Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam509
Toplam Ziyaret1405054
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EĞRİYE EĞRİ DİYEBİLMEK
15/03/2017

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bakanlarınin Hollanda’da gördükleri muamele hepimizi etkilemiş ve üzmüştür. Elbette kendisini bilen hiçbir Türk vatandaşı Hollandalı bakanların yanında duracak değildir.

 Hele hele vatandaşlarımıza yapılanlar! En duyarsız, en hissiz, en sakin olanlarımızı bile çileden çıkartabilecek  derecede vahşi, acımasız ve gaddarca bir tavrın göstergesidir.

 Olayı hepimiz protesto ediyoruz. Bazılarımız sorgulayarak, bazılarımız incinen milli gururumuzun acısıyla sorgusuz sualsiz, bodoslama!

 Çok sevdiğim bir arkadaşım, face sayfasında “Hollanda da bir türk bakana ve ordaki türklere yapılanlar için hala hükümeti eleştirenler bir kan tahlili yaptırsın” diye yazmış. Okuyunca nasıl bir tepki vereceğimi bilemedim. İnanıyorum ki değerli kardeşimin cümlesi kastını aşmıştır.

 Bence konu “kanla değil, beyinle ilgili” olmalı.

 İzleyenlerin dikkatini çekmiştir. Son günlerde TV kanalının birinde “Vatanım Sensin” adlı bir dizi yayınlanmakta. Sonuçta bu bir senaryo da olsa, oradaki istihbaratçı subayın yıllar önce yakılan bir Yunan köyünden kurtardığı ve evlatlık olarak büyüttüğü genç, kendisini Türk bilmekte ve işgalci Yunan askerlerine karşı milli kuvvetlerin safında yer almaktadır. Eğer esas olan “kan” olsaydı, tam tersi olması gerekmez miydi?

 Milliyetçilik, kan ve kafatası üzerine değil; inanç, ülkü ve hissetmek temeli üzerine yükselir. İnsanlar gelecekte birlikte yaşamayı arzuluyor ve buna inanıyorlarsa, anlamlıdır. Büyük Atatürk’ün, Ernast Renan’dan esinlenerek, Ziya Gökalp’in yorumuyla benimsediği ve Türk olana değil, “Ne mutlu Türküm diyene!” ifadesi ile taçlandırdığı bu kavram, günümüz uluslarını ayakta tutan bir duygu ve inanç bütünüdür.  

Milliyetçilik, ailesini, akrabasını ve komşularını sevmektir. Ülkesini, 80 milyonluk milletini, soydaşlarını ve dindaşlarını sevmektir. Bunları severken başkalarına düşman olmak da değildir. Dünyada barış içinde bir arada yaşamayı bilmektir. “Yurtta sulh, Dünyada sulh!” sözü boşuna söylenmemiştir. Bu günlerde Avrupa’da pompalanan, bizdeki aklı evvellerin de heveslendiği kindarlığa milliyetçilik denilemez. O, olsa olsa ırkçılık ve yabancı düşmanlığıdır.

 Hollanda ile olanlar milli onurumuzu rencide etse de galeyana gelerek değil; aklımızı, beynimizi kullanarak değerlendirme yapmamız gerekir, düşüncesindeyim. Ve olup biteni, “sosyal psikolojinin edinilmiş davranış kalıplarının siyasette kullanılması” olarak değerlendiriyorum. Daha önce de yazdım. Hitlerin siyasi taktiklerini iyi etüt etmemiz gerektiğini.

 Olayda, bizim politikacılarımızın davranışları altındaki güdüleri sorgulamamız lazım gelir.  

 Bizde Anayasa oylaması  kırk gün sonra. Onlarda ise dört gün sonra genel seçimler var. Yani her iki tarafın politikacıları da kendi iç kamuoylarına, seçmenlerine oynuyor.  Holanda’da ırkçı parti Türk ve islam karşıtı bir söylemle muhafazakar Hollandalı’ların oylarına oynamakta. İş başındakiler ise onu engellemenin yolunu, bizimkilere hakaret etmekte, zorluk çıkartarak diklenmekte buluyorlar.

 Peki hukuk kuralları ne diyor, ona bir bakalım.

 İç hukukumuzda, Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 94/A maddesi 4.ncü fıkrasında: “Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz” denilmekte.

 Uluslar arası hukukta, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Yabancıların siyasal etkinliklerinin kısıtlanması” başlıklı 16.ncı maddesi: “10, 11 ve 14. maddelerin hiçbir hükmü, Yüksek Sözleşmeci Tarafların yabancıların siyasal etkinliklerini sınırlamalarına engel sayılmaz,”  şeklindedir.

 Durum bu! Kanun dili ağır geliyorsa bir de halk diliyle yazayım isterseniz.

 Milli mevzuatımıza göre: “Yurt dışında seçim propagandası yapılamaz!

 Taraf olduğumuz uluslar arası anlaşmalara göre: “Bir ülkenin vatandaşı olmayanların siyasal etkinlikleri yasaklanabilir. Yabancıların siyasal çalışmaları, temel hak ve özgürlük olarak değerlendirilemez.

 Ee şimdi siz söyleyin, kim haklı?

 Yurt dışında seçim propagandası yapmakla kendi hukukumuzu çiğniyoruz.

