Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam79
Toplam Ziyaret1408200
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ÖNCESİYLE, SONRASIYLA ‘15 TEMMUZ 2016 KALKIŞMASI’ - 4
12/09/2018

 

2.  15 TEMMUZA GİDEN YOL 

“AK PARTİ”, “GÜLEN HAREKETİ” VE “FETÖ”

28 Şubat süreci Milli Görüş ile Gülen Cemaati’nin aralarını açmıştı.

Yaklaşık on yıl sonra, “27 Nisan Olayı” AK Parti Hükümetine “TSK ile doğrudan hesaplaşması gerektiğini” gösterdi. Bu konuda çok uzun bir süredir hazırlıklar yapmış olan Gülen Hareketi’yle iş ve güç birliğine gitmeleri kaçınılmazdı ve öyle de oldu. Yani Erdoğan ile Gülen’in yollarını kesin bir şekilde birleştiren kişi, dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt oldu.

AKP'nin yıldızının parlaması ve iktidara gelmesiyle birlikte parti ile cemaat arasında ilan edilmemiş bir ittifak doğmuştur. Cemaat, üyelerinin partiye oy vermesi karşılığında birçok imtiyaz (milletvekilleri, bakanlar, çalışma özgürlüğü ve yayılma) elde ettiler. Devlet aygıtı Gülen taraftarlarının emrine sunuldu.

Özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya’nın başta Müsteşar Hakan Fidan olmak üzere eski ve yeni 5 MİT yöneticisini “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağırmasıyla patlak veren krizle birlikte, genellikle üstü örtülü bir şekilde dile getirilen, “Gülen cemaatinin devlet içinde güçlü bir şekilde örgütlenmiş olduğu” iddiaları, yeniden tartışmaya açıldı.

Başbakan Erdoğan, MİT olayı hakkında; “- Hiç kimse kriz duasına çıkmasın. Kimse kaos, çatışma hayalleri kurmasın. Bu ülkenin tüm kurumları, tarihte hiç görülmedik biçimde uyum ve motivasyon içinde görevlerini yapıyorlar. Ne devletin kurumları arasında ne de bu milletin evlatları arasında bir anlaşmazlık yoktur ve olamaz!” dese de, devasa paraların aktığı ve genç kesimlere yönelik en büyük çekim alanı olarak görülen dershanelerin kapatılmasına karar verildiğinin açıklandığı gün, “dananın kuyruğu koptu”. Çünkü dershanelerin yaklaşık dörtte biri Gülen Hareketi’nin vakıf ve şirketleri sahipliğindeydi.  

Cemaat’in, Risale-i Nur geleneğinin “medenilere galebe ikna ile olur” klasik düsturu ile özetlenebilecek yaklaşımı, muhafazakâr ve seküler insanlarda Batılı anlamda bir sivil toplum teşekkülüne dönüşebileceği beklentisi oluşturmuş ve bu beklenti ile Cemaat’e ciddi bir toplumsal kredi verilmişti.

Avrupa Birliği (AB) istikametinde reformlar yapan AK Parti iktidarına destek verme referansı ile Cemaat, tarihinde ilk defa bir partiye angaje görüntü çizme pahasına kendi gündemi ile uğraşan sivil toplum ekseninden, siyasi taraf olduğu bir alana geçti. Böylelikle Cemaat, tabanının farkında olamayacağı dozda  bir siyasallaşma sürecine girmiş oldu. Devlet kurumları adeta parti kurumuna dönüşüp, medya organları tek tek AK Parti eline geçip, otoriterleşmenin ilk evresi tamamlanırken, “herkese kucak açma ve herkesi kendi konumunda kabul edip gerçek sivil toplum örgütü prensipleri ile hareket etme” taahhüdü veren Cemaat, kendi felsefesine büyük ölçüde sırt çevirerek, AK Parti’nin yaşam alanına hapsolmuş oldu.

Ne var ki, “iktidar ve makamları ayaklarımızın altındadır, gönülleri fethetmeye geldik” diyen felsefeye bulaşan “devlet virüsü”, bu tarz bir siyasetten ve devletten geri çekilmeye mani oldu. Ya da Amerikan Gizli Servisi’nin tam kontrolüne girip, Müslüman ülkelerde uygulama aracı olarak kullanılması, lider kadronun bu çekilmeyi akıl etmelerine bile fırsat vermedi.

Cemaat, toplumdaki olumlu algısının çoğunu, ülkede otoriterleşme ve yolsuzluk gibi büyük sorunların kaynağı olarak ilan ettiği AKP ile mücadele etmeye başladığı zaman değil, daha öncesinde, “eğitim gönüllüsü, sivil toplum örgütü” kimliğini siyaset uğruna ikinci plana attığı gün, kaybetmişti.

 Bu süreçte diğer önemli bir eşik, 17-25 Aralık 2013’de ortaya çıkan yolsuzluk dosyalarıdır. Şahsı ve aile fertlerini de içine alan operasyonlara karşı Erdoğan, eski ortağı Gülen Cemaati’ni önce bu operasyonlar ile “Darbe Yapan Paralel Devlet”, sonrasında ise “Fetullahçı Terör Örgütü” olarak tanımlama yolunu seçmiştir.

 Sürecin facia anı ise 250’den fazla insanın ölümü ile sonuçlanan, bu incelememizin konusu, 15 Temmuz 2016 Kalkışması’dır. Bu olay ulusal bir travmaya dönüşmüştür ve etkileri uzun süre devam edecektir. Erdoğan darbe girişiminden Cemaat’i tek başına sorumlu tutmuş ve bu konuda Cemaat’e “Terör Örgütü” denmesi konusunda önde gelen neredeyse tüm siyasi aktörlerin ve medyanın desteğini almıştır.

 “Allah’ın bir lütfu” olarak nitelediği bu kalkışma sonrasında Erdoğan, Olağanüstü Hal ilan ederek, Hukuk Devleti kavramını askıya almış; çağdaş devletlerde kutsal sayılan “mülkiyet hakkı”  ihlalleri bile olağan hale gelmiştir.

Günümüzde, “AK Parti – Gülen Cemaati ortaklığının hiç yaşanmadığının iddia edilmesi” kimseyi ikna etmemektedir. Dahası, Cemaat’in yargı, polis ve silahlı kuvvetler içindeki ilişkileri en nihayetinde, hem bu memurların, hem de sivil takipçilerinin hayatını zehir etmiştir. 

Bu kalkışmayı yapanların ve kalkışmaya karışanların “BOP uygulayıcıları tarafından kullanılmış olmaları” büyük ihtimaldir. 

Onlara, Devleti yönetenlerce, “bilerek bir alan açıldığı, yol verildiği” de aynı büyüklükte bir başka ihtimaldir. 

Bilmem anlatabildim mi?

 


DEVAM EDECEK.



456 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.778218.8534
Euro20.651620.7344