Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam484
Toplam Ziyaret1405029
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
MİLİTAN DEMOKRASİ – 4
12/04/2020

 DEMOKRASİLERDE ‘KATILIM HAKKINA MÜDAHALE’NİN MEŞRUİYETİ

 Müdahale özünde “militan” bir faaliyettir. Militan faaliyetin meşruiyeti, “Bireylerin başkalarının katılım hakkını ihlal edip etmemesi” ile bağlantılıdır. Yaptırımlar ancak bireyler “başkalarının haklarını ihlal ettiğinde ya da etmeye hazırlandığında” demokratik açıdan meşrudur.

 Eğer zamanında müdahale edilmezse, antidemokratik gruplar temsili kurumları ele geçirebilir ve antidemokratik eylemlerine karşılık verme çabalarını, bunun ardından, savuşturup boşa çıkartabilirler. Özetle, demokratik kural ve kurumlar bakımından tehlike oluşturan ve “Demokratik muhalefetin normal kanallarını tıkayabilme kapasitesi bulunan” grupların daha en başından bloke edilmeleri gerekir. Aksi halde geç kalınmış olur. (2016 sonrası Türkiye örneğini ilerideki yazılarda inceleyeceğiz.)

 Alexander S. Kirshner’e göre: “Demokratik sistemde her yurttaşın siyasi kararlara katılım hakkı bulunmaktadır. Katılımı kısıtlama uygulamasına, demokrasi karşıtları antidemokratik amaçlar peşinde koştuklarında değil, hedeflerine ulaşmaları muhtemel olduğunda başvurulmalıdır.

 İnsanlara çıkıp ta, “Sizin haklarınıza saygı duymayanların haklarına saygılı olmakla yükümlüsünüz,” denilirse afallayacaklardır. Şurası bir gerçektir ki demokrasi karşıtları demokratik süreçte yer aldıklarında, aslında demokratik sürecin sonuçlarına saygı duymayacaklardır. Bu sebepledir ki demokratların da antidemokratların haklarına saygı duymaları gerekmez. 

Bir örgütün üyeleri henüz birine zarar vermemiş olsalar bile, antidemokratların sadece varlıkları demokratik rejimlere “aleni ve güncel bir tehlike” oluşturmaya yeterlidir. Demokrasiye ideolojik açıdan karşı çıktıkları için grupları yasaklamanın en ikna edici gerekçesi, adil bir şekilde davranmadıkları ya da asıl niyetlerini gizledikleri gerçeğidir. 

Demokratik sürecin meşru otoritesini reddeden, koşulların zorlamasıyla demokrat olan(!) kişiler, fırsat verildiği takdirde rejimi devireceklerdir. Demokrasi oyununu oynarken bu oyunun kurallarına riayet edeceklerine dair söz verirler, ama bu sözü tutmazlar. Ve bu şekilde zararlı aldatma edimlerine girişerek katılım haklarından feragat etmiş olurlar. 1973 yılında Amerikan Yüksek Mahkemesi’ndeki Komünist Parti davası kararında geçen “sanık savunması”, dikkat çekicidir: “Şiddete dayalı devrimi savunan bir grubun… siyasi parti kılığına girmesi ve destek elde etmek ve habis amaçlarına ulaşmak için tam da yıkmaya çalıştığı demokrasinin yöntem ve usullerinden yararlanması düzenbazlıktır.” 

Dolayısıyla, antidemokratlar oy vermekle sadece diğer yurttaşları kandırırlar ama hedefleri demokrasinin alaşağı edilmesidir.. Peter Singer’a göre, “Takiye yapmak seçimlerden dışlanmayı gerektirir.”  

Anlaşmanın şartlarını yerine getirmeyi açıkça reddeden biriyle sözleşme yapılmaz! 

Bireyler demokratik sonuçları ancak kendi dar bireysel çıkarlarını gözetmeye yaradığında kabul etmeye yanaşıyorlarsa, demokrasi sürdürülemez. “Bu nedenle daha öncesinden seçim sonucunun en ufak bir ölçüde kendilerini bağlamadığını ya da kendilerinin oy verdiği bir hususta çoğunluğun karar verme hakkı olmadığını ilan edenleri, demokratik sürece katılımdan dışlamak için elimizde güçlü bir neden var demektir.”(*) Sadece demokrasinin meşruiyetini kabul edenler, meşru bir şekilde katılımda bulunabilirler. 

Belli bir partinin bir rejimin altını oymak istediğinin kanıtı ne olabilir? 

“Son dönemdeki beyanları ya da diğer ikna edici kanıtlar,” belli bir örgütün içindeki önde gelen simaların, kolektif olarak, demokrasisizliği gerçekten tercih ettiğini ve buna ulaşmak için bir planı olduğunu gösterebilir. Demokrasisizliği tercih etmek gibi bariz kanıtların haricinde, söz konusu parti liderlerinin geçmişteki davranışları, hükümette oldukları dönemde yasalara ve iktidarlarını sınırlayan kurumlara gösterdikleri saygı ya da saygısızlık, niyetleri hakkında fikir verebilir. Son olarak söz konusu partilerin, demokrasi çöktüğünde iktidarını sürdürmek için teknikler geliştirip geliştirmediği (partinin milis güçleri olup olmadığı v.s.) göz önünde bulundurulmalıdır. 

Önleyici müdahaleye girişmek hem ahlaki bedelleri hem de gayrimeşruluğu haiz olduğundan, bir tehdit tam olarak somutlaşmadan önce harekete geçmek ve topluluk adına karar vermek ancak, “Bunu yapmak feci sonuçlardan kaçınmanın en iyi yolu olarak göründüğünde,” kabul edilebilir olacaktır. 

Demokratik kurumları toplumdaki bir azınlığın haklarını sınırlayarak koruma çabaları nasıl savunulabilir? 

Nefsi müdafaa çerçevesinde öldürme hakkıyla benzerlik kurmak yararlı olabilir. 

Genel olarak, iki şart karşılanmadıkça birini öldürme fikrinden dehşete kapılırız. Birincisi, saldırgan “ahlaken sorumlu” olmalıdır, yani saldırgan ölümcül güce yaklaşan bir şeyle ya da işkence gibi benzer bir şeyle size saldırıyor olmalıdır. İkincisi, saldırıyı durdurmanın yegâne yolu ölümcül güç uygulamak olmalıdır. Nefsi müdafaa amaçlı öldürmenin ön şartıdır bunlar. Çünkü yaşama hakkı azami saygıyı hak eder.

“Önleyici militan eyleme getirilen kısıtlamaların, önleyici nefsi müdafaayı düzenleyen kısıtlamalar kadar sıkı olması gerekmez. Ancak, militan eylemin savunulabilir olması, kendini sınırlandıran çerçeveyle tutarlı olması için demokratların yol açtıkları zararı tanımak ve telafi etmek gibi bir sorumluluğu vardır.”(**) 

(*) Peter Singer, “Democracy and Disobediance”, 1973.

 (**) Alexander S. Kirshner, “Militan Demokrasi”, 2017

 

 

 

 



267 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076