Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam94
Toplam Ziyaret1408215
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
MAYHOŞ ELMAYI AMASYA ELMASI İSTEYENE SATAMAZSINIZ !
26/06/2018

    24 Haziran seçimleri yapıldı, yaşandı ve bir kaç yerde yapılacak yerel itirazların karara bağlanmasıyla, belki bir iki milletvekilliği değişimiyle -küçük bir ihtimal- kesin sonuca bağlanacak. 

Benim gözümde seçimlerin galipleri Recep T. Erdoğan, -yarışı kaybetmesine rağmen- Muharrem İnce, MHP ve İYİ Parti’dir. Kaybedenleri Ak Parti, CHP ve Kemal Kılıçtaroğlu ile Meral Akşener; etkilenmeyenleri ise SP/Temel Karamollaoğlu ile HDP/Selahattin Demirtaş cephesidir. 

RTE her şeye karşın ipi göğüslemiş ve “padişahlığını” onaylatmış bulunmaktadır. Anayasa Hukuku’ndan anlayanlar, niçin bu tanımlamayı yaptığımı bilirler; anlamayanlar “zenginin malı, züğürdün çenesi” deyişini yaşar dururlar. Ak Parti ise kaybedenler safındadır. Hem oy, hem de parlamento çoğunluğunu kaybetmiştir. 

CHP’de cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce partisinin yüzde 8 puan ilerisinde oy toplamasına karşın yarışı kaybetmiş;  ama öte yandan, yüzde 4 puan oy kaybeden partisinin gelecekte genel başkanı olabileceğini göstermiştir. Bu durumda oy kaybeden CHP’yi yakın gelecekte genel başkan değişikliği beklemektedir. 

SP ve HDP cephesinde önemli bir değişiklik göremedim ben. HDP’nin saflarını sıklaştırdığı, kendi içerisinde daha da kenetlendiği söylenebilir. 

İçerisinde bulunduğum İYİ partiye gelince: Genel başkan kaybetmiş ama parti kazanmıştır. “Yüzde 10 oyla nasıl bir kazanmadır bu?” diye soran olursa söyleyeyim, Cumhuriyet tarihimizde bir partiden ayrılarak yeni parti kuran hiç bir ekip, partileşmesinin sekizinci ayında seçime girerek, kırkın üzerinde milletvekili ile parlamentoya girme başarısını gösterememiştir. Bu başarıya karşın genel başkanın cumhurbaşkanlığı yarışında HDP adayının bile gerisinde kalması “seçimin sürprizi” olmuş ve bir yenilgi olarak siyaset tarihimize yazılmıştır. 

Sonuçta, 24 Haziran’da İYİ Parti’nin, MHP’den kopup gelen yüzde 7’lik kurucu seçmenin yanına CHP’den yüzde 3’lük bir oy kaydırması ile yetindiği anlaşılıyor ki bu, ülkenin seçmen profiline ve siyaset sosyolojisi verilerine uygundur. Bu arada MHP’nin, İYİ Partiye giden seçmenleri yerine AK Parti’den seçmen arakladığı(!) görülmektedir. 

Bu yazıda özetle, İYİ Parti yenilgisinin sebepleri araştırılmaya çalışılacak. 

Aslında sonuç, yazının başlığında özetlenmiştir. Pazar esnafı veya mahalle manavı iseniz eğer, müşteriniz sizden kırmızı Amasya elması beklerken siz raflarınızı mayhoş (ekşimsi) yeşil elma ile doldurursanız malınız elinizde kalır, satamazsınız. 

Türkiye’de seçmenin yüzde 75’inin CHP’ye oy vermediği, vermeyeceği bilinmektedir. O halde İYİ Parti’nin hedef seçmeni bu %75’lik kitle olmalı değil midir? Parti kurucuları bu gerçeği bildiklerinden, kuruluştan itibaren “ittifaklara sıcak baktıklarını, DP ve isterse SP ile seçim ittifakı yapabileceklerini” açıklamışlardı. O dönemde genel başkanın, CHP yöneticilerini incitmemeye dikkat etmekle birlikte, hiçbir konuşmasında, “CHP ile ittifak yapılacağına” dair bir açıklaması yoktur. Doğru politika da bu idi. Ben dost meclislerinde ve arkadaşlarım arasında hep “İYİ Parti’nin CHP ile ittifak yapmayacağını” söylemiştim. 

Parti yönetimi “Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adaylığı” konusunda gösterdiği direnci “CHP ile ittifak yapmama” konusunda gösterememiştir. Sonucu ve yenilgiyi belirleyen, bazı küçük başka sebepler de bulunmakla birlikte, “CHP ile ittifak yapılması” olmuştur. 

