Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam104
Toplam Ziyaret1408225
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1
04/07/2022

 

 

(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)

………….

Kanımca, devlet yöneticileri tarih bilmelidirler. Azıcık değil hem de, oldukça iyi tarih bilmeleri gerekir. Bilgi kaynakları da Fesligiller gibi diplomasızlar değil, ciddi kaynaklar olmalıdır. Yakın çevrelerinde, günümüz olaylarını, tarihi derinlikte yorumlayabilecek yetkin bilim adamları bulunmalıdır.

Türk devlet adamı, yazının icadından günümüze uzanan Türk ve Dünya tarihini bilmezse sağlıklı kararlar alamaz. Bilge Kağanı, Vezir Tonyukuk’u ve onların taşa kazınan tecrübe ve öğütlerini bilmezse, yanlış kararlarla devletin bekasını tehlikeye düşürebilir.

Türk devlet adamı, Ulusal kökenimizi, kaynağımızı, tarih içerisindeki yolculuğumuzu ve konaklama yerlerimizi; yeryüzüne dağılmış akraba toplulukları, onların bağımsızlık mücadelelerini, günümüzdeki durumlarını, geçmişlerini ve geleceğe yönelik beklentilerini bilmek zorundadır.

Atatürk ideolojisini kavrayamayan, anlayamayan biri; Türk Devletini yönetmeye kalktığında her kararının milli geleceğimize zarar vereceğini, o kişi bilmese de bizler bilmeliyiz.

Günümüzde var olan devletlerin yakın ve uzak emelleri bilinmelidir. Hele de Türk Milleti aleyhinde plan ve proje üreten Bizans-Siyon işbirliği akıldan hiç çıkarılmamalıdır. Kapitalizm, para babası Yahudi asıllı küresel gücün sahibi para baronları, emperyalizm ve emperyalist uygulamaların günümüz sürümleri, çok uluslu şirketlerin ülkeleri ele geçirmeye yönelik taktikleri, bilinmelidir.

Bilinmezse, sık sık; “Yanılmışım, hata yaptım. Kandırıldım! Milletim ve Allah beni affetsin!” demek zorunda kalınır. Millet affetmesine affeder de, olan çocuklarımızın geleceğine, huzurumuza, refahımıza olur. En kötüsünden bugün olduğu gibi, “Zengin bir coğrafyadaki bereketli toprakların yoksul bekçileri,” olarak yaşamaya devam ederiz.

Bosna-Hersek Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı Bilge Kral unvanlı Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in, ölümünden önce Türk gençliğine hitaben yazdığı uzunca mektubunun son bölümünü paylaşmak istiyorum okuyucularımla:

“………………..

Unutma, Türk'ün evladı!

Sömürgeciler, bütün ilkeleri kendi menfaatleri için koyuyorlar ve kendi çıkarlarını korumak için denklem kuruyorlar. Onların demokrasi dedikleri, hürriyet dedikleri, aidiyet dedikleri, barış ve hoşgörü dedikleri ilkeler, Saraybosna'da, Srebrenitsa'da, Mostar'da toprağın altına gömüldü. Hem de çok acı hatıralarla…

Biz, kendi çocuklarımız en azından tebessüm edebilsinler diye yaşadıklarımızı yeni nesillere anlatmıyoruz, anlatmayacağız. Ama sen bizim yaşadıklarımızı sakın unutma!

Onlar askerleriyle, basın ve medyasıyla, kurumlarıyla çok güçlüler.

Onların güçlerinden değil, ikiyüzlü olmalarından kork!

Biz, senin kardeşin olduğumuz için öldürüldük, boğazlandık, tecavüze uğradık.

Senin hafızana sahip olduğumuz için toplu mezarlara gömüldük, yok edildik.

Türk'ün evladı, bizim korumaya çalıştığımız sancak, Yemen'de, Çanakkale'de, Filistin'de, Kırım'da, Açe'de, Türkistan'da korunmak istenen sancaktı. O, ne bir dinin, ne bir ırkın, ne bir dilin, ne bir mezhebin sancağıydı. İnsanlığın, tek başına insan olmanın temsiliydi. Sömürgecilerin karşısında sakın yere düşürme.

Biz, Çanakkale'den sonra direnişi devam ettiren nesiliz.

Sen, direnişin değil, dirilişin nesli olacaksın.

Korumak için değil, düzen kurmak için çalışacaksın.

