Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam259
Toplam Ziyaret1409232
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2)
11/11/2021

İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ

 İsmet İnönü Atatürk’ün ikinci adamıdır.1917 yılının savaş şartlarında Şam’da başlayan arkadaşlıkları Atatürk’ün ölümüne kadar çok yakın ilişki içerisinde sürmüş, 3 Mart 1925’den Kasım 1937’ye kadar 12 yıl 8 ay İnönü, Atatürk’ün kesintisiz başbakanı olarak çalışmıştır.

Olaylara bütüncül yaklaşan Atatürk’e karşılık, ayrıntıya dikkat ve özen gösteren bir “kurmay subay” özelliği, İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde devlet yönetimine de yansımıştır. Daha rahat ve liberal bir kişiliği olan Mustafa Kemal sonrası devletin başına geçen Mustafa İsmet, daha katı ve devletçi yapıda bir insandır. Zekeriya Sertel’in, “Biz Atatürk devrinde, İnönü devrinde olduğundan çok daha serbest konuşur ve yazardık,” sözü bir gerçeğin ifadesidir.

Atilla İlhan bir yazısında, “… son yirmi beş yıl içerisinde, İsmet Paşa diktasının özellikleri Kemal Paşa döneminin özellikleri sanılmak gibi bir yanılgıya düşülmüştür. Hepimiz, ama özellikle Türk solu, kendimizi bu yanılgıdan kurtarmak zorundayız,” der.

En büyük siyasi değişiklik, temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması ile eğitim ve sanayileşme politikalarında görülür.

Bu dönemde, Avrupa’da etkisini şiddetle artıran nazizmin ve faşizmin, İnönü CHP’sini etkilediği, yüzeysel-batıcı-faşizan bir dikta uygulamasına geçildiği görülür. İsmet Paşa, sürekli olarak özgürlükleri denetim altında tutan bir rejimden yana olmuştur. Oysa Mustafa Kemal, aşama aşama bütün özgürlükleri, bütün karşıtlıkları içeren bir hoşgörü ve serbestlik toplumuna ulaşmayı hedeflemişti. Tüm çalışmalarını halk temsilcileri ve meclisleri eliyle, meşruiyetini toplumdan alan bir yapı içerisinde, sürdürmüştü.

İnönü diktacılığı, kendisini “Resmi Atatürkçülük” olarak sunar. Aslında, Atatürk’ün gerçek anlayışı olmayan, “Faşizan bir dikta, Tanzimat türü bir batıcılık, üst yapısal kültür aktarmalarıyla kişilik kaybını ilerleme sayan bir tatlı su alafrangalığı…” Atatürk inanışıymış gibi verilmiştir. Devlet yönetimi, Nazi Almanya’sı ve Sovyet Rusya’sında olduğu gibi tam bir “tek adam ve tek parti devleti” haline getirilir. Denetlenemez, sorgulanamaz bir bürokratik yönetim egemen olmuştur ülkeye. 1936 yılında uygulamaya konulan, Cumhurbaşkanı’nın aynı zamanda CHP’nin genel başkanı,  İçişleri Bakanı’nın partinin genel sekreteri, valilerin partinin il başkanı olmaları uygulamasına 26 Aralık 1938 tarihinden geçerli olmak üzere, “milli şeflik ve değişmez genel başkanlık” uygulaması da eklenmiştir.

Ölümünden sonra yerine geçen Stalin’in, kendi görüşlerini Lenin’e atfederek, “Leninizm’in İlkeleri” diye kitaplaştırması benzeri İnönü de kendi görüş ve anlayışını Atatürkçülük diye yeni kuşaklara aktarmış, etkili de olmuştur. 1960 sonrası kuşakların temel yanılgısı, İnönü ile Atatürk’ü karıştırmalarıdır. Bu etki ve yanılgı bugün bile sürer gider. Atatürk düşmanları bu yanlış algının sürdürülmesinden yarar umarlar.

Atatürk yalnızca, “Siyasal iktidarın dine dayalı olmasına, din adamlarının siyasal iktidara ortak olmak istemelerine,” karşı çıktığı halde dini, “siyasi araç” olarak kullanmak isteyenlerle birlikte İnönü ekolü de O’nu, “din karşıtı” gibi gösterebilmişlerdir.

Eğitim konusunda Atatürk, “Şimdiye kadar uygulanan tahsil ve eğitim yöntemlerinin milletimizin tarihi gerilemesinde en önemli etken olduğu düşüncesindeyim. Onun için milli bir eğitim programından bahsederken, eski devrin hurafelerinden ve değer yargılarımızla hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelen bilcümle tesirlerden uzak, milli karakterimizle ve geçmişimizle uygun bir kültür kastediyorum. Çünkü yaratıcı zekâmızın gelişimi, ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Rastgele bir ecnebi kültürü, şimdiye kadar takip olunan yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Kültür zeminle uyumludur ve o zemin milletin özyapısıdır.” (Temmuz 1921) derken, İsmet İnönü’nün yakın çevresinde bulunan ve eğitim programlarının belirlenmesinde etkili olan Nurullah Ataç’ın görüşleri arasındaki fark, her iki dönem uygulamaları arasındaki farkı da gösterir niteliktedir:

“Bizim devrim dediğimiz hareketin amacı bu ülkeyi batı ülkelerine benzetmektir, devrimcisi ile gelenekçisi ile.

Biz görüyoruz eksiğimizi, Yunanca öğrenmedik, Latince öğrenmedik, Avrupalıların eğitiminden geçmedik, onun için ne denli uğraşsak Avrupalılar gibi olamıyoruz. Buna üzülüyoruz.

Gençleri, kendilerine hür edebiyatı öğreterek kurtarabiliriz. Eski Yunaneli’nin, eski Roma’nın edebiyatı. Platon’u, Aristophanes’i, Euripides’i, Horatius’u, Vergilius’u okusunlar. Yalnız birini değil hepsini okusunlar. Onların etkisi ile yetişen Avrupa edebiyatlarının eserlerini okusunlar.”

İşte aradaki fark bu kadar açıktır!

(DEVAM EDECEK…)

 



182 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.781718.8569
Euro20.501920.5841