Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam507
Toplam Ziyaret1405052
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI – 11
31/05/2018

 TARIM ÜRÜNLERİMİZ ÜZERİNDEKİ OYUNLAR / 2

 

ŞEKER PANCARI

Cumhuriyetin kuruluşu ile paralel gelişen şeker sanayisi ve şeker pancarı tarımı ülkenin şeker ihtiyacını dışa bağımlı olmadan karşılaya gelmiştir. Ülkemizde şeker pancarı tarımı, 2000 yılında, yaklaşık 500 bin çiftçinin, diğer bir ifadeyle 3 milyon insanın hayatını etkilemekteydi. Ayrıca, şekere ilave ürünler olan melas ve yem olarak kullanılan posa sebebiyle, hayvancılıkla da iç içe geçmiş durumda idi. Konu tarım, tarımsal sanayi, işlenmiş temel gıda ürünleri ve istihdam gibi, değişik dal ve konularla bir bütünlük teşkil etmektedir. 

 

Bugün ülkemizde mevcut 7 şirket bünyesindeki toplam 33 şeker fabrikasında şeker pancarı şekeri; çoğu yabancı sermayeli 5 şirket eliyle de Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) (mısır/glikoz şurubu) üretimi yapılmaktadır.

 

4 Nisan 2001 tarihinde 4634 sayılı Şeker Kanunu ile “Şeker Kurulu” adında bir otorite oluşturulmuş ve ekim, üretim miktarları Kurulun kotasına bağlanmıştır. Kanunla “güya”, “Yurt içi talebin yurt içi üretimle karşılanmasına ve gerektiğinde ihracata yönelik olarak Türkiye’de şeker rejimini; şeker üretimindeki usul ve esaslar ile fiyatlandırma/pazarlama şart ve yöntemlerini düzenlemek” amaçlanmıştır.

 

“Amaç budur!” denilse de, Kanun’un 4.ncü maddesindeki düzenleme, ülkede şeker üretimini artırmak yerine azaltmaya yönelik hükümler taşımaktaydı.

 

1998 yılında 500.951 hektar ekim alanından yapılan şeker pancarı üretimi 22 milyon tondan; 2015 yılında 272.990 hektar ekim alanına ve 15,8 milyon ton üretim miktarına gerilemiştir. 2016 yılı Nisan ayında uygulamaya konulan sıfır gümrük tarifesi kararının üretimimizi daha da olumsuz yönde etkileyeceği açıktır. Ekim alanlarındaki ve toplam üretimdeki daralmaya karşın birim alandan elde edilen üretimde artış görülmektedir.

 

1998 yılında başlayan ve 2001 yılında 4634 sayılı yasa ile hükme bağlanan kotalı üretim sistemi sektördeki aşırı stok riskini azaltırken, nişasta bazlı şeker (NBŞ) ve kimyasal tatlandırıcılar tüketimi, şekere alternatif olarak, yaygınlaşmıştır. İzoglikozun (NBŞ) hızla şekerin yerini alması Türkiye açısından önemli bir ekonomik ve toplumsal sağlık riskidir. Zira, NBŞ hammaddesi olan mısır dışarıdan ithal edilmektedir. Türkiye’de yeterli mısır üretilse dahi, bunun işlenmesi ile ortaya çıkacak katma değer ve istihdamın şeker pancarı kadar yüksek olmaması nedeniyle, tarım politikası açısından dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

2002-2003 sezonunda 2.341 bin ton olan şeker üretim kotası, 2013-2014 sezonunda 2.460 bin ton; NBŞ kotası ise 305 bin ton olarak gerçekleşmiştir.

 

2002 yılında: Şeker ithalatı 1,2 bin ton, ihracatı 123,5 bin ton; NBŞ ithalatı 23,6 bin ton, ihracatı 27,5 bin ton iken;

 

2014 yılında: Şeker ithalatı 4,6 bin ton, ihracatı 15,9 bin ton; NBŞ ithalatı 15,7 bin ton, ihracatı ise 167,2 bin ton olarak gerçekleşmiştir.

 

NBŞ üretim kotası Avrupa ülkelerinde toplam üretimin %2’si oranındayken, bizde kanundaki %10 oranı Bakanlar Kurulu kararı ile %12 ve %15 gibi yüksek oranlarda seyretmekte ve yabancı sermayeli bu şirketlerin, Devlet yönetimindeki bazı “iktidar sahipleri” tarafından kollandığı anlaşılmaktadır. Bu kotalarla, şeker pancarına üvey evlat muamelesi yapan hükümetler tarafından Türkiye NBŞ ye mahkum edilmiştir. Bizatihi şekerin kendisi sağlık bakımından zararlı görülürken, NBŞ nin şekere oranla kat be kat daha zararlı olduğu (3 kg. NBŞ, 750 kg. şekere denk)(!) bilimsel çalışmalarla ortaya çıkartılmıştır. Kişi başı NBŞ kullanımı AB ülkelerinde 1-1,5 kg. iken ülkemizde 6 kg. civarında olup, her yıl artmaktadır.

 

NBŞ kullanımı, kronik hastalıkları salgına dönüştürdüğü gerekçesiyle Fransa, Avusturya, Hollanda, İrlanda, İsveç, Yunanistan, Portekiz, Slovenya, Danimarka ve İngiltere’de yasaklanmıştır. Ülkemizde ise hiçbir denetim yoktur. 320 bin ton NBŞ üretimi ile 28 ülkeden oluşan AB toplam NBŞ üretiminin %40’ını üretiyoruz. Bu üretimi gerçekleştirebilmek için dışarıdan mısır ithal etmekteyiz. 2006 yılındaki mısır ithalatımız sadece 30.500 kg. iken, 2015 yılında 1,7 milyon tona ulaşmıştır. Hem de GDO lu mısırdır bunlar!

 

24 Aralık 2017 tarihinde yayınlanan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 4634 ve 4733 sayılı kanunlarda değişiklik yapılarak Şeker Kurumu ve Şeker Kurulu ile Tütün ve Alkol Piyasasını Düzenleme Kurulu lağvedilmiş; görevleri Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na devredilmiştir. Buradan, bu iki kurulun Uluslar arası Sermaye tarafından verilen “görevlerini hakkıyla yaptıkları için, varlıklarına artık ihtiyaç kalmadığını” söyleyebileceğimiz gibi lağvedilen kurullar eliyle kullanılan yetkilerin bundan böyle Hükümet edenlerce, bir “rant aracı” olarak kullanılacağını da varsayabiliriz.

 

696 sayılı KHK’nin yayımını takiben Devlete ait 25 şeker fabrikasından 14’ü özelleştirme kapsamına alınarak satışa çıkartılmış ve ‘bu yazının yayına girdiği günlerde’ bir kısmı satılmış bulunmaktadır. Bu durum Küresel Güç Odakları (KGO) açısından bir başarı göstergesidir. Kararın açıklanmasını takiben, ortaya çıkan toplumsal tepkileri azaltmak gayesiyle üretimdeki NBŞ kotasını düzenleyen yasa hükmünün %10’dan %5’e çekildiğini; ancak NBŞ ithalatındaki gümrük vergisi oranının da Bakanlar Kurulu kararı ile sıfıra indirildiğini(!) hatırlatmak zorundayım.

 

Bu uygulamalara “milli siyaset” denilebilir mi?

 

DEVAM EDECEK.

 

 

 

 

 

 

 

 

 



501 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076