Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam550
Toplam Ziyaret1405095
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ÖNCESİYLE, SONRASIYLA ‘15 TEMMUZ 2016 KALKIŞMASI’ - 13
29/10/2018

7. ÇÖZÜM VE ÇIKIŞ YOLU:  ‘ÇARE’ SİZSİNİZ !

İşte 15 Temmuz Kalkışması, kumpaslarla iyice güçsüzleştirilmiş ordu ve iç güvenlik birimlerine “son bitirici vuruş” olarak planlanmış bir Küresel oyunun; Büyük Ortadoğu Projesi senaryosunda bir bölümün, bir paragrafın sahnelenmesi idi.

Engellenmemiş olsaydı, bayrağına ve ülkesine bağlı vatansever kadrolar bu kalkışma ile tamamen etkisizleştirilip, iç savaş başlatılacak; ardından da iç savaş bahane edilerek Afganistan, Libya, Irak ve Suriye’de olduğu gibi ülke işgal edilecek; küresel güçlerin önerdiği biçimde küçük küçük kantonlara bölünerek, ABD’nin öngördüğü “barış ve hürriyet” geri getirilmiş(!) olacaktı.

Bir yandan “direkten döndük” diye seviniyoruz ama öte yandan, aynı planın halkın gözünün içine baka baka, seçimle iş başına gelmiş otorite eliyle uygulanmakta olduğunu kimimiz görüyor, çoğumuz görmüyoruz.

Görmeyenler, “AK Parti’nin bir tarikatler/cemaatler koalisyonu olduğunu, bunların tamamının Cumhuriyet karşıtı cephede yer aldıklarını, Atatürk ve Türk Kimliği karşısında birlikte mücadele ettiklerini” unutuyorlar. Dini duyguların siyasete ve ticarete alet edildiğini kabul etmiyorlar. Bu kesim, Ergenekon-Balyoz ile kendi ordusuna operasyon yapan ve açılım politikalarıyla kendi milli birliğine darbe vuran, Kıbrıs'ta Annan Planı’nı benimseyen, kısacası ABD ve AB'nin dayatmalarını harfiyen yerine getiren bir iktidarı, “milli” olarak savunabilmektedir.

İnsanı insan yapan sorgulama yetisinin köreltilmesi, örgütlü yapılara dönüşüp siyasal mücadele aracı haline geldiğinde “inanç sorunu” kişisellikten çıkar ve toplumun tümünü etkileyen ortak sorun haline gelir. Din adına da yapılsa bu, gerçekte çıkar ve üstünlük kurma mücadelesidir.

Bu durumda nasıl ve ne zaman uyanacağız?

Emperyalizmin “Türk topraklarını dışarıdan kuşatıp, içeriden çökertme” planlarına karşı şimdi nasıl hareket etmeliyiz? Çıkış noktamız ne olmalıdır?

Küresel Güç Odakları’nın yüz yıl önceki askeri işgal girişiminde, Türk Milli Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen üç ana akım vardı. Türkiye'de bu üç ana akım, tarihsel ve ideolojik kökleri ile hâlâ mevcuttur. 

a) Türkçülük ve Türk Milliyetçileri,

b)  İslam Aydınlanmacılığı ve Müslüman Aydınlar,

c) Toplumculuk ve Sosyal Demokratlar ile -geçici de olsa- Komünistler.

Kurtuluş Savaşı döneminde Ziya Gökalp/Yusuf Akçura, Mehmet Akif (Ersoy)/Rıfat Börekçi ve Suphi Nuri (İleri) yukarıda saydığımız üç ana damara örnek olarak verilecek isimlerdir. (Yeşil ordu girişimi ve Türkiye Komünist Partisi bile İkinci Enternasyonal’in kararları doğrultusunda antiemperyalist duruşu sebebiyle Kurtuluş Savaşı’na destek olmuşlardır.) Emperyalizmin askeri işgal girişimi karşısında bu üç “milli damar”, ülke bütünlüğü ve bağımsızlık ekseninde yeni bir Devlet, yeni bir yönetim sisteminde birleşerek “Türkiye Cumhuriyeti Devletini” kurmuşlardı. 

Yüz yıl önce olduğu gibi bugün de her kanattan insanı birleştirecek,  bütün siyasi partilerden bağımsız, ortak paydalarda buluşan ve ortak kaygıları taşıyan insanları bir araya getirerek, emperyalizm ve emperyalizme bağımlı sistem üzerinde bir basınç oluşturmak; sonunda da yeniden, yeni bir Türk Devrimi gerçekleştirerek, "İstiklali Tam Türkiye"  hedefini esas almak, tek çıkış noktamız olmalıdır.

Atatürk’ün uyguladığı başarısı kanıtlanmış politika, devlet işleyişine yerleştirilmediği sürece, Türkiye’nin huzurlu bir ortama kavuşması mümkün değildir.

Bugün artık sağ, sol kalmamıştır. Türk İstiklali, Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin “kayıtsız şartsız egemenliği” söz konusudur. Tehdit edilen milletin kendisidir.

Ancak bugün dünden farklı olarak, durumun bilincinde değiliz ve bu anlamda “psikolojik işgal” altındayız.

1919 - 1938 yılları arasında Atatürk önderliğinde bir araya gelen Türk Milleti çok daha kötü koşullarda zoru başarmıştı. Bizim başarmamamız için hiç bir neden yok! Yeter ki ruhumuzdaki psikolojik işgalden kurtulalım. Psikolojik işgalde, silahlı işgalin aksine halk uyutularak ve ekonomisi zayıflatılarak direnişi ve başarma inancı kırılır. Ülkenin insan unsuru sanki esir alınmış; sorgulama yeteneği işlemez hale getirilmiştir. Bu şekilde, ruhen esir alınan halka, işgal altında olduğunu anlatsan da anlamazlar ve tepki göstermezler.

Bu bir kısır döngüdür; böyle bir zamanda aydınlar kendi keyfine bakar, halk ekmek derdine düşer, milli hakları savunma ruhu umursanmaz ve işgalciler için mükemmel bir ortam yaratılmış olur.

Ülke ve toplum olarak bugün bu çizgideyiz.

Bir yandan, 15 Temmuz gecesi darbecilere karşı dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyecek kadar güçlü bir karşı koyuş gösterebiliyor; şehit cenazelerinde hep birlikte cenaze namazı kılıp, hınçlanıyor; milli maçlardaki galibiyetleri milletçe sokaklarda coşku ile kutlayabiliyor; ama öte yandan, daha Osmanlı’nın son döneminde, “Ben ki bir Türk’üm unutmam Caber’i?” diye haykıran şair Muallim Naci’ye karşın, “Caber’deki sandukanın oradan oraya taşınmasına”, Ege Denizi’ndeki “adaların işgaline” ya da Kıbrıs konusunda elde edilmiş “milli menfaatlerin Annan Planı ile elden çıkartılmasına” hiç de aldırış etmiyoruz?

İşte bu noktada görev aydınlara düşüyor.

Aydınlara sesleniyorum: “-Yeniden bir milli mücadeleye başlamak için neyi, kimi bekliyorsunuz?”

 “ÇARESİZ”  DEĞİLSİNİZ, “ÇARE” SİZSİNİZ !

O’nun sözüyle bitirelim: “Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun!”    MUSTAFA  KEMAL ATATÜRK

BİTTİ.



425 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076