Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam545
Toplam Ziyaret1405090
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
SAKINCALI ÖĞRETMEN (2)
24/11/2016

Kaymakamlık yaptığım dönemde, “takdir” ile “tekdir”i eşit oranda kullanmaya çalıştım. Hatta, teşvik edici olması sebebiyle “takdir”i daha çok kullandığımı bile söyleyebilirim. Özel durumlarda, özel başarısı görülen kamu görevlilerinin takdir edilmesi yanında, eğitim çalışanları için her yıl 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde başarının takdir göstergesi olarak; yıl sonlarında da “gizli sicil not ortalaması 90 ve üzeri olan tüm kamu çalışanları” için Takdirname vermeyi bir prensip olarak uyguladım.

………………………………………………………..

Yeni eğitim-öğretim yılı başladıktan iki ay sonra, yine habersiz bir günde, Hacıali Köyü İlkokulu’na uğradım. Sakıncalı(!) öğretmen, arkadaşlarıyla anlaşarak birinci sınıfların sorumluluğunu üstlenmişti. Okullar açılalı henüz 60 gün geçmiş olmasına rağmen birinci sınıfların, fişlerini kelimelere, bazı kelimeleri hecelere bölmüş olduklarını gördüm. O yıllarda okuma yazma öğretiminde “tümdem gelim yöntemi” uygulanmaktaydı. Kendim de eski bir ilkokul öğretmeni olmam sebebiyle tekniği biliyordum. Birinci sınıfların bir ay içerisinde okumaya geçmiş olacakları belliydi. Üstelik bu çocukların ana dilleri Türkçe değil, Kurmançi idi. Bu durum başarıyı daha da katmerliyordu. Çok memnun oldum ve tebrik ettim.

24 Kasım Öğretmenler Günü’nde Milli Eğitim Müdürlüğü’nün önerdiği öğretmenlerle birlikte sakıncalı(!) öğretmene bir “Takdirname” daha verdim.

Sene sonunda, birinci ya da ikinci sicil amiri olmasam bile tüm memurların gizli sicil raporlarını isteyip incelediğimde, not ortalaması 90 ve üzeri olanlar arasında bulunan sakıncalı(!) öğretmen bir “Takdirname” daha aldı.

1991 yılı Mayıs ayında Diyarbakır Vali Yardımcılığı’na atanarak Özalp’ten ayrılırken, kilitli çekmecede duran yazıyı imha ettim.

…………………………………………………..

Diyarbakır’a vardıktan dört, beş ay sonra bir gün, sakıncalı(!) öğretmen yanında bir arkadaşı ile beni ziyarete geldi. Hacıali’den, Özalp’ten konuştuk. Bana: “-Kendisinin 25 yıllık memuriyetinde hep aynı bilinçle davrandığı ve çalıştığı halde hiç takdir edilmediğini, oysa benim bir yılda üç defa Takdirname verdiğimi” söyledi.

Ben de “-Takdirnameleri ben versem de, onu hak edenin kendisi olduğunu” söyledim.

Biraz mütereddit bir tavırla: “- Ama sayın valim, biliyor musunuz? Ben yaklaşık on yıl mesleğimden uzakta kaldım. 12 Eylül sonrası açığa alındım. Yargılandım,” dedi.

“-Biliyorum,” dedim. Şaşırdı.

“- Altı yıl tutuklu kaldım, hapiste geçirdim,” dedi.

“-Biliyorum,” dedim. Göz bebekleri büyüdü, fal taşı gibi açıldı.

“- Beraat ettim ama görevime dönemedim. İdare Mahkemesi memuriyete dönmeme karar verdi. Yine başlatılmadım. Ancak Danıştay kararı ile dönebildim. Bu defa da Mersin’den Van’a sürgün edilerek göreve başlayabildim,” dedi.

“- Onu da biliyorum. Tarsus Kuşçular’dan,  Özalp Hacıali’ye!” dedim.

“-Yani, siz bütün bunları biliyordunuz ama buna rağmen bana üst üste üç defa Takdirname verdiniz,” dedi, hayret eden gözlerle.

“-Evet,” dedim. “-Tüm bunları biliyordum. Ama o bilgiler ve yargılar bana ait değildi. Takdirnamelerle ilgili yargılar ise bana aittir. Ben başkalarının yargısı ile hareket etmenin doğru olmadığına inanıyordum. Haklı olduğumu da zaman bana gösterdi,” dedim.

Ömrünün yirmi beş yılını öğrencilerine vermiş, altı yılı dört duvar arasında olmak üzere yaklaşık on yılını hak mücadelesi ile geçirmiş ve bu arada ellisini çoktan devirmiş bu koca yürekli adam duygulandı. Başını öne eğdi. Önce saklamak istese de gözyaşlarını, saklayamadı. Boşaldı, hüngür hüngür ağladı. Elbette ben de etkilendim. Boğazım düğümlendi.

Her hatırladığımda, yine, hep öyle olurum.

İnsanları yaftalamak kolay!  Zor olan, onların gerçek yüzünü görebilmek, onları anlamak ve hak ettikleri değeri verebilmektir. 

Ön yargılardan uzak ve sağlıkla yaşayınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 



623 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076