Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam526
Toplam Ziyaret1405071
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
BİLDİN Mİ IĞDIRLI HASAN ONBAŞIYI
27/12/2017

Türk’ün Evladı,
“Kudüs, Kudüs” diyoruz da, sen hiç duydun mu, bildin mi Iğdırlı Hasan Onbaşı’yı?
Bu satırları okuyacak çoğu kişinin, daha önceden Iğdırlı Hasan Onbaşı’yı duyduğunu, bildiğini sanmıyorum. Aslında onu, o kuşağın adanmışlığını, mevcut ve gelecek nesillerce bilinir kılmak, tarihçilerimizin ve gazetecilerimizin kutlu bir görevi olmalıdır. Onlar ki, “… dönmeyi hiç düşünmediler!”
Hikayeyi ilk defa duyduğumda, -bundan 20-25 yıl evveldi sanırım- olgunlaşmamış bir ayva ya da murt yemişçesine, boğazımda düğümlenen yumrunun, birkaç saat değil günlerce, boğazımda kaldığını hatırlıyorum. Kollarım yana, başım öne düşmüş; sanki bir Selçuklu oku kalbimi tam ortasından delmiş; ama dışarıya da çıkmadan orada saplanıp kalmış gibi hissettim kendimi, günlerce.
O, ne yüce bir görev sahiplenmesiydi Allahım!
1990’lı yıllarda, basında; “Bir Japon askerinin Okyanusya adalarından birinde, İkinci Dünya Savaşı üzerinden 50 yıl geçtikten sonra bulunduğu ve bulunduğunda savaşın devam etmekte olduğunu, sandığını” konu eden bir haber okumuştum. Bu, onunla da kıyaslanamazdı. Bu, tarifi mümkün olmayan bir sadakat, anlatılamaz bir bağlılık ve yaşanmadıkça anlaşılamaz, ulu, ulvi bir inanç yumağı idi!

Hikayenin bir özetini Yeniden Milli Mücadele Dergisi’nin 11-17 Aralık 2017 tarihli 550.nci sayısında görünce, dostlarımla paylaşmak istedim.

Son günlerde ülkemizin iç ve dış politik gündeminde Kudüs çok yer aldı. “Konuya bir de öte taraftan bakabilir miyiz?” diye düşündüm.

Bilmeyenlerimiz için hatırlatmak isterim. Biz Kudüs’ü, Birinci Dünya Savaşı’nda, bundan tam 100 yıl önce, 8-9 Aralık 1917’de boşalttık. İngilizler 11 Aralık 1917 tarihinde gelerek şehri kontrolleri altına aldılar. Üzerinden tam elli yıl geçtiğinde, 1967’de “İsrail tarafından işgal edilmesi”; tam yüz yıl geçtiğinde de, “İsrail’e başkent ilan edilmesi”, bir tesadüf mü sanırsınız?
Şehrin son Osmanlı Mutasarrıfı İzzet Bey, şehirden çekilirken, Belediye Başkanı eliyle İngiliz komutanlarına bir “teslim belgesi” yazmış; bu mektubunda: “Şehirden, sırf dini mekanların daha fazla zarar görmemesi uğruna çekildiklerini; Kamame Kilisesi ve Mescidi Aksa Camii gibi, dini mekanların korunmasına memurlar görevlendirildiğini,” bildirmişti.
Biz Türkler, ‘Uluslararası Savaş Kuralları’na her daim uymuşuzdur. Savaşın da kendine özgü bir “namusu” vardır. Yerleşik kurallar, “savaşan iki ordudan birisi her hangi bir yerleşim yerini boşaltıp karşı tarafa teslim edecekse, kendi birlikleri çekilirken o yerleşim biriminde yaşayan halkın güvenliğini ve huzurunu da gözetmek zorunluluğu getirir”. Bu maksatla geride polisiye tedbirleri almak ve uygulamak üzere, bir “artçı birlik” bırakılır.………………………………………….
Aşağıdaki olayı yaşayan ve nakleden, tarihçi Murat Bardakçı’nın babası eski gazeteci-yazar merhum İlhan Bardakçı’dır. (Bakınız: www.istanbultarih.com/yurekleri/burkan/bir/ hikaye) 
Kendisi o tarihte Mısır’ın başkenti Kahire’de görev yapan bir muhabir gazetecidir. 1967 Arap-İsrail Savaşı sonrasında İsrail ve Mısır, diğer ülke vatandaşlarının ve o ülkede ikamet edenlerin, ülkelerine giriş çıkışlarına izin vermemektedir. İlhan Bardakçı Kudüs’ü ziyaret etmek ister. Paris üzerinden Kudüs’e giden bir Fransız turist kafilesine katılır. Kafile, 21 Mayıs 1972 Cuma günü Mescid-i Aksa’ya girerken, caminin girişinde, giriş kapısının solunda bayrak direği gibi duran, hırpani kılıklı bir ihtiyar, İlhan Bardakçı’nın dikkatini çeker. Kafilede görevli rehbere: 
“- Bu kimdir?” diye sorar. Rehber: 
“- Ben de bilmiyorum, her gelişimde onu orada beklerken görürüm. Gelen turistlerden bahşiş bekleyen bir dilenci olabilir,” der. 
İçerideki bilgilenme tamamlanıp dışarı çıkarlarken İlhan Bardakçı, gayrı ihtiyari kendi dilinde, takılır ihtiyara ve Türkçe olarak: 
“- Selamunaleyküm babalık, sen ne ararsın burada?” der. Beli bükülmüş de olsa, heybetinden bir şey kaybetmemiş olan ihtiyar, şöyle bir bakar soruyu sorana ve : 
“- Sen Türk müsün?” der. Soruyu soran şaşırmıştır. Gruptan ayrılır ve aralarında aşağıda anlatılan konuşmalar geçer.
“-Ben!” der; “- Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden… 20.nci Kolordu, 36.ncı Tabur, 8.nci Bölük, 11.nci Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım.”
İlhan Bardakçı, bir minare şerefesi gibi geniş omuzları üzerindeki başı, öpülesi bir sancak gibi dik duran bu yiğidin eline kapanır ve öper. Hasan Onbaşı tanıştığı bu genç millettaşına; “Orada nasıl kaldığını, ne yaptığını, nasıl yaşadığını” özetle anlatır. 
“- Sana bir emanetim var oğul! Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?” diye sorar. “-Elbette, buyur hele,” der muhatabı. 
“- Memlekete avdetinde (vardığında) yolun Tokat Sancağı’na düşerse… Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (önyüzbaşı) Musa Efendi’yi bul. Ellerinden benim için buse et (öp). Ona de ki, gönül komasın. ‘11.nci Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım!’ dedi, dersin.”
İlhan Bardakçı duygularını şöyle anlatır: “Öle yazdım… Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı Ordumuzun, serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen, devletine küsmemişti.”
Bugünlerimizin ve yarınlarımızın teminatı Türk Gençliği, 
İşte Türk bu! İşte Türk askeri bu! Sen de ona layık olmaya çalış! Olur mu?



603 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076