Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam357
Toplam Ziyaret1332821
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI - 19
16/07/2018

 

TARIM SİGORTALARI OYUNU

 

Emperyalist uygulamalar kıskacında tarım sektörünün durumunu inceleyen bir yazıda “Tarım Sigortaları” ve ülkemizdeki uygulamalarından bahsetmemek olmazdı. Bu bölümde, kişisel tecrübelerim de ortaya konularak bu konu tartışılacaktır.

 

2002 – 2013 yılları arasında ortağı olduğum bir hayvancılık şirketinin yöneticiliğini yaptım. İşletmede büyükbaş hayvan yetiştiriciliği “besi ve süt hayvancılığı” yapılmaktaydı. Başlangıcından 2007 yılı sonuna kadar, tüm hayvanlarımıza istisnasız “hayvan hayat sigortası” yaptırdık.

 

2005 yılında, basında “Tarım Sigortaları Kanunu çıkartılarak, bitkisel ve hayvansal üretimde sigorta primleri yarısının Devlet tarafından üstlenileceği” duyurulunca, karayolu taşımacılığı yapan bir arkadaşımla aynı yıl, “Gündoğan Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi” adıyla bir şirket kurarak, öncelikle kendi işletmelerimizdeki varlıkların ve işlerin sigortalarını kendi şirketimiz üzerinden yapmaya niyetlendik. Çünkü, 2004 yılında ortağı olduğum hayvancılık şirketinin sigorta prim ödemeleri 24.000 (o zaman ki para değeriyle 24 milyar) TL idi. Ortağımın yıllık sigorta giderleri daha da fazlaydı. Sadece kendi sigorta poliçelerimizden elde edeceğimiz komisyonlar, bu işe tahsis edilecek personelin ücretini fazlasıyla karşılıyordu. Sigorta aracılık şirketine, Ziraat Bankası’nın yan kuruluşu olan Başak Sigorta A.Ş.den acentelik aldık.

 

Haziran 2005 tarihinde 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu mecliste kabul edilerek yayınlandı. Teşkilatlanma tamamlanarak 2006 yılı başından itibaren de uygulama başladı. Kanunun 4.ncü maddesi ile; “Gelirleri her türlü vergi ve harçtan muaf, tüzel kişiliği haiz, Türkiye’deki tarım dalında faal sigorta şirketlerinin zorunlu ortaklığında, kanunla belirlenmiş yedi kişilik bir kurul eliyle yönetilen” ‘Tarsim Havuzu’ oluşturuldu. Kanun gereğince;

 

“ - Pazarlıksız tek tarife üzerinden hesaplanan primler havuz’a,

-     Tazminatlar havuzdan,

-     Sigorta şirketi komisyonunu alır!” mantığına dayalı bir sigorta sistemi oluşturuldu.

 

“Havuzun mevcudu tazminat ödemelerine yetmez ise, Havuz’un zararına Devlet Taahhüdü/Garantisi” getirildi. Bakanlar Kurulu Kararı ile bu kanun kapsamında düzenlenecek “poliçe primlerinin %50’si Devlet hibesi” olarak karşılanmaya başlandı.

 

Primler, sigortalanan hayvan sayısına, yaşına, bulunduğu bölgeye; hayvan sahibinin yaşına, cinsiyetine göre değişen prim oranları ve indirimleri sonucu belirleniyordu.

 

Ortağı bulunduğum hayvancılık şirketi işletmesindeki besi hayvanları için, Tarsim Kanunu öncesi çalıştığımız Güven Sigorta A.Ş. “besi hayvanı hayat sigortasında, bir yıl süreli poliçeler için, canlı hayvan hedef değerinin %2,8’i oranında” primle poliçe düzenlemekte; şirketimizin son iki yıldaki “hasarsızlık indirimleri” de dikkate alındığında, bizim prim oranımız hayvan hedef değerinin %2,2’si olarak uygulanmaktaydı.

 

Tarsim Sigorta Havuzu besi sığırcılığında bir yıl süreli poliçede hayvan hedef değerinin %4,5’i oranında bir bedel ile poliçe düzenlemeye başladı. Primin yarısını Devlet üstlendiği halde, bizim poliçelerimiz için ödediğimiz (%4,5 / 2 =) %2,25 oranı bile, bizim daha önceki prim değerimizin üzerindeydi.

 

Üstüne %10-20 arası bir “Muafiyet” uygulaması getirildi. Bu durumda bizim işletmemiz için sigortasız çalışmak, sigortalı çalışmaktan daha cazip duruma geldi.

 

2006 yılında Başak Sigorta A.Ş. üzerinden devam etsek de, 2007 yılından itibaren sigorta yaptır(a)maz olduk! 2009 yılında da Sigorta Aracılık Hizmetleri Şirketimizi tasfiye ettik.

 

“Muafiyet” uygulaması, poliçe düzenleyen acenteler tarafından iyi anlatılmadığından, pek çok üretici Tarsim Sigorta Havuzu’ndan hasar tazminatı alamadı. Bu durum tarım sigortasına güveni iyice aşındırdı.

 

Bugün Devlet desteğine rağmen sektör, kredi kurumları (banka) zorlaması gibi özel haller dışında, hâlâ sigortadan kaçınmaktadır. Bir süt ineği yıllık sigorta priminin, hayvan değerinin %10’undan fazla; küçükbaşlarda %7 - %9,2 arası (şap hastalığı için +%1; çiçek, veba, mavi dil hastalıkları için +%1,2 ek prim) olduğu dikkate alınırsa, sömürünün boyutu ve ciddiyeti daha iyi anlaşılır.

 

%20-30 arasında değişen “Müşterek Sigorta” düzenlemesi de cabası.(*)

 

Zorunlu trafik sigortasında “son iki yılda ortaya çıkan” uygulamalarda da olduğu gibi, yurdumuzdaki Tarım Sigortaları, tam bir “az gelişmiş sömürge ülkesi uygulaması” görünümündedir.

 

2006 yılından sonra ülkemizdeki, “hayat sigortası branşı” dışında faaliyet gösteren milli sigorta şirketlerinin pek çoğu yabancı sermayeye satılmıştır. Küresel Güç Odakları ülkemizdeki sigorta faaliyetleri üzerinden kendi kasalarına her yıl, yığınla kâr transfer etmekte; “Tarsim Havuzu” da, “Rekabet Kanunu ile getirilen kurallara aykırı biçimde, rekabet ortamına son vermiş olarak” bu sömürü çarkına aracı olmaktadır.

 

Hani, nerede “milli siyaset”?

 

(*) “Muafiyet” ve “Müşterek Sigorta” kavramlarını merak edenler “Sigortacılık Sözlüğü”ne bakabilirler. Açıklaması, yazının boyutunu artıracağından, es geçilmiştir. Y.A.

 

 

DEVAM EDECEK.

 

 

 

 

 

 

 



420 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
AYAN BEYAN (1) - 14/03/2022
“Ayan” “gözle görülen, açık, belli,” “beyan” ise “bildirme, söyleme” anlamlarına gelir. İki sözcük birlikte yazıldığında, “ayan beyan”, “besbelli, apaçık, açık seçik bir biçimde…” demektir.
 Devamı
AlışSatış
Dolar17.928518.0003
Euro18.311018.3843