Millet İttifakı açıklandıktan sonra, İYİ Parti’ye yönelen sempatide bir zayıflama olduğu gerçektir. Bunun kamuoyu yoklamalarında da görüldüğünü sanıyorum. Örneğin ben, AKP ve MHP’nin erken seçim kararı almalarına yol açan 1 Nisan 2018 tarihli Olağanüstü Genel Kurul toplantısına da 30 Mayıs 2018 tarihli parti ve cumhurbaşkanı adayı seçim beyannamesinin açıklandığı, “Milletle Sözleşme” toplantısına da katıldım. İlkinde, polisin resmi kayıtlarında “123 bin kişinin XRey cihazından geçerek toplantıya katıldığı” açıklanmışken; ikinci toplantıda salonun üst katının boş kaldığını bizzat görmüştüm. 

Mesele şudur: İYİ Parti yöneticileri, CHP ile ittifak yaparak, Erdoğan ve Bahçeli’ye “Bunlar CHP’nin yanındalar, verdiğiniz oy CHP’ye gidecek!” şeklinde özetlenebilecek bir propaganda argümanı verdiler. “AK Parti ve MHP, İYİ Parti ve Meral Akşener adını dahi anmadan ve CHP’ye vurarak” propaganda yaptılar. Kutuplaşma politikası sonunda, Cumhur İttifakı yüzde 75’lik çoğunluğun, Millet İttifakı ise yüzde 25’lik azınlığın tarafı şeklinde bir algı oluşturuldu. 

Bu nasıl oldu? İYİ Parti yönetimi ve Akşener nasıl oldu da başlangıçta belirlenen “doğru politikayı” değiştirdiler. İşin püf noktası burasıdır. 

Partinin karar mekanizmasında bulunmadığımdan ancak yorum yapabiliyorum. Sanırım, Yüksek Seçim Kurulu’nun İYİ Parti’nin seçimlere katılıp katılamayacağı tartışmaları esnasında CHP’nin 15 milletvekili ile destek vermesi sonrasında İYİ Parti yöneticileri,  CHP yöneticilerine bir “minnet borcu” duygusuna kapıldı ve bu psikolojik ortamda CHP’den gelen ittifak önerisini geri çeviremedi.  Millet İttifakı, İYİ Parti’nin hedef seçmen (müsteri) kitlesi tarafından “CHP Klübü” olarak değerlendirildiği için benimsenmedi ve seçim kaybedildi. 

İkinci önemli sebep,“seçimin bir baskın seçim olarak kurgulanması” dır. “Erken seçim vatana ihanettir!” denildikten on gün sonra erken seçim kararı açıklanmış ve 63 gün sonra da seçim yapılmışsa, bu seçim başka türlü tanımlanamaz. İYİ Parti yöneticileri 15 Temmuz’da bir baskın seçim beklediklerini söyledikleri halde, seçim kararı açıklandığında İYİ Parti daha altı ayını doldurmamış bir parti olarak, bir çok il ve ilçede teşkilatını kuramamış; mahalleler düzeyinde “Mahalle Yönetimleri ve Temsilciliklerini” dahi oluşturmamıştı. Van il yönetiminin seçimden iki ay, Özalp ilçe yönetiminin 25 gün önce oluşturulduğunu biliyorum. Yönetiminde bulunduğum Tarsus İlçe Teşkilatı olarak mahalle temsilcilikleri kurulmasına yönelik karar alınıp, görevli alt komisyonlar kurulduktan 10 gün sonra erken seçim kararı açıklandı ve biz daha tabanda örgütlenememişken, teşkilat çalışmasını bırakıp seçim çalışmalarına başlamak ve aynı anda bir yandan da tabanda teşkilat çalışması yürütmek zorunda kaldık. 

Bir diğer sebep de, milletvekili aday listeleri hazırlanırken yapılan yanlışlardır. Bunda Genel Merkezi suçlamak doğru olmaz. Daha il/ilçe yöneticileri biri birini henüz tanımamışken, Genel Merkez yöneticilerinden tüm adayları yirmi gün içinde yakından tanıyıp, doğru karar almasını beklemek anlamsız kalır sanırım. İl içi seçmen potansiyelinin de tam olarak listelere yansıtılamadığı yerler olmuştur. Örneğin Mersin illinde mevcut seçmenlerin %19,5’inin yaşadığı Tarsus’tan 13 kişilik listenin ilk altı sırasında hiçbir adaya yer verilmemiştir. Rakip partilerin hemen hepsi ikinci üçüncü sıralara Tarsuslu aday koyarken İYİ Parti Genel Merkezi’nin bu tutumu, İlçe Teşkilatı moral ve motivasyonu üzerinde travma yaratmış ve olumsuz etkilemiştir. Buna rağmen Tarsus’ta ülke oy oranı (% 9,95) üzerinde ve il oy oranı ortalamasına (% 13,56)  yakın, (% 13,50) oranda oy alınmıştır. 

İnanıyorum ki, tüm diğer siyasi partiler gibi İYİ Parti’de de, bir iç değerlendirme yapılacak ve dokuz ay sonraki yerel seçimlere hemen başlanacaktır,

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



529 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.778218.8534
Euro20.651620.7344