Sen varsan biz olacağız.

Sen ayaktaysan biz yaşayacağız.

Ama unutma!

Sömürgeciler, seni tamamen Asya'ya sürmek için planlarını adım adım işletecekler. Bir gün sıra sana da gelecek. Seni yok etmek için bin yıldır hazırlananlar, bir gün bile durmadan çalışıyorlar.

Sen Türk'sün. Bir ırk, bir din, bir mezhep değilsin, olamazsın.

Batı, Haçlı Seferlerini düzenlerken Araplara Arap demiyordu, Türk diyordu.

Çanakkale'de Kürtleri de boğazlarken onlara Kürt demiyordu, Türk diyordu.

Ne zaman ki onların çıkarı için yeni devletlere ihtiyaç duydu, Arap'a Arap demeye başladı. Seni ondan, onu senden ayırdı.

Bugün de Kürt'ü senden, seni Kürt'ten ayırmak için gece ve gündüz çalışıyor.

Türk'ün Evladı, Biz Boşnak'ız ama Türk'üz de.

Sen de kalbimde taşıdığım acıyı taşıdığın kadar Boşnak'sın.

Utanacak tarihimiz, saklayacak hafızamız yok.

Sırp'a karşı sorumlu olduğumuz için değil, yasayla zorunlu kılındığı için değil, kimimiz dinimiz, kimimiz milletimiz, kimimiz Kitabımız, kimimiz ahlakımız sebebiyle vicdan sahibi olduk.

Birileri öyle istediği için değil! Vicdan bunu tarif ettiği için hiçbir milletin diline, dinine, mezhebine karışmadık. Mezarlarını çiğnemedik, ibadethanelerini yıkmadık, kadınlarına tecavüz etmedik, bebeklerini boğazlamadık.

Sen var olmak zorundasın.

Bu yüzden bir ve beraber olmak zorundasın.

Sömürgecilerin tezgâhıyla saflara ayrışmamalısın.

Türk'ün Evladı, bizi, onların bize yaptıklarını ve sorumluluğunu, sakın unutma!

Ben Aliya… Aliya İzzetbegoviç.”

………………………….

Evet, ’ Yeniden Milli Siyaset’ adlı kitabımda benim anlatmak istediklerimi Bilge Kral özetlemiş: “Sömürgeciler, seni tamamen Asya'ya sürmek için planlarını adım adım işletecekler. Bir gün sıra sana da gelecek. Seni yok etmek için bin yıldır hazırlananlar, bir gün bile durmadan çalışıyorlar.”  

Amaçlarına ulaşmak için mutlaka kendi içimizde yetişmiş, kimliksizleştirilmiş “mankurt” yapılı hainleri araç olarak kullanacaklar. …

Sırplar Sreprenitsa’da, Fransız ve Hollandalı Barış Gücü askerleri huzurunda Boşnakları öldürürken onlara Boşnak da Müslüman da demedi. “Türk” diyerek öldürdü.

15 Mart 2019 tarihinde Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrinde bir cami ile İslam Merkezine saldırarak Cuma namazı kılmakta olan 51 (elli bir) kişiyi öldürüp 40 (kırk)’ını yaralayan ırkçı katil Avustralyalı Brenton Tarrant’ın silahı üzerinde 1389’da Sultan Murat Hüdavendigâr’ı Kosova Savaş Meydanında şehit eden Miloş Obiliç’in adı kazınmıştı.

Aradan 630 yıl geçmiş ama unutmamışlar…

Bunu her çocuğumuza öğretmek zorundayız.

Bilirsek tedbir alırız, bilmezsek yem yaparlar, yok oluruz!

Senin barışsever olman yetmiyor. Senin dürüst olman, atalarının ahlaklı olması yetmiyor.

Yaşanmamış, aslında tersi yaşanmış bir “Ermeni Soykırımı” masalına inanmak istedikleri için inanıyorlar, gerçek olduğu için değil!

 

(DEVAM EDECEK)

 

 

 



93 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
AYAN BEYAN (1) - 14/03/2022
“Ayan” “gözle görülen, açık, belli,” “beyan” ise “bildirme, söyleme” anlamlarına gelir. İki sözcük birlikte yazıldığında, “ayan beyan”, “besbelli, apaçık, açık seçik bir biçimde…” demektir.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.778218.8534
Euro20.651620.7344