Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam529
Toplam Ziyaret1405074
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
TÜRK MİLLETİ VE DEVLETİMİZİN BEKA SORUNU -3-
02/02/2018


TÜRKLE KÜRDÜ SAVAŞTIRMAK BOŞ BİR HAYALDİR 

Tarihin hiçbir döneminde bir Kürt-Türk savaşı olmadı. 

1515 yılında Çaldıran’da Türk kökenli iki Devlet savaşırken Kürtler, Anadolu Türkleri yanında İran Türklerine karşı savaşmış, onun dışında da Kürt’ün Türk’e silah çektiği hiç görülmemiştir. 

Diyeceksiniz ki isyanlar? “Kürt isyanları?”

1806 Süleymaniye’deki Babanlar ve 1842-1847 Elcezire’deki Bedirhaniler kalkışmaları; devletin merkezi yapısının güçlendirilmesine yönelik düzenlemelere, yıllardır “özerk feodal yapılar halinde yönetilen” yöredeki mevcut yönetici elitin, konumlarını, makam, mevki ve imtiyazlarını korumaya yönelik başkaldırılarıdır.

1880 Şemdinli, 1908 Barzan, 1914 Bitlis, 1920-21 Koçgiri, 1925 Piran/Dicle ve Şemdinli, 1930 Ağrı ve 1937-38 Dersim isyanları ise, o bölgedeki “toprak ağası” feodal aşiret beyleri ile “din ağası” konumundaki seyitlerin ve tarikat şeyhlerinin, Türk düşmanı ülkelerin menfaat vaadi karşılığında yaptıkları başkaldırıları; cahil, sade vatandaştan bir kısmının da bunların ardına takılmaları ile gerçekleşmiştir. 

Bölgedeki tüm isyanlarda, bölgenin eski yönetici aileleri Bedirhaniler, Babanzadeler, Cemil Paşazadeler, Şeyh Taha ve ondan türeyenler, kışkırtıcı ya da elebaşı durumundadırlar. Ayrıca, “halkın dini duygularını istismar ederek, halkın sırtından geçinen seyit, şeyh ve mele (molla) unvanlı kişiler” ya bunlara destek vermişler, ya da bizzat başkaldıran olmuşlardır. Özellikle Cumhuriyet dönemindeki kalkışmalarda, Cumhuriyetin getirdiği aydınlanmaya yönelik inkılaplardan olumsuz etkilenen bu unsurlar, elebaşı pozisyonunda ortaya çıkmışlardır. Tamamının da başlangıçta Ruslar, sonraları Fransızlar-İngilizler ve son dönemde İngilizlerle, Amerikan ve Fransız Ermenileri tarafından parasal olarak desteklendikleri, belgelerle ortaya konulmuş bulunmaktadır.

1880’de Şeyh Ubeydullah, 1908’de Şeyh Abdusselam Barzani, 1914’te Molla Selim, 1920-21’de Seyyit Abdulkadir ve Baytar Nuri Dersimi, 1925’te Şeyh Sait (Dicle) ve Şeyh Abdullah (Şemdinli), 1930’da Taşnak-Hoybun Örgütü ile Süreyya Ali Bedirhani ve İhsan Nuri, 1937-38’de ise Seyit Rıza isyanın liderleri olarak öne çıkmışlardır. 

Bu kalkışmalar hiçbir zaman halkın geniş katılımına sahne olmamıştır. Osmanlı’nın çöküş dönemindeki (1908-1921) kalkışmalarda bile halkın çoğunluğu, ordu içerisinde ya da milis şeklinde, Devlet güçlerinin yanında yer almıştır. Yani tarihte hiçbir zaman Türk-Kürt savaşı vaki değildir. Kürtlerle isyanlar arasındaki tek bağ coğrafyadır. Yanlış bir algı ile, bu coğrafyadaki “toprak ve din ağası” isyanlarına da, “Ermeni” isyanlarına da tek kalemde, “Kürt isyanları” denilip geçilmiştir. 

Bugün de Milletimizi Türk, Kürt ve diğerleri diyerek parçalara bölmeye niyetlenenler; Kürt kökenli nüfustan Fırat’ın batısında yaşayanların, doğusunda yaşayanlardan iki kat fazla olduğunu göremiyorlar. Bu yazıyı okuyanlar, Türk olsun Kürt olsun, şöyle bir çevrelerine baktıklarında, kendi yakın çevrelerinde, kaç tane Kürt/Türk damatları ya da gelinleri olduğunu hayretle göreceklerdir. Fırat’ın doğusu Kürdistan diye ayrılırsa, bu evliliklerden doğan çocuklarımız ne olacak, hiç düşündüler mi acaba?

Uyanık ve bilinçli olursak; İsrail çıkarları doğrultusunda hazırlanıp sahnelenen onca Siyon Planı’na karşın, bin yıldır kardeşçe üzerinde yaşadığımız Anadolu topraklarında bundan sonra da, umarız ve dileriz ki, halkın tamamının taraf olduğu ne Türk-Kürt, ne de Alevi-Sünni çatışması ve savaşı olmayacaktır.

