Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam92
Toplam Ziyaret1408213
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
SİYASİ AYAK 11: SUİKASTLAR
17/01/2020

 

Atalarımızın Anadolu’ya Müslüman olarak geri gelişinden 25 yıl sonra, 1096 yılında ilki uygulamaya konulan Haçlı Seferleri’nin ortak amacı, “Biz Türkleri Anadolu topraklarından söküp, geldiğimiz Orta Asya bozkırlarına geri atmaktı.” 1912-1922 yılları arasındaki Haçlı saldırısında Balkanları ve Nil’den Dicle’ye uzanan tüm güney topraklarımızı kaybettiğimiz unutulmasın!

 Büyük Atatürk önderliğindeki milli mücadelemiz başarılı olmasaydı, Anadolu’da bugün var olabilecek nüfusun ve onu yöneten idarenin, yapısını hayal bile edecek durumda değiliz. Yakın tarihimize ve günümüzdeki olaylara, işte bir de bu gözle bakmamız lazım gelir!

 Bizim Anadolu’ya Türk adı ve Müslüman kimliğimizle gelişimiz 1071, Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın İznik’i başkent yapması 1080 yılına denk gelir. Sene 2020 olduğuna göre, biz Türkler 949 yıldan beri Türk adımızla Anadolu topraklarındayız. Buradan hareketle; “Biz bin yıldır bu topraklarda egemen bir milletiz. Bizi kimse buradan çıkartıp, atamaz!” diye düşünmek; içerisinde iyi niyetli temenni barındıran bir yaklaşımdır. Tarihi geçerliliği yoktur! Tarihte, 898 yıl var olan Endülüs Müslümanlarının izleri dahi yok edilebildiyse, 949 yıldır var olan Anadolu Müslümanları da pek âlâ yok edilebilir.

Biz Türklerin, Endülüs Devleti tarihinden ve o muhteşem medeniyetin yok oluşundan, alacağımız çokça dersler vardır.

 Milletimiz ve onun teşkilatlı yapısı olan Devletimiz, yüz yıl sonra bugün de, yeni bir “Haçlı Saldırısı” altında, yeni bir “Beka Sorunu” ile karşı karşıyadır! En son Kuzey Suriye Barış Pınarı Harekâtı esnasında Batılı ülkelerin “Haçlı refleksiyle” nasıl bir araya geldikleri gözlerden kaçmamıştır.

 Büyük Atatürk, başta Haçlı Seferleri olmak üzere, batılıların “Anadolu’daki Türk egemenliğini yok ederek kutsal toprakları ele geçirme,” emellerini, “Yüzyıllardan beri Türk milletine karşı hazırlanmış büyük suikast,” olarak niteliyor ve bu suikastın son ayağının Sevr Anlaşması olduğunu kelimelerin üstüne basa basa, gelecek nesillerimize aktarıyor; “Biz bu suikasta Lozan’da son verdik!” diyor. Bu gerçeğe rağmen, bazılarının Lozan’ı “hezimet” olarak tanımlamaları, tarihi gerçekleri bilmemekten değilse, hainliklerindendir.

 Bu suikast planı, Osmanlı’yı ayakta tutan yegâne güç kaynağı Anadolu’yu, Asya’daki Türk ve Müslüman varlığından ayırmak; sonra da dıştan yenemediğini içten çökertmek düşüncesi üzerine kurulmuştu. Çünkü Avrupalılar gibi Ruslar ve Acemler de Anadolu’yu güçlü tutanın, tıpkı önü kesilemeyen bir çağlayan gibi Asya’dan gelen, “Nüfus ve beyin göçü,” olduğunu keşfetmişlerdi.

 Asya’dan Anadolu’ya akan bu çağlayanın önünü kesmek için, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu’nun doğusunda bir Ermeni, bir de Kürt Devleti kurmayı kararlaştırdılar. Bu strateji elbette, Malazgirt’ten bu yana Anadolu’da gözü olan eski Bizans kalıntılarının ve Rusya’nın da işine geldi. Çünkü, Asya’daki Türk dünyasını Anadolu’dan koparmak Rusların tarihsel emeliydi. 1946’da İran’da, Mahabad Kürt Devletini Ruslar bu amaçla kurdurmuştu. Karabağ Savaşı’nda İran İslam Devleti’nin, dindaşları dururken Ermenistan’a destek vermesinin sebebi nedir sanırsınız? 

Düşmanlarımız önce, Osmanlı topraklarında yaşayan etnik ve dini azıklıklar üzerinde çalışarak hangisinin bu amaçlarla nasıl ve nerede kullanılabileceğini tespit ettiler. Ve savaş esnasında isyana kışkırttıkları bu unsurları ve işbirlikçilerini Mondros ve ardından da Sevr ile fiilen harekete geçirdiler. Anadolu’da işgal edilmemiş gözüken Ankara çevresinin de ilk fırsatta işgal edilerek, kukla bir yönetime bağlanacağı ve “defterinin zamanla dürüleceği” kuşkusuzdur.  

