Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam509
Toplam Ziyaret1405054
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI - 16
01/07/2018

HAYVANCILIĞIMIZ ÜZERİNDE OYNANAN OYUNLAR / 1
Bu bölümde üç ayrı yazı halinde, ülkemizdeki “Tavukçuluk, Küçükbas Hayvancılık ve Büyükbaş Hayvancılık” çalışmaları ile bu alanlardaki Küresel Güç Odakları senaryolarını,senaryolara uygun uygulamaları ve aleyhimizdeki oyunları inceleyeceğiz.
TAVUKÇULUK
Rockefeller Vakfı’nın 1960’lı yıllarda sektöre girmesiyle tavuk üretimi teknolojisinde patlama yaşandı. Melezleme yoluyla etçi ve yumurtacı ırklar geliştirildi. Etçi ırklarda yem gereksinimi %57 azaltılırken, canlı ağırlık artış hızı %65 oranında artırıldı. Broiler (etçi tavukçuluk) endüstrisi 1985-2015 arasında %158 büyüdü. Büyüme, pazarı elinde tutan yumurta tavukçuluğunda iki, et tavukçuluğunda ise 7-8 uluslar arası firmaya yaradı.
Hibrid devriminden önce ortalama bir et tavuğu, yediğinin %25’ini ete dönüştürürken bugün %50’sini ete dönüştürmektedir. Yumurta tavuklarının yıllık yumurta verimi ise yılda ortalama 200’den 300’e çıkmıştır.
Ancak tüm bu ekonomik iyileşmelere karşın FAO nun 2007 yılındaki verilerine göre yer yüzünde kayıtlı bulunan 1.273 tavuk ırkından 40’ının (%3,1) tamamen yok olduğu, 254 ırkın (%19,8) soyunun tükenmekte olduğu, 165 ırkın (%12,4) kritik durumda ve koruma altında olduğu, 493 ırk (%38,7) hakkında her hangi bir bilgi kaydı olmadığı; mevcut ırklardan sadece
321’inin (%25,2) herhangi bir tehdit altında olmadığı bildirilmiştir. Endüstrileşen her alanda olduğu gibi tavukçulukta da endüstri, çeşitliliği azaltmakta ve yok etmektedir.
Yurdumuzda yıllık toplam kanatlı eti üretimi 1990 yılında 217.259 tondan, 2016 yılında 2.102 bin tona ulaşmıştır. Sektör, tarım dalları içerisinde, destek verildiğinde, dünyanın diğer ülkeleri ile yarışabilecek niteliklere sahiptir. Kişi başı tavuk eti tüketimimiz 1990 yılında 2,87
kg. iken; 2016’da 21,94 kg. seviyesine ulaşmıştır. Yumurta tavuğu, köy tavuğu ve hindi tüketimini de eklediğimizde yıllık kişi başı kanatlı eti tüketimimiz 23,24 kilograma çıkmaktadır.
ABD, dünya tavuk eti üretiminin %23’ünü tek başına gerçekleştirmekte; Türkiye ise toplam üretime %0,9 oranındaki katkısıyla 18.nci sırada yer almaktadır. Bunda, 1972-2003 yılları arasında Türkiye Kalkınma Vakfı öncülüğünde geliştirilip, halka açık şirketler şeklinde örgütlenen KöyTür’ün emek ve katkısı yok sayılamaz. 1995-2002
yılları arasında üst yönetici ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev üstlendiğim TKV topluluğu ve KöyTür şirketleri hakkında ek bilgiler vermem gerekebilir.
TKV 1972 yılında Tarsus’un dağlık köylerinde bir “kırsal kalkınma yöntemi” olarak başlattığı kümes hayvancılığı yoluyla yoksul köylülerin gelirlerinde iyileştirmeler sağlarken, ülkemizde kanatlı eti üretimini de uluslar arası ölçekte geliştirmiştir. 1990’lı yıllarda toplam ülke kanatlı eti üretiminin yaklaşık 1/5’i bu vakfa bağlı şirketlerle çalışan köylülerce üretilmekteydi. “Köylünün yanında ve sağlıklı tavuğun peşinde” olması onun sonunu
hazırladı. 2001 yılındaki ekonomik krizden etkilenen KöyTür, kurtarılabilecek halde iken kurtarılmadı; bilinçli olarak batırıldı.