 Diyebilirler ki; “Biz seçim propagandası değil, bilgilendirme yapıyoruz.” İyi de bu savınıza taraftarlarınız dışında kim inanır? Bilgilendirirken; “- Ey vatandaş durum bu! İsterseniz evet, istemezseniz hayır deyin” mi diyeceksiniz? Yoksa “- Evet demeyenler teröristtir, Fetöcüdür, çukurdur!” mu diyeceksiniz?

 Bu yazıyı okuyan çoğu kişi gibi ben de “sazan” değilim. Sizi tanıyorum. Yaptığınız düpedüz siyasal propagandadır.

 Aramızdaki sözleşmelere göre Hollanda veya bir başka Avrupa ülkesi, kendi ülkesinde bizim siyasal çalışma yapmamıza engel olabilir. Tabii bizim de kendi ülkemizde onların siyasal çalışma yapmalarını engelleme hakkımız var.

 Anayasa oylaması öncesi yapılan “bilgilendirme” çalışmasının “siyasal bir faaliyet” olup olmadığı tartışılabilir mi?

 Acı olan nedir, bilir misiniz? Öyle bir mahalle baskısı altındayız ki, “hayırcı muhalefet” bile Hollanda’ya küfretmek zorunda hissediyor kendisini. Aksi halde “milli çıkarlara hizmet etmeyen, milli çıkarları savunmayan, vatan haini” olarak suçlanmak kaçınılmaz olurdu. Yani insanlar eğriye eğri diyemeyecek duruma getirilmişler. Ben bile bu satırları yazarken alacağım eleştirinin dozunu kestiremiyorum.

 Şimdi atıp tutuyoruz. “Misliyle karşılık vereceğiz. Burunlarından fitil fitil getireceğiz! Vs.” Ancak şu bir gerçek ki, yapılan her menfi hareket sonuçta kendimize zarar verir. Hukuku ihlal eden sen oldukça, “karakuşi kadı” dışında hiç kimse sana haklısın demeyecektir. Sağlıklı düşünebilme yetisini kaybetmiş taraftarları saymazsan.

 2017 yılında bile, üstelik on beş yıldan beri iktidarda iken, 1940’lı yılların iktidarlarını suçlayan bir siyasal ekip; her seçime gidişte bir mağduriyet havası yaratarak geliştirdiği algı operasyonunu yine sahneye koymuş bulunmaktadır. Bu ekibin başarısının sırrı da işte buradadır. Bu defa içeride bir konu bulamayınca, çok mükemmel bir senaryo ile ülkesinde seçime üç gün kalan Hollanda karşısında mağduru oynamışlardır.

 Oysa, 2002–2007 yılları arasındaki parlak ekonomik başarının, 57.nci Hükümet’in programını devam ettirmenin ve sağlanan liberal, özgürlükçü, geleceğe umutla bakılabilen uygulamaların sonucu olduğunu da yazmıştım. Hem de 1995 yılındaki bir yazımı kaynak göstererek. İlk beş yılın sonrasındaki, son on yılın ekonomik göstergeleri hepimizin malumudur. Cumhuriyet döneminin en düşük kalkınma yüzdeleri… Kişi başına milli gelir 2011 yılında ulaştığı 11.000 dolar/yıl seviyesinden şu anda 9.000 dolar/yıl’a gerilemiş bulunmaktadır.

 Önümüzdeki günlerde kavga etmek için sırada kimler var, biliyor musunuz?

 Mesela Fransa’da yabancı düşmanı Le Pen yükselişte. 23 nisanda başkanlık, 11 haziranda genel seçimleri var.

 Mesela Avusturya, Avrupa’daki en sert ıkçıların yaşadığı ülke ve 22 mayısta başkanlık seçimi var.

 Mesela Almanya’da genel seçimler eylül ayında, uzak sayılır. Ama 7 Mayıs’ta Schleswig-Holstein ve 14 Mayıs’ta Kuzey Ren Vestfalya eyaletlerinde seçimler yapılacak. Bu eyaletlerde de bir şeyler yapılabilir mi dersiniz?

 Mesela Bulgaristan neden olmasın? 26 martta genel seçimleri var.

 Yani biz millet olarak, önümüzdeki bir ay içerisinde başka kapışmalara, başka mağduriyetlere hazır olmalıyız.

 Algı operasyonu dediğin işte böyle yapılır! Dört gün sonra gidebileceğin ülkeye, uyarılara rağmen girmekte ısrar edersen alınmaz, rezil olursun. Sonra da döner, “bana hakaret edildi, zulmedildi, sövüldüm, dövüldüm” diye halkını galeyana getirir, “evet sepeti”ni doldurursun. Tabii, yerlerse.

Niye yemesinler? Beyinler uyuşmuşsa, analiz ve sentez yeteneğini kaybetmişse …. 

Ha.. Unutmadan bir sonsöz: Hollanda yönetiminin uluslar arası hukukun kurallarını ve diplomasinin geleneğini çiğneyerek, diplomatik dokunulmazlığı bulunan temsilcilerimize karşı yaptığı eylemlere lafla değil, misliyle ve eylemle karşılık verilmesini beklemek hepimizin vatandaşlık hakkıdır. Haydi yönetenler, bekliyoruz. 

Saygılarımla.

 

 



538 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076