Bugün Atatürk ve arkadaşlarına dil uzatmaya; onun adına, ailesine, büst ve heykellerine saldırmaya cüret edenler; “Keşke Yunan kazansaydı” diyenler; Türk kimliğini unutturmaya çalışan, Cumhuriyet için “Bir reklam arasıydı,” gibi laflar edenler… Eğer “gafil” değillerse, bu büyük suikastın “günümüzdeki tetikçileridir”. Üzücü olan ve kaygı uyandıran ise, bu kişilerin iktidardaki siyasi kadro tarafından korunması, kollanması ve bunların iktidar kadroları içinde barındırılmasıdır. 

Bu “büyük suikast” yanında yüzlerce de “küçük suikast” yapıldığını hatırlayalım lütfen!  En başta ASALA örgütü, 1973-1984 yılları arasında “Ermeni soykırımı yalandır!” diyen ve Dünyaya gerçekleri anlatmaya çalışan 48 diplomatımızı şehit etti. Ülkemizin bölünmesini amaçlayan PKK’lı teröristlerce şehit edilen, binlerce asker, polis, diğer kamu görevlisi ve sivil halktan insanlarımızın kesin sayısı bilinmiyor bile. Öyle bir istatistik tutulmuş değil çünkü! 

15 Temmuz kalkışmasında ölen görevli-görevsiz 250 vatandaşımızın nereye konulacağını ben bile bilemiyorum. 

Bunlara ek olarak 1990’lı yıllardan itibaren, “Kendi çabası ve uyanıklığı ile ülkedeki terör örgütü, tarikat, siyaset ve küresel projeler bağlantısının bir şekilde farkına varan; çevresindeki yöneticileri, siyasetçileri ve halkı bilgilendirmeye kalkışan” aydınlar, devlet adamları ve siyasetçilerle; önemli milli projelerde görev yapan bilim adamı ve mühendislerimizin birer birer ortadan kaldırıldıklarını unutmayınız. 

Unutanlar için hatırlatmak isterim:

  1. Akademisyen Prof. Muammer Aksoy          (31 Ocak 1990)
  2. Entelektüel Yazar Turan Dursun                   (4 Eylül 1990)
  3. Akademisyen Prof. Bahriye Üçok                (6 Ekim 1990)
  4. Deniz Kuvvetleri Komt. Oramiral Kemal Kayacan   (29 Temmuz 1992)
  5. Entelektüel Gazeteci Uğur Mumcu               (24 Ocak 1993)
  6. Siyasetçi, Eski Bakan Adnan Kahveci          (5 Şubat 1993)
  7. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis   (17 Şubat 1993)
  8. Diyarbakır Jan. Blg. Komt. Tuğgeneral Bahtiyar Aydın (22 Ekim 1993)
  9. Em. Jan. Bnb. Ahmet Cem Ersever                         (11 Kasım 1993)
    1. İşadamı Özdemir Sabancı                           (9 Ocak 1996)
      1. Eski Bakan, Akademisyen Prof. A. Taner Kışlalı (Ekim 1999) 
      2. Diyarbakır Em. Müdürü Ali Gaffar Okkan             (24 Ocak 2001)
      3. Akademisyen, Prof. Necip Hablemitoğlu   (18 Aralık 2002)
      4. Vali Recep Yazıcıoğlu                                 (8 Eylül 2003)
      5. F16 Milli Yazılımı Üzerinde Çalışan TÜBİTAK Bilgisayar Mühendisleri Ercan Kuruoğlu ve Mustafa  Aytekin ile Yzb. Yücel Kenter (14 Temmuz 2004)
      6. Milli Gemi ve Milli Tank Projeleri’ni Yürüten Ekipten
  • Mühendis Hüseyin Başbilen                   (7 Ağustos 2006)
  • Mühendis Halim Ünal                             (17 Ocak 2007)
  • Mühendis Evrim Yançeken                   (26 Ocak 2007)
  1. Em. Albay Birol Atakan                              (2 Mayıs 2007)
  2. Tabip Yrb. Nursel Gedik                             (11 Kasım 2007)
  3. Nükleer Enerji ve Toryum Madeni Üzerinde Çalışan Prof Engin Arık ve 6 Kişilik Akademisyen Ekibi                                      (30 Kasım 2007)
    1. Em. Jan.  Alb. Abdulkerim Kırca                (10 Ocak 2009)
    2. Em. Gen. Md. Daire Bşk. Behçet Oktay (25 Şubat 2009)
    3. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu (25 Mart 2009)
    4. Kd. Yzb. Olgun Ural                                    (26 Mart 2009)
    5. Askeri Hâkim Yrb. Tanju Ünal                    (26 Haziran 2009)
    6. Yazar, Teolog Aytunç Altındal                    (18 Kasım 2013)
    7. Prof. Oktay Sinanoğlu                                (19 Nisan 2015)
    8. Ve adını sanını dahi bilmediğimiz onlarca vatan sevdalısı. …..

Bunlardan bazılarına, “İntihar etti,” denildi. Bazıları için, “Kaza raporu” hazırlandı. Bazıları “Faili meçhul” sayıldı. Bazılarınınsa, “Eceliyle öldüğü,”  sanıldı. 

Ortak özellikleri, Türk milletine derin bir sevgi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne sadakatle bağlılık, ülkelerinin kalkınmış, refah içerisinde mutlu insanların yaşadığı bir ülke haline gelmesi için çalışmaktı.



416 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.778218.8534
Euro20.651620.7344