KöyTür’ün nasıl iflas ettirildiğini kayda geçirmek istiyorum. KöyTür’ün kuruluş ve büyüme aşamasında İsviçre Kalkınma Ajansı SDC den destek alınmış; Dünya Bankası kuruluşu IFC ve Hollanda Kalkınma Ajansı DEG den dolar bazında borçlanılmıştı. 1996 yılından itibaren TKV olarak, yerli üretimi iç talebi karşılamayan, tavuk yeminin ana hammaddeleri “soya fasulyesi ve mısırın yerli üretimini geliştirmek” için bir proje başlatmıştık. Proje sorumluluğu benim üzerimdeydi. Sulama altyapısı iyileştirildiği halde ürün deseni geliştirilemeyen GAP Bölgesi’nde tahıl sonrası ikinci ürün olarak mısır üretiminin teşviki gerekiyordu. Şanlıurfa’da ilk mısır kurutma tesisini TKV olarak biz kurduk. Bölgede sözleşmeli üretim modeli ile mısır
üretimini başlattık. Aynı proje Çukurova, Samsun-Çarşamba, İzmir-Menemen ve Torbalı’da da yürütülüyordu. 1999 yılında toplam 60 bin dekar alanda ürettiğimiz mısır ve 10,6 bin dekar alanda ürettiğimiz soya fasulyesi, KöyTür şirketlerinin yıllık ihtiyaçlarını hemen hemen
karşılar hale gelmişti. Bu durum, o yıllarda Türkiye pazarına girmeye çalışan Cargill’in hoşuna gitmedi. 2001 krizi ile patlayan dövizdeki kur artışı -ki dolar kuru bir gecede 670 bin TL’den 1.100 bin TL’ye çıkmıştı-, Vakfın elindeki, sözleşmeli üretimde kullanılan işletme sermayesinin, ödeme vadesi gelen döviz cinsi borçları karşılamak üzere elden çıkarılmasına yol açtı. TKV,
2001 yılından itibaren sözleşmeli üretim yaptıramaz oldu. Haliyle piyasadan mısır satın alınmaya başlandı. Ben TKV’deki görevimden 2001 yılı sonlarında ayrıldım. Sonradan öğrendiğim kadarıyla, piyasanın en büyüğü Cargill’den satın alınan mısırın bir bölümü için 2 milyon dolarlık teminat mektubu verilmiş. Cargill bu teminat mektubunu nakde çevirerek
kullanmış. Üstüne, KöyTür hakkında piyasada, “Borcunu ödeyemez haldedir!” diye dedikodu yayılınca, KöyTür, kaçınılmaz olarak, veresiye yem hammaddesi alamaz hale geldi. TKV çiftçilerinin kümeslerindeki canlı materyalin bir kısmı telef oldu. Üretim durdu. Üretim çarkının
durmasıyla diğer borçlar da ödenemeyince, 2005 yılında iflas kaçınılmaz hale geldi.
KöyTür topluluğunun iyi yönetilmediğine, taşradaki şirket müdürleri ile merkezde bulunan bazı üst yöneticilerin özellikle topluluğun İç ve Dış Ticaret A.Ş. adlı tedarik şirketi üzerinden şirket imkanlarını kendi özel çıkarları için kullandıklarına tanık olmuş ve bu konuda Vakıf üst yönetimini zaman zaman örnek olaylarla uyarmıştım. Kötü yönetim bir sebep olmakla birlikte,
KöyTür’ün batışına asıl sebep, gelişmeleri bildiği ve bilgilendirildiği halde iktidarın ‘batarsa batsın yaklaşımı’dır. Oysa KöyTür 11 ayrı bölgedeki 18 ilde, 2.000’den fazla köylü aile ile üretim ve ülkenin her yanına dağıtım yapmaktaydı. Üstelik topluğun DEG ve IFC’ye olan borçları da Devlet (Hazine Müsteşarlığı) bilgisi ve izniyle gerçekleşmiş borçlardı.
“Kuş gribi yalanı” tavukçuluğumuzun millilik vasfını kaybetmesinin köşe taşı olmuştur. Buyalanla tavukçuluk işletmeleri Dünyanın her yerinde küreselleştirildi. Türkiye’de de KöyTür’eek olarak “Banvit”, “Mudurnu Piliç”, “Şeker Piliç”, “Bey Piliç”, “Özhen”, “Entaş”, “Şen Piliç” gibi
diğer yerli şirketler de ya kapandı, ya satıldı. Sektörün en büyüğü ve 1,9 milyar liralıkcirosuyla 2016 yılında 500 büyük yerli şirket arasında 44.ncü sırada bulunan “Banvit”,Rockefeller’in ortak olduğu Brezilyalı BRF GmbH şirketine satıldı. Pazar tamamen küreselsermayenin eline geçmiş oldu.
Dünyanın en büyük etçi ana damızlık ve damızlık civciv üreticisi Aviagen Türkiye’de depazarın en büyüğü haline geldi.
Bu yapılanlara “milli politikadır” diyebilir misiniz?
DEVAM EDECEK.


686 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076