Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam550
Toplam Ziyaret1405095
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ÖZEL HASTANESİ OLMAYAN ORDU
21/06/2017

Şehitler geldikçe, yaralı askerlerimizle, gazilerimizle ilgili haberleri okudukça oğlum; “Diyarbakır’da yaşadığımız yaralı askerimizle ilgili anımı niçin yazmadığımı,” sordu. “- Daha sırası gelmedi,” dedim birkaç kez. Israr edince de kaleme almaya karar verdim.
Bugün o anıyı paylaşacağım sizlerle.
…………………………………………………..
1993 yılı olmalı. Bölücü terörün tavan yaptığı yıl. Diyarbakır’da vali yardımcısıyım. Bir gün ilkokul öğretmenim Salim Yıldırım aradı. Telaşlıydı, telefondaki sesi. Hal hatır bile sormadan konuya geçti hemen: “-Yılmaz’ım, benim yeğen, ablamın oğlu, Şırnak Beytüşşebap’ta yaralanmış. Diyarbakır’a getirmişler. İlgilen onunla!” “- Elbette hocam, ilgilenirim. Ama adı nedir? Görevi ne? Hangi hastanede?”
O anlattı. Askerliğini Beytüşşebap’taki bir askeri birlikte yapmakta olan yeğeni, mayın patlaması sonucu yaralanmış. Arkadaşı şehit olmuş. Yaralı asker helikopterle Diyarbakır’daki Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılmış.
Sınıfını dahi sormamışım. İl Jandarma Alayı’ndan Merkez İlçe Bölük Komutanı olan yüzbaşıyı aradım. Bilgisi yoktu. Tıp Fakültesi’nde yakınen tanıdığım, intaniye doçenti doktor Mehmet Emin beyi aradım. “- En kısa sürede gidip durumuna bakacağım, merak etmeyin,” dedi.
Valilikte oldukça yoğun bir gün!. Kapıda bekleyen randevulu kamu yöneticileri, iş takibi için bekleyen vatandaşlar var. İşimi bırakıp, bekleyenlerden özür dileyip çıktım ve doğruca Tıp Fakültesi Hastanesi’ne gittim.
Kendimi tanıttım. Acil serviste buldum yaralı gaziyi. Serum bağlamışlar, ilk müdahaleyi yapmışlar. Servisteki görevli doktorların kıdemli olanı durumu hakkında bilgi verdi. “-Tetkiklerimiz devam edecek. Ayaklarda kırıklar, vücudun değişik yerlerinde patlayıcı parçaları var. Hepsini tespit edip gereken müdahaleleri yapacağız. Yüzünden yara almış, görmesi sorunlu. Gözlerini kaybetmiş olabilir. Vs. vs.”
Fakülte dekanına duyurmuşlar orada olduğumu, acil servise geldi. İzzet ikram. ...
“Yaralının ailesini tanıdığımı,” söyledim. Teskin ettiler. “- Meraklanmayın, sağlık için ne gerekiyorsa her şey yapılacak,” dediler. Beklemekten gayrı yapacak başka bir şey yoktu. İlgililere teşekkür edip ayrıldım.
Salim öğretmenimi arayıp bilgilendirdim. Yaralı askerin sanırım babası hayatta değildi. Ertesi gün, amcaoğlu veya hala oğlu bir yakını geldi. Hastaneye gönderdim. Kendisi için refakatçı kartı çıkartıldı. Yaralının acil ihtiyaçları ile o ilgilenmeye başladı.
Garip olan; yaralı piyade askerle ilgili hiçbir askeri görevli yoktu. Çok garipsedim.
Artık hemen her gün, öğle arasında veya mesai bitiminde gidip durumunu kontrol ediyor, bilgi alıyordum. Ben oraya vardığımda tüm görevliler yaralı ile ilgileniyormuş, görüntüsü içindeydiler.
Kaçıncı gündü hatırlamıyorum, yoğun bakımdan çıkarılarak normal odaya aktarıldı. Vücuttaki parçalar mevzi ameliyatlarla temizlendi. Yaralı, görmese de gelenlerle konuşabiliyordu.
Ayaklardaki kırıklar için ameliyat olması gerekiyor, ama nedense bekletiliyordu. Gözlerden biri hemen hemen kaybedilmişti. Diğerindeki hasar %50’ler seviyesindeydi. Yüzdeki yaralar sebebiyle yüzü, gözü iyice şişmiş vaziyetteydi.
Hastaneye yatışının üzerinden on gün kadar geçmişti. Refakatçısı bir gün: “- Abi, sen gelince görevli herkes buraya toplanıyor. Sen gidince kimse gelip gitmiyor. Ayak ve bacaklardaki kırıkların röntgenini dahi çekmediler. Hastanın durumu iyiye gitmiyor. İki gündür, beslenmesi de aksadı. İştahı yok. Damardan besleme verilmiyor. Dün odaya gelip çıkan iki hemşirenin arkalarından ben de koridora çıktım. Arkaları bana dönük, ‘On güne taburcu olur. Tahtalı köye!’ gibi bir laf ettiklerini duydum. Kahkahalarla ayrıldılar,” diye endişelerini dile getirdi. Ne yapabilirdim?
Durumun iyiye gitmediğini ben de görüyordum. Rektör yardımcısı Prof. Bünyamin Bey hem tabip hem de Hatay Dörtyol’dandı. Hemşehrimiz sayılırdı. Ona gittim ve durumu, kaygılarımı paylaştım. “- Sağlıkta ayırımcılık olmaz. Ama bunlar, ideolojik bölücüler, aksini yapabilirler. Bana da, rektöre de, dekana da ‘elimizden geleni yapıyoruz’ deyip; hiçbir şey yapmayan, aksine tersini yapan dahi olabilir. Bence hastayı askeri hastaneye aldıralım,” dedi.
Daha önce, niçin askeri hastaneye götürülmediğini, anlamamıştım. O gün belki de boş yatak yoktu. Bilmiyorum. Diyarbakır Askeri Hastane Baştabibi olan Tabip Albayla daha önce birkaç kez görüşmüşlüğüm vardı. Telefonla ulaşıp durumu anlattım. İlgilendi. “- Yatağımız var. Hemen sevkini sağlayın,” dedi. Sevk işlemlerini rektör yardımcısı Bünyamin Bey hemen o gün yaptırdı ve yaralı asker, askeri hastaneye kaldırıldı.
Yaklaşık kırk gün de askeri hastanede tedavi gören yaralının tüm ameliyatları tamamlandı. Hava değişimi verilerek, taburcu edildi.
………………………………….
15 Temmuz 2016 sonrası askeri hastanelerin sivilleştirilmeleri üzerine evde oğlum bana hep bu olayı hatırlattı. Olay olduğunda daha ilkokul dördüncü sınıftaydı. Bu olay, evde de konuşulmuş olmalı ki, o yaşta bir çocuğun zihninde yer tutabilmiş. Ve bizler aile içerisinde, “askeri hastanelerin sivilleştirilmesinin hiç iyi olmadığı” görüşünde birleştik.
Öyle bir ordumuz var ki şu anda, ne özel okulu ne özel hastanesi bırakıldı. Ergenekon davası ile başlatılan, “milli orduya yönelik kumpaslar” devam etmekte! Bence ordumuzun işlevsiz kalması, iğdiş edilmesi hedeflenmekte. Bu durumun, sahada çarpışan rütbeli rütbesiz askerlerimizin morali üzerinde, olumsuz etkisi olacağını değerlendiriyorum.
Hayırlı bayramlar dilerim.



566 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076