Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam367
Toplam Ziyaret1332831
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI – 13
10/06/2018

TARIM ÜRÜNLERİMİZ ÜZERİNDEKİ OYUNLAR / 4

 

ZEYTİN

Bu ülkede daha 1929 yılında “Zeytincilik Seferberliği” başlatılmıştı. Atatürk’ün önerdiği Zeytincilik Kanunu ölümünden 2,5 ay sonra çıkartıldı, 3573 sayılıdır.

 

Zeytin’in anavatanı Anadolu’dur. Dünyadaki 900 milyon zeytin ağacının %15’i bizim ülkemizdedir. Ancak, zeytinden o kadar soğutulduk ki verimliliğimiz oldukça düşüktür.

 

Bakanlık kayıtlarına göre 2002 yılında ağaç sayımız 99 milyon, zeytin üretimimiz ise 450 bin tonu sofralık, 1.350 bin tonu yağlık olmak üzere toplam 1.800 bin ton iken; 2013 yılında 167 milyon ağaç (40 milyonu meyve vermeyen) varlığımızdan  390 bin ton sofralık, 1.286 bin ton yağlık zeytin ürettik.  Gerilemede olduğumuz açıkça görülmektedir.

 

Zeytinyağı üretimiz, yıllık rekolte değişimlerine göre 135 bin ton ile 195 bin ton arasında değişmektedir. Kişi başına tüketimimiz 2 litredir.

 

Amerikan Marshall Yardımı ile birlikte “zeytinyağı ısınırsa kanser yapar” denilmeye başlandı(!). Oysa zeytinyağı, dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağ idi. Böylece ülkemizde “yalanlarla”, ısmarlama “türkülerle” zeytinyağı gözden düşürüldü.

 

ABD’nin üretim fazlası vardı, depolarında bekleyen. “- Bizden mısırözü yağı, soya yağı alacaksınız,” dediler, aldık. Gelen yağları, Amerikan Unilever şirketi margarin üretiminde kullandı. “Margarinin en iyi yağ olduğunu(!)” söylediler. Damar sertliği yaptığını sakladılar. İnandık. Zeytinyağı ve tereyağımızı kötülediler. “Vita” ve “sana” yağı kullanmaya başladık. Donmuş yağların içinde “domuz yağı” bulunduğunu da sakladılar.

 

Zeytinyağını onlara sattık. Kimse sormadı: “- Yahu bu yağ zararlı ise niye onlar bunu bizden peşin para vererek alıyorlar?” diye. Sormaya niyetlenenleri yaftaladık, damgaladık. O günün şartlarında üç beş ihraç ürünümüzden biri olan zeytinyağı ihracatımızı ABD 1956’da önce 10.000, sonra da 6.400 tonla sınırladı. Bizi yönetenler de uydu bu isteğe.

 

Cumhuriyeti kuranlar bugünleri görmüş olmalılar ki, zeytinliklerimizi korumaya almışlar. Mevcut siyasi iktidar on dört yılda 7 defa, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun’u değiştirmek istedi. Girişimlerin bazısı Anayasa Mahkemesi’nden, bazıları toplumsal tepkilerden döndü. En son 2017 girişiminde, “25 dekardan az alana sahip zeytinlik alanları” enerji, turizm ve maden işletmeciliğine açılmak istendi. Ülkemizdeki zeytinliklerin ortalama büyüklüğünün 12 dekar olduğu gerçeği karşısında, hedefin zeytinliklerin talanı olduğu açıktır.

 

2002 yılında 50.000 ton olan sofralık siyah zeytin ihracatımız bugün 12.000 tona düşmüştür. Zeytinyağı ihracatımız da 35 bin, 50 bin ton arası rakamlarda değişmektedir.

 

1966-86 yılları arasında desteklenen zeytinyağı, aradaki kısa süreli bazı destekleme girişimleri sayılmazsa, otuz yıl sonra yeniden destekleme kapsamına alınmıştır. Ancak bunun şartı ürünün toptancı tüccara satılmış olmasına bağlı. Üretici, kendi tüketimine ayırdığı ürün için destekleme alamaz. 

PAMUK

Osmanlı imparatorluğu pamuk tarımını Balkanlar, Suriye, Irak ve Mısır’dan başlayarak genişletmiş; Mısır’dan getirilen pamuk tohumları Ege ve Çukurova Bölgelerinde çiftçilere ücretsiz dağıtılmış; bu konuda üreticilere sağlanan diğer desteklerle birlikte pamuk üretimi özendirilmiş; verilen teşvikler sayesinde pamuk üretiminde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. 

