Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam507
Toplam Ziyaret1405052
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI - 2
17/04/2018

 

 

TARIM SAVAŞINDA EĞİTİMİN YERİ

 Hedef ülkenin “kalkınmasına katkıda bulunmak” iddiası ile o ülkedeki eğitim ve öğretim kurumlarının yeniden düzenlenerek, genç neslin sözde “daha iyi eğitilmelerini sağlama” amacı ile “Eğitim Uzmanları” yollanır. Bu uzmanlar o ülkenin Eğitim Bakanlığı’na ya da diğer eğitim kurumlarına “bir daha yerlerinden sökülemeyecek şekilde” yerleşirler. Bu yerleşme süreciyle birlikte o ülkede genç kuşakların eğitimi, ABD’nin bu ülke halkı üzerindeki plan beklentilerini karşılayacak şekilde yeniden düzenlenmeye başlanır. Yeni düzenleme, o ülkede “düşünsel ve ruhsal gelişim potansiyeline konulan bir pranga” vazifesi görür. 

Hedef ülkede devlet memurlarının tayin mekanizmalarını etkileyebilmek ve giderek ele geçirmek için her şey yapılır. Sonuçta ABD ve diğer batılı güçlerin uzmanları, kendileri perde gerisinde kalmak kaydıyla, söz konusu ülkenin yönetimini ele almış olurlar. 

Devletimizin “kuruluş senedi” diyebileceğimiz Lozan Andlaşması görüşmeleri ile ilgili olarak Türk Heyeti Başkanı İsmet Paşa’nın: “… Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra Lozan’da esas mücadele bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa sınırlar konusu fiili konum idi. Tazminat işini iki devlet aramızda çözerdik. Bütün mücadele idaremize yapılmak istenen müdahale yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük ödünlerde bulunmaya hazırdılar. Dayattık!” dediğini hatırlıyoruz. Ancak, ne yazık ki 1924’te dayatan Türkiye, 1949’daki Fullbright Andlaşması ile eğitim sistemini ABD’ye teslim etmiştir. 

Sonuçta hedef ülkede “Eğitim ve Öğretim” bir yandan ABD hayranlığını destekler şekilde geliştirilirken; öte yandan da o ülkenin yetenekli gençleri “ABD dostu olarak” yetiştirilmek ve hatta ABD kurumlarına yerleştirilmek üzere “devşirilirler”.

 

PARASAL BAĞIMLILIK: BORÇLANDIRMA

ABD hedef ülkeyi, bir anakonda yılanı gibi yavaş, fakat gittikçe artan, dayanılmaz bir baskı ile sıkarak, yutulmaya hazır hale getirir. O ülkeye adeta zorla krediler verilir. Bununla beraber, “Siz parayı akılcı kullanamaz, çarçur edersiniz; size hediyesi olarak bir de uzmanlarımızı verelim!” diyerek, kendi ajanlarını da yollarlar. Böylece hedef ülkedeki yatırımların kontrolünü de ele geçirirler. 

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, “Marshall Yardımı” olarak ortaya çıkan ABD merkezli sermaye ihracı, giderek gelişip dev boyutlara ulaşırken, ters yönde ABD konuşlu Finans Merkezleri’ne doğru akan yüzlerce para musluğu oluşturulmuştur. Yardım adında gönderilen sermaye, bu musluklar aracılığıyla geriye doğru daha büyük boyutlarda akarak geri dönmekteydi. Bu akış KGO tarafından Birleşmiş Milletler çatısı altında oluşturulan “Dünya Bankası” (WB) ve “Uluslar arası Para Fonu” (IFM) tarafından organize edilmiştir. 

ABD merkezli krediler şöyle işler: Verilen kredinin kredi anlaşmasında yatırımın ABD firmaları eliyle gerçekleştirilmesi şartı konur. Böylece kredi olarak öngörülen para bir ABD bankasından, diğer bir ABD bankasındaki üstlenici ABD firması hesabına aktarılır. ABD dışına hiç çıkmaz. Krediyi alan ülke, faiziyle birlikte paranın tamamını geri ödemek zorundadır. Kullandırılan kredi o kadar yüksektir ki, borçlu ülke, birkaç sene sonra ödemelerini yerine getiremez hale gelir. Bu durumda ABD’nin bir “mafya örgütü” gibi talepleri olur. Örneğin BM’deki oy hakkı, bir askeri üs, önemli bir yer altı kaynağına sorunsuz ulaşım hakkı gibi. Bu ek yükümlülüklere karşılık borçlu ülkenin borçları silinmez ve böylelikle bir ülke daha, sürekli olarak, mutlak anlamda ABD güdümüne girmiş olur. 

Yabancı krediler ve borçlanmalar bir kere başladı mı gerisi gelir! Ardından da ABD’nin istediği her girişim yapılır, her kanun çıkarılır; her türlü “yüksek personel” tayinleri ve yerleştirmelerine dair talepler uygulanır. Hedef ülkede tarımsal üretim, “modernize ediyoruz” mavalı altında, adım adım çöküşe sürüklenir. Bir zamanlar kendine yeterli olabilen hedef ülke, yavaş giden bir süreç sonunda, kendi insanlarını besleyemez olur ve başta tahıl olmak üzere tarım ürünleri ithalatçısı durumuna gelir. Doğaldır ki ithalat, ABD’den veya ABD merkezli çok uluslu şirketlerden yapılır. 

Kurulu “KGO Finans ve Kredi Sistemi” sadece ülkeleri değil, bireyleri de “tüketici kredisi” borçlandırmalarıyla, aynı borç tuzağına çekmeyi başarmıştır. Borçlandırarak tutsak kılma yöntemi artık küresel çapta ve istisnasız olarak uygulanmaktadır.

 

Türkiye, 1946’dan sonra dış borçlanma tuzağına çekilmiştir. Bugün için en başta, “tüketim çılgınlığı” içinde bulunan halk yığınları, borç batağına gömülü durumdadır. Hepimiz, tüm kurum ve kuruluşlarımızla, KGO nın tuzaklamış olduğu ağa tam anlamıyla dolanmış vaziyetteyiz. 

Bu durum sadece bize özgü de değildir. Bütün dünyada, devletlerden tutun da belediyelere ve sokaktaki insana kadar herkes borçludur. Bu yöntemin biri birini izleyen safhalarını şöyle sıralayabiliriz:

-     Önce borçlandır ve bazı tavizleri kopart.

-     Sonra, hazır para ülkedeki üretimin yapısını değiştirsin, ekonomi şişmeye başlasın.

-     Daha çok borçlanılsın.

-     O zaman parayı verme… Önce süründür, sonra yeni yeni şartlar ileri sür.

-     Her istediğini tek tek yaptır.

-     Böylece koca bir ülkeyi, tüm kaynakları ve insanları ile “Küresel Sistem” için çalışır hale getir.

-     Artık iş bitmiştir!

 

(Yazar Alev Alatlı’nın o meşhur, Türkiye üzerine incelemeler “Orda Kimse Var Mı?” serisindeki son kitabının başlığı gibi: “O.K  Musti Türkiye Tamamdır!”)

 

DEVAM EDECEK.



590 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076