Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam93
Toplam Ziyaret1408214
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
TİN TİN GİDİP, TIN TIN DÖNMEK
28/06/2016

 

Başlık alıntı değil, kendim uydurdum. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne uyar mı uymaz mı, kontrol etmeden, bilemem. “Tin tin gitmek; iştahla, sevinçle, coşkuyla ve aceleyle gitmek” diye düşündüm. “Tın tın dönmekse; gidilen yerden hiçbir şey öğrenmeden, bir işe yaramadan ve hiç bir şey edinmeden boş dönmek” anlamına kullanılmıştır.

 Nereden çıktı bu laf derseniz, açıklayayım. 19 Haziran’da MHP Büyük Kongresi toplandı Ankara’da. Çağrı sebebi belliydi toplantının: “Parti Tüzüğü’nü değiştirmek”. Nitekim değiştirildi de! Ancak toplantı sonrası Bayan Akşener dışındaki genel başkan adaylarından Sayın K. Aydın ve Sayın S. Oğan ayrı ayrı açıkladılar ki: “Tüzüğün değiştirilmesi için verilen 14 önerge bilgileri dışında ve Sayın Akşener tarafından hazırlanmış; yeterli tartışma ve değerlendirme yapılamadan kabul etmek durumunda kalmışlar.”  Sormazlar mı adama: “- Ey mübarekler siz orada ne yapıyordunuz? Fotoğraf çektirmeye mi gittiniz?” diye.

Tüzük Kurultayı’na gidiyorsanız, hazırlığınızı önceden yapacaksınız. Önergelerinizi, gündeme geçilmeden Divan’a takdim edeceksiniz. Divan gelen önergeleri konularına göre birleştirerek Komisyon’a havale edecek ve önergeler orada tek metin haline getirilerek Genel Kurul’un oylarına sunulacak. Velev ki Sayın Akşener de hazırlık yapmasaydı, Büyük Kongre amacına ulaşabilir miydi?

Aynı yönde benzer bir eleştiriyi 15 Mayıs’ta da duymuştuk. Büyük Kongre için gelen delegasyonun yolu güvenlik kuvvetlerince kesilip, toplantı yerine ulaşmaları güç kullanılarak engellendiğinde, beyefendi genel başkan adayları geri dönmüş ve toplantı ısrarından vazgeçmişler; bayan Akşener ise güç kullanan görevlilere, “Büyük Kongrenin niçin engellendiğini, emri kimin verdiğini, bu emrin yasal olmadığını, ve diğer hususları” içeren bir “tutanak” yapılmadan engelleme noktasını terk etmemiş; daha sonra da “bu tutanağın günü geldiğinde işleme konulacağını ve sorumlulardan hesabının sorulacağını” beyan etmişti. Ancak beyefendi genel başkan adaylarımız “Sayın Akşener’in toplanma yerini terk etmeyerek, ya da en geç terk ederek, bu arada da hazıruna hitap ederek,  aralarındaki mutabakata uymadığını” söylemişlerdi.

İşte bu iki olay bende parti genel başkanının kim olması gerektiğine dair bir kanaat oluşturdu. 19 Haziran akşamına kadar adaylar hakkında nötr olan ben, artık bir kanat sahibiyim. MHP Genel Başkanı Sayın Meral Akşener olmalıdır. Çünkü bu şerefi “o” hak ediyor. Diğerleri ise “tin tin gidiyor, tın tın geliyor.”

Ama haksız mıyım?

Sayın K. Aydın’ın, Sayın S. Oğan’ın ve Sayın Ü. Özdağ’ın kişiliklerinden, saygınlıklarından, millet ve vatan uğruna sevdalarından, ülkücülüklerinden zerrece şüphem yoktur. Ama onların biraz daha pişmeleri, biraz daha öğrenmeleri gerekiyor politika denilen bu oyunun kurallarını. Tarihte nasıl Enver Paşa’nın vatan, millet ve din sevgisinden şüphe duyulamayacağı bir gerçek iken, koskaca bir imparatorluğun dağılmasına yol açmışsa; nasıl Ebulfeyz Elçibey Azerbaycan’ın yetiştirdiği ender milliyetperverlerden biri olduğu halde, ülkesinin 1/3’ünün Ermeni işgaline yol açan gelişmeleri engelleyecek tedbirleri uygulamaya koyamamışsa, bu da öyledir. Genel Başkan olacak kişinin en milliyetçi, en ülkücü, en dindar,  en bilgili, en bıçkın, en yakışıklı olması yeterli değildir. “Ön görü” ve “uz görü” sahibi olmalıdır. Şampiyon bir satranç oyuncusu gibi ileriyi görebilmelidir.

Aynı konuda bir itiraz da, henüz daha Sayın Bahçeli’nin safında duran partililerden gelebilir. Onlar mevcut adayların “lider, doktrin ve teşkilat üçlemesine itaatsızlık yaptıkları” iddiasındalar. Ancak gözden kaçırdıkları bir husus var. Bir defa itaatsızlık, doktirine ve teşkilata değil, lidere karşıdır. Doktrin savunuluyor, teşkilatın başına geçmek hedefleniyor. Ama lider, 1 Kasım 2015 tarihindeki hezimetle sonuçlanan seçimde, demokratik meşruiyetini kaybetmiş sayılıyor. Bunlar, “lidere değil, meşru lidere itaat” ilkesini savunuyorlar.

Türk tarihinde, savaşı kaybettiği halde (muharebeyi demiyorum) ordusunun başında kalan komutan; ya da ülkesinin istilasına yol açıp ta tahtta kalan bir padişah hatırlıyor musunuz? Mes’ele, bu kadar basittir.

Sayın Bahçeli 1 Kasım seçimlerinde büyük bir hezimet alarak seçimi (savaşı) kaybetmiş;  istifa edip partinin sahiplerine, yani ülkücü iradeye, hesap vermek yerine; önce oyalama, sonra da hukuksuzlukla ülkücü iradeyi tanımama, hatta ülkücü iradeye çamur atma yolunu seçmiştir.  Oysa MHP delegesi AKP delegesinden farklıdır. Geneli “siyasi anlamda kaderin çemberinden geçmiş” çıkarcı değil, idealist insanlardır.  Vefakardırlar, cefakardırlar. Partinin geleceğini değil, ülkenin geleceğini öne alırlar. Dolayısıyla, tüm bu gelişmelere rağmen, Sayın Bahçeli’nin yanında saf tutmaya devam edenlerden de bu partiye genel başkan olacak kimse çıkmaz. Adaylar çıkabilir ama “meşru otoriteye itaat etmekle, başta bulunana biat etmek” arasındaki farkı ayırt edemeyenden, genel başkan da olmaz! MHP’nin üst kurul delegeleri durumu değerlendirebilecek olgunluktadır. Bu, budur !.

Saygılarımla,

 

 



593 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.778218.8534
Euro20.651620.7344