Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam537
Toplam Ziyaret1405082
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ATATÜRK VE CUMHURİYET ÜZERİNE 2
17/11/2020

 

KURULUŞ DÖNEMİ SORUNLARI

 Cumhuriyet kurulduğunda ülkemizin ve toplumumuzun içerisinde bulunduğu sorunları en iyi anlatan metin Mustafa Kemal Paşa’nın 30 Ekim 1923 günü Cumhuriyetin ilk başbakanı olarak görevlendirdiği İsmet Paşa’ya söyledikleridir. Bazı kaynaklar bu metnin bir mektup olarak verildiğini, bazıları da İsmet Paşa’ya sözlü olarak iletildiğini yazarlar. 

Bilgiler, M.Kemal Paşa’nın bakanlıklara yaptırdığı inceleme ve araştırma raporlarından derledikleridir. 

“Sevgili Paşam,

Cumhuriyetin ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Başdelegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın. Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Sorunlarımız ne kadar çok, imkânlarımız ne kadar az, bilmeni istiyorum.

Bize yazık ki geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz.

Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. Kışın batağa döndüğü için geçilmesi çok zor. Dört bin kilometre kadar demiryolu var Anadolu’da. Bir metresi bile bizim değil, üstelik yetersiz bir demiryolu ağı. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart.

Denizciliğimiz acınacak durumda.

Köylümüzü her halde topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Sen de ben de cephelerde çalıştık. Durumu yakından gördük. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.

Her yerde tefeciler halkı eziyor.

Çok az tarım mühendisimiz var. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.

Şu andaki doktor sayımız 337, sağlık memuru sayısı 434. Yüz elli kadar ilçede doktor yok. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Ebe sayısı çok az. Kırk küsur bin köye karşılık diplomalı ebe sayımız 136. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta denilebilir. Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyormuş.

Nüfusun %80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun oldukça önemlice bir bölümü yerleşik değil, göçebe.

Telefon, motor, makine yok denecek düzeyde. Teknolojiden yoksun bir ülkeyiz. Bütün sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal etmekteyiz. Avrupa’nın her çeşit malı için açık Pazar halindeyiz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.

Düşmanların tümüyle yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400.000’i geçecek. Göçmenlere ordunun yiyecek stoklarından yardım ediyoruz.

İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı bir halde. İktisatçımız da çok az. Çoğu bilip okuduğu kuramların dışına çıkamıyor. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi ise hiç çözülmemiş bir sorun olarak duruyor. Oysa Cumhuriyeti yaşatmak için onun insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. İki yıl önce Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir hars (kültür) şubesi kurmuştuk. Bu şube Anadolu kültürü ile ilgili eşyaları, belgeleri topluyordu. Ödeneği yükseltilemediği için bu hizmet gelişmedi. Birçok kültür eseri dışarı kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor.

Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumumuzu tam bilsinler. Bütçemiz yetersiz. Gelir kaynaklarımız kıt. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. İzmir İktisat Kongresi’nde Mahmut Esat Bey aracılığı ile duyurmuştum. Tartışılmadı bile. Daha acil, zor konular vardı. O konulara eğildiler. Bu düşünceyi günü gelince ayrıntılı olarak konuşuruz. Şimdi erken. Ama hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman geç kalmıştı.

Cumhuriyete uygun bir anayasaya gerek var. Uzman sayısı az. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkımızı kurtarmak için mümkün olan hızla sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüz yılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. Bu âna kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu.  Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.

Allah yardımcımız olsun!” 

“Toprak dağıtımı” hariç bu sorunlardan pek çoğunun, takip eden on beş yıllık dönemde Atatürk önderliğindeki Cumhuriyet hükümetlerince giderildiğini veya daha iyi duruma getirildiklerini biliyoruz. Sonraki kuşakların görevlerini hakkıyla yaptıkları ise tartışmalıdır.

…………………………………….

Akan zaman içerisinde sorunların değiştiğine tanık olunur. Örneğin, 19 Aralık 1930 tarihinde başlayacağı Trakya gezisi öncesi Atatürk’ün, çeşitli bakanlık temsilcilerinden oluşan bir komisyonla yaptığı toplantı sonunda ülkenin esaslı sorunlarının, “Cehalet, yoksulluk, devletin acemiliği ve var olan dünya ekonomik krizi ile yönetimlerin yasakçı anlayışı,” şeklinde sayıldığını görürüz. Atatürk, “işini ve halkı sevmeyen, mızmız, astını ezen, üstüne dalkavuk, kırtasiyeci, zorluk çıkarmaktan zevk alan memur tipinin” can yaktığını fark etmiş; “dinamik, iş bitirici, halka saygılı ve yardımcı yöneticilerin” azlığını görmüştür.  

Yeni sorunların, sonuç olarak, demokratik uygulamalarda geç kalınmasından kaynaklandığı açıktır. Buradan hareketle Atatürk’ün, devlet kurumları ve parti üzerinde halk denetiminin şart olduğunu görerek bu yönde tedbirler geliştirdiğini görüyoruz. 

CHP’nin 10 Mayıs 1931 tarihli Büyük Kongresindeki, Fırkamızın prensiplerini tatbik eden İcra Vekilleri arkadaşlarımız da, içimizdedir. Müzakere ve münakaşalarımız birlikte olacaktır. Bu müzakere ve münakaşaların feyizli neticeler verebilmesi için, arkadaşların kayıtsız ve şartsız serbest konuşmaları, tenkidi icap eden noktalar görüldükçe, müsamahalı davranmamaları lüzumu tabiidir,” sözleri dikkate değerdir.

Bu söz, biri birinin kopyası günümüz siyasi partilerinin başındaki tek adama dayalı, demokrasiyi özümseyememiş, yasakçı, eleştireni ötekileştirici ve dışlayıcı yöneticilerin bilgilerine ithaf olunur!



262 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076