Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam537
Toplam Ziyaret1405082
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
SİYASİ AYAK 6: HOYBUN, TAŞNAK, KDP VE PKK BAĞLANTILARI
24/12/2019

Siyasi ayağı ararken, “Karşımızdakiler Kürt mü, kripto Kürt mü?” sorusunu cevaplayabilmenin bir yolu Hoybun Terör Örgütü’nü mercek altına almaktır.
Kürtçü yazar Mehemed Malmisanıj’ın yazdıklarına bakılırsa, “Bedirhan Bey Kürt ve
Ermenileri kan kardeşi görür ve onların evliliklerini ödüllendirirdi.” Ermeni yazar Celile Celil de, “Olan biten her şeyi Ermeni-Kürt-Asuri-Ezidi ittifakı” etrafında şekillendirir.
Şeyh Said İsyanı’ndan kaçan siyasi Kürtçüler, Lübnan’ın Bihamdun kentinde 5 Ekim
1927 tarihinde, Ermeni Taşnaksutyun çetesiyle bir araya gelerek Hoybun adında bir gizli örgüt kurdular. Örgütün kuruluş çalışmaları İngiliz istihbarat görevlilerince koordine edilmişti.
“Hoybun” Kürtçe “istiklâl”, Ermenice “Ermeni yurdu” anlamını taşıyordu. Örgütün amacı,
“Anadolu topraklarında ayrı bir devlet kurmak,” olarak belirlendi.
Örgütün merkez komitesinde, Ermeni Vahan Papazyan, Palu’dan Şeyh Ali Rıza,
Babanzade Dr. Şükrü Sekban, Barazi aşiret reisleri Bozan ve Mustafa Şahin, Heverka aşiret lideri Haco Ağa, Raman aşiret lideri Emin Ağa, Süleymaniye’den Kerim Rüstem, Van’dan
Memduh Selim ve Celadet Ali Bedirhan bulunmaktaydı. Vahan Papazyan, aynı zamanda,
Tifliste kurulan Ermeni Taşnak Partisi’nin de merkez komitesi üyesi idi.
Hoybun, Cumhuriyet rejimini ve Türkleri düşman ilan ederek, “Anadolu’nun Türk egemenliğinden kurtarılmasını,” hedeflemiştir. Örgütün merkezi Şam, ilk başkanı Celadet Ali
Bedirhan’dır. Örgütün Kürt kanadını oluşturan Kürt Hilafet Cemiyeti, İngilizlerin yardımıyla merkezini Revanduz’a taşır. Başkanlığına da Sadate Nehri torunu Seyit Abdullah (Oramar saldırısını yapanların başı) getirilir. Özetle, “Kürt olmayıp Kürt kılığı giyenler” Ermeni Taşnak çetesiyle bir olup Türk’e karşı savaş açarlar.
1927’de Lübnan’da kurulan Hoybun örgütü, 1927 ve 1930 yıllarındaki Ağrı isyanını kurgulamış, 1930’daki Yüksekova Oramar saldırısını gerçekleştirmiş, 1937-1938 Dersim isyanına destek vermiş; İkinci Dünya Savaşı esnasında bir süre pasif kalmış ise de 1945 sonrası Stalin’in emriyle Kürdistan Demokrat Partisi’ne dönüşmüştür. Ağustos 1945’te İran
Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-İ), bir yıl sonra yine İran’da Irak Kürdistan Demokrat Partisi
(IKDP), 1957’de Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-S), en son olarak 2014’te Türkiye
Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) kurulmuştur.
2015 yılında Barzani’nin yayın organı Rudav’da yayınlanan aşağıdaki yazı, Hoybun’un hâlâ hayatta olduğunu ve KDP olarak devam ettiğini doğrulamaktadır: “Kürdistan Ulusal
Bayrağı, Hoybun Cemiyeti tarafından Kürtlerin bağımsızlığının nişanesi olarak kabul edilmişti. Cemiyet, tüm eylem ve çalışmalarında kullanılmak üzere, 1927’deki Ağrı Dağı’nda ulusal bayrağını göndere çekmişti. Bugünkü gibi Mahabad Cumhuriyeti de Kürdistan bayrağını, 69 yıl önce Mahabad’da dalgalandırdı. Kadı Muhammed, asılmadan önce bayrağı
Mele Mustafa Barzani’ye vererek, Kürtlük sembolü olarak her zaman dalgalanmasını vasiyet etti. Bugün Kürt gençleri, bu bayrağın her zaman dalgalanması için canlarını feda ediyor.”