Öyle ki, Nil vadisinden Çukurova’da pamuk üretimini geliştirmek amacıyla getirilen, “fellah” denilen tarım işçisi köylülerden bir kısmı, Tarsus’un güney doğusunda şehrin kenarında oluşturulan ve 1950’li yıllara kadar “Çıplaklar Mahallesi” denilen yerleşim yerinde, yarı aç yarı tok ikamete mecbur tutularak uzun yıllar boyunca, Dünya tekstil sanayisi hammaddesinin üretimine katkı vermişlerdir. (Bu durum, bir belgesel film çalışmasına da konu olmuştur.) 

Cumhuriyetimizin ilanından sonra Türkiye tarımında köklü değişiklikler olmuştur. Bu dönemde bir taraftan yeni dokuma fabrikaları kurulmuş, diğer taraftan başlıca pamuk üretim bölgelerimiz olan Adana, Nazilli ve Antalya’da Pamuk Üretim ve Islah İstasyonları, daha sonra da Araştırma Enstitüleri ve Devlet Üretme Çiftlikleri yapılandırılmıştır. 

Türkiye’nin son 30 yıllık pamuk üretim ve tüketim değerleri incelendiğinde; 1990/91 yılına kadar üretim ve tüketim değerlerinin birbirlerine yakın olduğu, 1991/92 sezonundan itibaren pamuk tüketiminin, üretimi aşmaya başladığı görülmektedir. 2002/03 döneminden sonra pamuk üretimi genel itibarıyla azalan bir seyir izlemiştir, Söz konusu 30 yıllık dönemde Türkiye’de lif pamuk üretimi %54, tüketimi ise %226 artmıştır. Öte yandan üretimin 1 milyon tona yaklaştığı 2002/03 sezonuna göre 2015/16 sezonunda üretim %25 azalırken tüketim %8 artmıştır. 

Türkiye pamuk ithalatçısı ülkelerden biri haline gelmiştir.  

Uluslararası Pamuk İstişare Komitesinin (ICAC) 2015/16 yılı verileri incelendiğinde; dünya pamuk tüketiminden en büyük payı 7,1 milyon ton ile (%30 pay) Çin almaktadır. Bu ülkeyi Hindistan ve Pakistan izlemektedir. Türkiye’nin ise yaklaşık 1,5 milyon tonluk tüketim değeri ile en çok pamuk kullanan 4’üncü ülke olduğu görülmektedir. 

Dünya pamuk piyasası, arz ve talep acısından müdahaleye en fazla maruz kalan piyasalardan birisidir. Özellikle ABD’nin ve Çin’in stratejik davranışlarının belirgin bir etkileyiciliği ve belirleyiciliği bulunmaktadır. Dünya Ticaret Örgütü, ICAC gibi uluslararası kuruluşların pamuk sektörünü olumsuz etkileyen hükümet önlemlerinin kaldırılması yönündeki kararlarına rağmen, ABD ve AB pamuk üretimlerini ve ticaretini yüksek oranda desteklemeye devam etmektedir. Sonuç olarak bu ülkelerin uyguladığı ihracat politikaları ve Türkiye’de pamuğun herhangi bir dış ticaret aracı ile korunmaması yerli üretimi tehdit etmektedir.

 TÜİK verilerine göre 1995 yılından 2015 yılına Güneydoğu Anadolu Bölgesinde pamuk ekim alanları %29 genişlerken, Ege’de %63, Çukurova’da %73, Antalya’da %79 gerilemiştir. 1995 yılından 2015 yılına toplam ekim alanlarındaki daralma ise %42 olmuştur. Özellikle Ege ve Çukurova’daki gerileme sadece oransal olarak değil hektar bazında da ciddi rakamlara karşılık gelmektedir. 

2002 yılında 721 bin hektar olan ekim alanı 2015 yılında 434 bin hektara; lif pamuk üretimi ise 988 bin tondan, 738 bin tona gerilemiştir. 

Ülkemizde, tüketimde yaşanan artışa rağmen üretim miktarının düşmesi sonucunda üretimin tüketimi karşılama oranı 2015/16 sezonunda %48’e düşmüştür.

 Türkiye son beş yılda ortalama 103 milyon dolar değerinde, 49 bin ton lif pamuk ihracatı yapmasına karşılık; 1,6 milyar dolar değerinde, 760 bin tonluk ithalat yapmıştır. 2015 yılında Türkiye’nin pamuk ithal ettiği ülkeler arasında ilk sırayı %42’lik payla ABD almaktadır.

 

Bu uygulamalara “milli siyaset” denilebilir mi?  

DEVAM EDECEK. 

 

 

 



547 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
AYAN BEYAN (1) - 14/03/2022
“Ayan” “gözle görülen, açık, belli,” “beyan” ise “bildirme, söyleme” anlamlarına gelir. İki sözcük birlikte yazıldığında, “ayan beyan”, “besbelli, apaçık, açık seçik bir biçimde…” demektir.
 Devamı
AlışSatış
Dolar17.928518.0003
Euro18.311018.3843