Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam543
Toplam Ziyaret1405088
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI – 6
08/05/2018

TARIMSAL DESTEKLEMELER VE ÜRETİCİ ÖRGÜTLENMESİ

 

Tarımsal üretim; uygun iklimde tohum, toprak, su ve insan unsuru bir araya gelerek gerçekleştirilir. Toprak hazırlığı, ekim, gübreleme, yabancı ot, zararlı böcek ve hastalık mücadelesi, sulama, diğer bakım hizmetleri, hasat, depolama, pazarlama, satış bir sıra içerisinde uygulanır. 

Yatırım ve işletme için finansman temini, üretilen ürünün pazarda değeri ile satılmasının sağlanması ve gerektiğinde de Devlet tarafından destek verilmesi önemlidir. Ürün arzının talebe göre planlanması noktasında yönlendirici Devlet Politikaları ile üreticiler arasında dayanışmanın devrede olması gerekir. 

Her ülkenin kendisine özel şartları içerisinde farklı uygulamalar, farklı teşkilatlanmalar geliştirilmiştir. Bizde de kendimize özgü, üreticilerin değil de Devlet’in öne çıktığı bir yapı gelişmiştir, zaman içerisinde. Ancak bu yapı, 1980 sonrası neoliberal politikalarla ortadan kaldırılırken, yerine yenisinin konulamaması, tarımsal çöküntüye giden yolun taşlarını döşemiştir. 

Cumhuriyetin ilk elli yılında, Devletin destekleme alımları iç tüketime yönelik üretim yapısını, pazar için üretim yapan bir “Tarımsal İşletmecilik Yapısına” dönüştürmekte önemli rol oynamış; aracı tüccarın fiyat belirlemedeki etkinliğini kırarak, onun elde edeceği kârın bir kısmının üreticide kalmasını sağlayıp; geniş küçük üretici kitlesinin hızla yok olmasını engellemiştir. Ayrıca, destekleme alımları, tarımsal ürünlerin tüketiciye, tüccarınkine göre daha düşük fiyatlarla ulaşmasını da sağlamıştır. Devlet Planlama Teşkilatı 1977 yılı Özel İhtisas Komisyonu Raporu’na göre üretici-tüketici fiyatları arasındaki fark, destekleme alımına tabi ürünlerde %25-50 aralığında iken, destekleme dışı ürünlerde %500-700 dolaylarındadır. 

Tarım Satış Kooperatifleri ve Üst Birlikleri; Atatürk’ün sağlığında çıkartılan 2834 sayılı kanunla “üreticilerin ekonomik yararlarının korunması ve ürünlerinin daha iyi koşullarda değerlendirilmesi” amacıyla, hukuken özel hukuk tüzel kişiliği konumunda kurulmasına karşın, kooperatiflere ilişkin genel ilkeler göz ardı edilerek, farklı biçimde düzenleme ve uygulamalara tabi tutulmuş; özellikle, Devletin bunlar üzerindeki “vesayet” denetimi zamanla amacının ötesinde bir müdahale aracına dönüşmüştür.

 

Buğday ile başlatılan destekleme politikaları, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tüketim ve ihraç malı olarak önem taşıyan tarımsal ürünleri de kapsamına alarak genişletilmiş, destekleme alımlarına konu yapılan ürün sayısı 28’e kadar çıkmıştır.

 

Devletin destekleme alım politikaları, 1980’li yıllara kadar 6’sı Kamu İktisadi Teşebbüsü (TMO, Çaykur, Türkiye Şeker Fabrikaları, EBK, SEK, vb.), 18’i Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Tariş, Fiskobirlik, Çukobirlik, Pankobirlik, Trakya Birlik, Antbirlik, Marmara Birlik, Güneydoğu Birlik, vb.), 1’i Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği ve 1’i de Döner Sermayeli İktisadi Devlet Teşekkülü (TEKEL) olmak üzere toplam 26 kuruluş tarafından yürütülmüştür.

 

5 Nisan 1994 Ekonomik İstikrar Programı çerçevesinde hububat, şeker pancarı ve tütün dışında kalan ürünler Devlet desteklemesinden çıkartılmış; bütün ülkeler kendi üreticisini desteklerken, Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklerinin çalışma konularına giren ürünlerde, yerleşik destekleme yöntemi ve prim sistemi bu tarih itibariyle terk edilmiştir.

 

2000 sonrasında ise bir takım kuruluşların özelleştirilmesine (SEK, EBK, Türkiye Yem Fabrikaları A.Ş. vb.) ek olarak Tütün Kanunu, Şeker Kanunu, vb. özel düzenlemelerle tarımsal üretim Devlet desteğinden uzak, üvey evlat muamelesine tabi olmuştur.

 

Sonuçta, Tarım Satış Kooperatifçiliğinin yapısal sorunlarının aşılabilmesine yönelik olarak kooperatif ortaklarının eğitimi yanında, uluslar arası standartlara uygun yasal düzenlemeler ve Devlet Desteği ile “gerçek kooperatifçiliğin benimsetilmesi” yoluyla üretici örgütlenmeleri güçlendirilmek yerine zayıflatılmış; “ekonomik tabanlı üretici örgütleri yerine dernek tipi üretici örgütleri” özendirilmiştir.

 

Bugün için 1990’lı yıllara kadar Devlet’in destekleme politikalarının uygulayıcısı tamamı “milli ve yerli” bu 26 kurum ve kuruluştan bir kısmı özelleştirme adı altında satılmış; bir kısmı parçalanmış; bazıları kapatılmış; kooperatifler horlanmış, itilip kakılmış; bazısı da fonksiyonsuz hale getirilmiş bulunmaktadır. Bu gerçek orta da dururken kimilerinin hâlâ saf saf; “Tarımımız niye geriledi, gıdada neden kendine yeter olmaktan uzaklaştık?” diye hayıflanmasını anlamak mümkün değildir.

 

İç ve dış pazarda söz sahibi olduğumuz, “Pazar Değeri Olan” tarımsal ürünlerle ilgili çalışmalar ve gelişmeler, devam eden bölümlerdeki yazılarda ayrı ayrı ele alınmış ve incelenmiştir.

 

 

DEVAM EDECEK.



479 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076