Burada “Hoybun” denilen, Ermeni Taşnaksutyun çetesiyle Bedirhanlar, Sadate Nehri torunları ve bazı aşiret ağalarının birlikte kurduğu örgüt; 1930’da Ağrı’ya asılan bayrak, şimdi
Barzani’nin Kuzey Irak’ta astığı, bizim yöneticilerimizce de selamlanan bayrağın ta kendisi!
Bizim düşünce ve inancımıza göre “Kürt” de, “Kürtçülük” de bir sorun değildir. Kendisini
bir bütünün (Türk milli kimliğinin) parçası olarak gören bir kimliğin (Kürtlerin), demokrasi ve insan hakları çerçevesinde kendini geliştirmek istemesi asla sorun değildir. Sorun,
bu kimliğe siyasi anlam ve hedefler yüklenince oluşuyor. Bu siyasi anlam ve hedefler küresel siyasetle bir araya geldiğinde ise, artık sorun değil bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü siyasi Kürtçülük yapanların tarihten bugüne hedefleri, Türkiye toprakları üzerinde “Kürdistan” adında bir devlet kurmaktır. Buna Ermeni emellerini de eklediğinizde, “Karşımızda çok ağır ve yakın bir tehdit var!” demektir. Hele bir de, ülkeyi yönetenlerin bilinçli-bilinçsiz noksan kapasiteleri ortadayken tehdit, “beka sorunu”na dönüşüyor.
1973 yılında bir araya gelen Lübnan Ermenilerince 20 Ocak 1975 tarihinde Lübnan’ın
Bekaa Vadisi’nde kurulup, Türkiye’nin dış temsilciliklerine silahlı saldırılar düzenleyerek aralarında Viyana, Paris, Vatikan, Amsterdam ve Belgrad Büyükelçilerimizin de bulunduğu
48 diplomatımızı katleden Ermeni terör örgütü ASALA, zamanla dönüştürülmüş ve PKK’ya katılmıştır. PKK’nın da, lideri Artin Agopyan (Apo) gibi, pek çok yöneticisi Ermeni’dir.
27 Kasım 1978 tarihinde kurulan PKK ile ASALA’nın yönetici düzeyinde, Bekaa
Vadisi’ndeki eğitim kamplarında bir araya geldikleri; Türk Devleti’ne karşı ortak eylem birliği içerisinde oldukları ve 1987 yılında aralarında bir anlaşma yaparak, ASALA’nın eylemlerini
sonlandırdığı, bilinmelidir.
ASALA ile PKK arasındaki bu anlaşmaya göre:
• Ermeniler PKK kamplarındaki eğitimlere katılacaklar,
• Ermeniler tarafından PKK’ya her yıl için adam başına 5.000 $ ödenecek,
• Ermeniler PKK’nın küçük çaplı eylemlerinde yer alacaklar.
18 Nisan 1990 tarihinde yapılan bir başka anlaşma ile:
• Her iki örgütün artık ortaklaşa yönetilmesine;
• Ermenilerin PKK’ya istihbarat desteği sağlamasına;
• PKK kamplarındaki giderlerin %75’inin Ermenilerce karşılanmasına;
• Türkiye’nin metropol şehirlerinde de eylemler yapılmasına;
• Devrimden sonra kazanılacak toprakların(!) eşit paylaşılmasına, karar verildiği; görülmektedir.
Daha bu anlaşmalardan önce (belki de tespit ve deşifre edilememiş başka anlaşmalar çerçevesinde), 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh, Şemdinli, Çukurca ve Çatak’a eş zamanlı
baskın şeklindeki ilk büyük eylemi ile PKK’nın yıldızı parlatılırken ASALA, 19 Kasım 1984 tarihinde bilinen son eylemi ile silahlı saldırılarını sonlandırmıştır.
Özetle; ASALA sahneden çekilirken, PKK ses getirici eylemlerine başlamaktaydı. Bu
gerçek, yani iki örgütün birbirinin devamı olduğu, Türk Milleti’nce ve özellikle, bu milletin unsurlarından birisi olan Kürtler tarafından, iyi bilinmeli ve unutulmamalıdır.
Bir sonraki yazıda, siyasi ayağın Tarikat-PKK-Ermeni bağlantılarına devam edelim istiyorum.




611 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076