaya (İngiltere) yerleşen “paranın efendileri”, günümüzden yüz elli / iki yüz yıl kadar önce Kuzey Amerika’ya da geçerek bir kısmı oraya yerleşmiş ve küreselleşmiş bulunmaktadırlar.  Sayıları sınırlı bu kitlenin, “tüm insanlığa mutlak olarak egemen olma hedefi” hiç değişmemiş; aksine edinilen tecrübelerle sürekli kendisini yenileme becerisi sayesinde geliştirilen yeni araçlarla sömürü düzeninin tüm insanlığa yaygınlaşma hızı giderek artmış ve yaygınlaşmıştır.
Zamanımızda tüm insanlığa ve onun yarattığı değerlerin tamamına silah zoruyla ulaşmanın mümkün olamayacağı anlaşılmıştır. Bu nedenle, Küresel Güç Odakları bu son savaşta hedefine, silahın yanı sıra insanlığın yaşama kaynaklarını (tohum, toprak ve su) tümüyle ele geçirip, belli bir plan doğrultusunda yönlendirerek ulaşmaya çalışmaktadır.
Dünyada ve ülkemizde önce Sağlık Sistemi ticarileştirilerek, KGO amaçlarına hizmet eder hale getirilmiş; toplum sağlığını koruma anlayışından uzaklaştırılarak, sadece tedavi mantığı ile yapılandırılmış bir “araba tamirhanesi” haline dönüştürülmüş; “koruyucu tıp” bilinçli olarak sistem dışına itilmiştir. Aksine piyasaya, alıştırılan beslenme düzeni ve genetiğiyle oynanmış gıdalarla, yeni “kronik” hastalıklar sürülmüştür ve sürülmektedir. 
İlaçlar tedavi etmekten öte, "öldürmeden süründürmeye ve bağımlılık yapmaya" yönelmiş bulunmaktadır. 
Ülkemizde de “sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik” kamu hizmeti olmaktan çıkartılarak, birer sömürü aracı haline getirilmeye doğru gitmektedir.

DEVAM EDECEK. 



328 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076