Son kırk yıldır “iç savaş çıkarmak” için uğraş veren ve yaklaşık, 16.000’i güvenlik görevlisi, 30.000’i Kürt kökenli olmak üzere toplam 50.000 vatandaşımızı katleden PKK’nın, “Kürtleri temsil ettiğini ileri sürse de”, bir Kürt kuruluşu olmadığı; en çok Kürtleri öldürdüğü, kurucularının ve lider kadrosunun -ağırlıklı olarak- Kürt kökenli olmadıkları, bilinmektedir. Abdullah Öcalan –asıl adı Artin Agopyan-, Duran Kalkan, Ali Haydar Kaltan gibi bazı liderlerinin Ermeni dönmesi oldukları ve Kurmançi’yi konuşamadıkları, ortadadır. 

Ermeni tarih araştırmacısı Johannes Lepsius; “Ermenilerin Türklerle toprak, Kürtlerle kan davası vardır,” demekte; PKK, işte bu kan davasını gütmektedir. 93 Harbi de denilen 1876-78 Osmanlı Rus savaşı esnasında ve sonrasında Osmanlı’ya isyan ettirilen Ermenilerin, yüz binlerce Kürt vatandaşımızı öldürdüğü; bunun üzerine Kürt Hamidiye Alayları’nın kurulduğu tarihi belgelerle sabittir. 

1927’de Lübnan’da kurulan Ermeni Taşnak-Hoybun örgütü, 1930 yılındaki Ağrı isyanını kurgulamış, 1937-38 Dersim isyanına destek vermiş; İkinci Dünya Savaşı sonrası bir süre pasif kalmış ise de, 1975 yılında ASALA olarak adını değiştirip, Türkiye’nin dış temsilciliklerine silahlı saldırılar düzenlemiş ve aralarında Viyana, Paris, Vatikan, Amsterdam ve Belgrad Büyükelçilerimizin de bulunduğu 48 diplomatımızı katletmiştir. 

ASALA, Taşnak-Hoybun cemiyetinin ikinci kuşağı olup, 1973 yılında bir araya gelen Lübnan Ermenilerince 20 Ocak 1975 tarihinde Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde yeni yapısıına dönüştürülmüştür. Bu yeni yapılanmada, Filistin Kurtuluş Örgütü ile Rus gizli servisinin katkıları bulunduğu; militanlarına ilk eğitimlerin Simferepol Rus Askeri Akademisi’nde verildiği belgelidir.

27 Kasım 1978 tarihinde kurulan PKK ise, Taşnak-Hoybun yapılanmasının üçüncü kuşağıdır. İki örgütün yönetici düzeyinde, Bekaa Vadisi’ndeki eğitim kamplarında bir araya geldikleri; Türk Devleti’ne karşı ortak eylem birliği içerisinde oldukları ve 1987 yılında aralarında bir anlaşma yaparak, ASALA’nın eylemlerini sonlandırdığı, bilinmektedir.

ASALA ile PKK arasındaki anlaşmaya göre:
Ermeniler PKK kamplarındaki eğitimlere katılacaklar,
Ermeniler tarafından PKK’ya her yıl için adam başına 5.000 $ ödenecek,
Ermeniler PKK’nın küçük çaplı eylemlerinde yer alacaklar.

18 Nisan 1990 tarihinde yapılan bir başka anlaşma ile: 
Her iki örgütün artık ortaklaşa yönetilmesine; 
Ermenilerin PKK’ya istihbarat desteği sağlamasına; 
PKK kamplarındaki giderlerin %75’inin Ermenilerce karşılanmasına; 
Türkiye’nin metropol şehirlerinde de eylemler yapılmasına;
Devrimden sonra kazanılacak toprakların(!) eşit paylaşılmasına, karar verildiği; görülmektedir.

Daha bu anlaşmalardan önce (belki de tespit ve deşifre edilememiş başka anlaşmalar çerçevesinde), 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh, Şemdinli, Çukurca ve Çatak’a eş zamanlı baskın şeklindeki ilk büyük eylemi ile PKK’nın yıldızı parlatılırken ASALA, 19 Kasım 1984 tarihinde bilinen son eylemi ile silahlı saldırılarını sonlandırmıştır. Özetle; ASALA sahneden çekilirken,  PKK ses getirici eylemlerine başlamaktaydı. Bu gerçek, yani iki örgütün birbirinin devamı olduğu, Türk Milleti’nce iyi bilinmeli ve unutulmamalıdır.

Bugün için en büyük tehlike; yabancı gizli servis ajanları ve onların işbirlikçileri eliyle Doğuda Türkler, Batıda Kürtler aleyhine yapılan “asılsız kışkırtmalardır”. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da el altından, “PKK karşıtı uygulamalar sanki Kürtlere yönelikmiş”; Batı Anadolu’da da “Her Kürt sanki PKK’lı imiş” gibi bir algı yaratılmak istenmektedir. Bu çok tehlikelidir. Toplumumuz bu tuzağa düşmemelidir.

Sonuç olarak, Türkler ve Kürtler bin yıldan beri olduğu gibi, yarınlarda da, aynı vatanda, aynı statüde ve aynı haklarla, kardeş olarak yaşamaya devam edecekler; kendi bekâları için, yabancıların kışkırtma ve komplolarına karşı uyanık duracak ve direneceklerdir.

DEVAM EDECEK.



408 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076