Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam507
Toplam Ziyaret1405052
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
SİYASİ AYAK 13: ÇARE “MİLİTAN DEMOKRASİ”
30/01/2020

 

 

23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin çalışma esaslarını düzenleyen “1” sayılı İçtüzük’ten sonra kararlaştırıp yayınladığı ve “2” numara ile yürürlüğe koyduğu ilk kanun, “Hıyaneti Vataniye Kanunu” idi.

“Hıyaneti Vataniye Kanunu”nda, “vatana ihanet” suçunun oluşabilmesi için üç ana eylem sayılmıştı: “i) Devlete isyan, ii) Saltanatı geri getirmek, iii) Din üzerinden siyaset yapıp örgütlenmek”. Kanunda sayılan bu üç suçun da ceza karşılığı “idam” idi.

Bu kanun olmasaydı ne Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşabilir, ne yeni devlet kurulabilir, ne de Cumhuriyet’in getirdiği esaslar uygulamaya konulabilirdi.

Halidi Nakşî şeyhlerinin müridi olan Özal döneminde, 1991 yılında yapılan değişiklikle, Terörle Mücadele Kanunu ile “Saltanatı getirmek ve din üzerinden siyaset yapmak,” suç olmaktan çıkarıldı. “Devlete isyan anlamında anayasal düzeni değiştirmek,” fiilinin oluşması için de “cebir ve şiddet” şartı getirildi.

Bu düzenlemeyi savunanlar, “Vatana İhanet Suçu” için diyorlar ki, “Efendim biz bunu yeni Türk Ceza Kanunu içine aldık ve ‘Savaşta iken devlete karşı yabancılarla işbirliği yapmak,’ şeklinde tanımladık”.

Peki, bu suç, “barış zamanında” işlenirse ne olacak?

Bundan böyle, kimse kimseye “vatan haini!” diye çemkirmesin. Artık, ülkemizde “vatana ihanet” suç değildir! Çünkü yasal tanımı ve yaptırımı yoktur. “Kanunun suç saymadığı bir eylem sebebiyle kimsenin yargılanamayacağı,” evrensel bir hukuk kuralıdır.

Mustafa Kemal 1930 tarihli bir söyleşide: Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz…der.

Bu gerçek ortayken ve din simsarlarının varlığı bilindiği halde, “Halkımızın kutsal din duygularını istismar ederek örgütlenmenin,” vatandaşlar açısından suç olması ortadan kaldırılmıştır. Bu düzenlemenin sonucu olarak Devletimizin, gelecekte FETÖ benzeri örgütlerin saldırılarına daha çoook kere uğrayacağını söylemek, artık kehanet değildir.

Bugün geçerli mevzuatımızda, “Halkımızın kutsal din duygularını istismar ederek örgütlenmek,” eylemini bir siyasi parti işlerse, “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmakla,” suçlanır ve karşılığı da “para cezasıdır”. On yedi yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak suçunu işlediğine dair,” Anayasa Mahkemesi’nin 30.07.2008 tarihli bir mahkûmiyet kararı bulunduğu, unutulmasın! (Bakınız: T.C. Resmi Gazete, tarih 24.10.2008, sayı 27034.)

Yaptırımı olmadığından, meydanı boş bulup da yapılan saldırıları; “Yeni bir büyük suikastin parçalarıdır,” diye düşünmek, hiç de aptalca olmaz!

15 Temmuz kalkışmasında CIA kuklası olarak Türk milletini sırtından bıçaklayanlar, dün hilafeti ve dini korumak(!) iddiasıyla İngiliz veya Amerikan mandası isteyenlerin bugünkü nesilleridir.

“Siyasi ayak” konusuna gelince: Daha en başında, “Siyasi ayak kalkışmanın beynidir.

Fikir babasıdır, akıl hocasıdır; emri veren, denetleyen ve uygulatandır.” demiştim.

Aşağıdaki satırlar 1974-1977 yılları arasında Türkiye’de CIA Masası Şefliği yapmış Paul

B. Henze’nin 2006 yılında Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye Raporu’ndan alınmıştır:

“TürkiyE’nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis; Meclisi ikna ettiğimizde, ordu; orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor.

Eğer Amerika’nın çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır. Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak Amerika için sorun olmaz.;

Aynı kişinin, basında yer alan 1993 tarihli bir başka Raporu’nda da: “Klasik Atatürkçülük ölmüştür”. “Aydınların imam hatip okulları konusundaki endişeleri yersizdir”. “İran ve Arap parası ile desteklenen kökten dincilik Türkiye için ciddi bir tehlike değildir.” “Said-i Nursi ve nurcular ilericidir.” dediği biliniyor.

Aşağıdaki alıntı, R.Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Askeri Başdanışmanı E. Tuğ General Abdulkadir Tanrıverdi’nin başkanı olduğu ASSAM’ın, 20-24 Aralık 2019 tarihlerinde Ankara’da yapılan ve açılışını Cumhurbaşkanı’nın yaptığı Uluslararası İslam Birliği Kongresi adlı etkinlik sonrası, resmi internet sitesinden alınmıştır:

Bu kongreler sonucunda dokuz federatif bölgeden oluşan Konfederal İslam Devletinin anayasası hazırlanacaktır. ASSAM ve İDSB iş birliği içinde gerçekleşen bu kongrede önce İslam Ülkeleri Temsilciler Meclisinden başlayarak bu birliğin startının verilmesi gerektiği, ardından da coğrafi ve etnik özellikler dikkate alınarak dokuz ayrı; Federatif Bölgesel

Meclisler kurulması gerektiği üzerinde duruldu. “Konfederal İslam Devleti(!) ha?” Biz demiyoruz. Cumhurbaşkanının yanındakiler söylüyor! Bunun, Kürtçü KCK yapılanmasından bir farkı var mı?

Tanrıverdi bir yıl önce yaptığı konuşmasında TSK’yı nasıl dizayn ettiklerini şu şekilde anlatıyordu: Harp Okulları, askeri okullar, sınıf okullarının dışındaki askeri okulların tamamı

Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı olması lazım dedik. Yüksek Askeri Şura’nın yapısı değişsin dedik. Aldığımız kararlarda sivil iradenin hâkimiyetini kullandık. Askeri yargı kapsamında Askeri Yüksek Yargı kalksın dedik o da gerçekleşti. Başkanlık sistemi gelsin dedik o da geldi.

Ve Tanrıverdi;nin en önemli açıklaması: Eyalet sistemine geçilmeli, Kürtlere özerklik verilmeli.”

Anlatılanların “Sevr” hükümleriyle benzerliğini görebiliyor musunuz?

(DEVAM EDECEK)

 



543 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076