Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam85
Toplam Ziyaret1408206
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
19 MAYISIN YÜZÜNCÜ YILI
21/05/2019

 

Dün, milli mücadele başlangıcının 100. yıldönümü idi. 

Atatürk'ün, ülkemizi işgalcilerden kurtarmak ve "tam bağımsızlığa" kavuşturmak için başlattığı mücadelenin yüzüncü yıldönümü.

 Tarsus’ta yapılan törenlere katıldım. Tören, ama ne tören?

 Önce çelenk töreni: Saygı duruşu ve istiklal marşı; lacivert takım elbiseli, kahverengi ayakkabılı, kravatı yana kaymış Gençlik ve Spor İlçe Müdürü’nün Atatürk anıtına çelenk koyması.(!)

 340.000 nüfuslu ilçede liselerden temsilen getirilmiş yirmi-yirmi beşer öğrenci, protokol bölümünde mülki amir yok, askerler yok, adliye temsilcisi yok. Şükür ki hepsini temsilen seçimle gelen belediye başkanı orada. Birkaç kamu yöneticisi, okulları başında ikişer beden eğitimi öğretmeni, toplamı otuz-kırk kişiyi geçmeyecek sayıda sivil toplum kuruluşları temsilcisi.

 Halk yok! Öğrenciler dışında genç yok!

 Ardından alandakiler yürüyerek, (“tören korteji” deniyor onlara,) şehrin tek Kapalı Spor Salonuna gittiler. Dört-beş bin kişilik salonda bin beş yüz kişi ya var, ya yok.

 Bu defa ilçe kaymakamı ve bir kısım protokole dahil zevat da oradalar.

 Daha önce çelenk sunan ilçe müdürünce yapılan baygın, yılgın, coşkusuz, mecburiyet kokan bir konuşma.

 Bir öğrencinin okuduğu içli, duygulu şiir.

 Eğitim öğretim yılı içindeki spor yarışmalarında derece yapan öğrencilere madalyalarının verilmesi.

 İlçede görevli müzik öğretmenlerinden oluşan koronun müzik dinletisi.

 Bir saat içerisinde kutlama tamamdır.(!)

 Ben, elimde olmadan elli yıl geriye gittim. Elli yıl önceki kutlamalar geldi gözüm önüne.

 Ortaokul birinci sınıf öğrencisi iken barındığım yurt arkadaşlarımla gitmiştim 19 Mayısın ellinci yıl kutlamalarının yapıldığı Şehir Stadyumuna.

 O ne kalabalıktı öyle? O ne coşkuydu?  Kapasitesini tam hatırlamıyorum ama o tarihte stadyumda bir kapalı bir de açık tribün vardı. Kale arkaları boştu.

 Tribünler tıka basa dolmuş, oyun alanını çevreleyen tel örgülerin çevresinde de altı-yedi sıra izleyici sıkışmıştı. O tarihte çok daha az nüfusu olan şehir merkezindeki törenlere köylerden gelenlerle birlikte yirmi bin kişi toplanmış olmalıydı.

 Aynı günün akşamı yapılan fener alayını hatırlıyorum.

 Hiç kimse zoraki yapmıyordu kutlamayı. İçten gelen, doğal bir coşkuydu görülen.

 Stadyumda lise öğrencilerinin bir ay önceden başladıkları provalarla hazırlandıkları, kızlı erkekli toplu spor gösterileri, atletizm gösterileri belleğimde kayıtlıdır hâlâ.

 Hele o liseli erkek öğrencilerin oluşturduğu “kule” muhteşemdi. Kaç katlı olduğunu hatırlamıyorum ama o çocuk yaşta uzun süre konuşulmuştu arkadaşlar arasında.

 Atatürk’ün, Cumhuriyetin 10. Yılında (10. Yıl Nutkunda) yaptığı vasiyetine sahip çıkama-dığımızı gördüm dün.

 AKP iktidarından önce ve bu iktidarın ilk yıllarında, tüm illerimizde stadyumlar başta olmak üzere düzenlenen büyük törenler, "faşizm" iddialarıyla salonlara tıkıldı, ötelendi; bazı valiler pastanelerde yaş pasta keserek 10-15 kişiyle dalga geçerek kutlamaya başladı 19 Mayısları!

 Oysa törenler bir ülkenin kolektif belleği ve milli hafızalarıdır!

 Resmi ve dini törenler, toplumsal ritüeller toplumun belleğini oluşturur. Buradaki temel unsur "tekrarlardır." Toplumsal pratiklerle ortak törenler gelenekselleşir ve kolektif belleğimizi oluşturur. Milletleri millet yapan da aslında budur. 

Ortak dil, inanç, ülkü ve kültür birliği toplumsal törenlerle inşa edilir. 

Törenler aynı zamanda bedensel bir bellek üretir. 

Resmi ve dini törenler özünde "arşivlenen kolektif belleğin" oluşturulması ve sonrasında da pekiştirilmesidir. 

“Ülkeyi yönetenler, gerçekleri toplumdan kaçırıp, kıyıya köşeye sıkıştırarak, bir ülkenin giderek yok olmasına neden oluyorlar,” desem çok mu iddialı bir laf etmiş olurum? 

Ama ne bekliyoruz ki? 

“Andımız”ı yasaklayan, “Türk” ve “TC” demekten ürken, “Ne mutlu Türküm diyene!” yazılarını sildiren, Devletin kuruluş felsefesi ile uyumsuz, Atatürk’ü unutturmaya çalışan, Çanakkale Savaşını anarken bile ona Fatiha göndermekten sakınan kişilerin işbaşında olduğu bir dönemde, bundan farklısını beklemek hayalcilik olurdu sanırım. 

Son sözüm şu: Yeniden 19 Mayıs ruhunu yakalamazsak sonumuz hiç de iyi görünmüyor. 

 

 

 

 

 



368 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.778218.8534
Euro20.651620.7344