Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam507
Toplam Ziyaret1405052
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2
05/07/2022

 

 

1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.000.000 Türk’ün tehcir edildiğini çocuklarımıza öğretmek zorundayız.

Son iki yüz yılda Balkanlarda, Kuzey Afrika’da, Arap Yarımadası’nda, Irak’ta, Suriye’de, Anadolu’da, Akdeniz adalarında, Kafkaslarda, Kırım’da, Batı ve Doğu Türkistan’da soykırıma uğrayan yalnız ve yalnız Türklerdir. Yazmayan tarih utansın!

Bugün de Bizans artığı Rumlar, Katolik ve Ortadoks Hıristiyanlar, Siyonist Yahudiler,  Evangelist Hıristiyan Amerikalılar, tamamı senin karşında seni mahvetmek için iş birliği, el birliği içerisindedirler.

Atatürk’ün ölümü sonrası devleti ele geçiren, bugün de bazı siyasi yapılara hükmeden “masonik yapı” onların yanındadır.

Atatürk’e “deccal” diyen Müslüman esvabı giymiş dünün İngiliz, bugünün Amerikan sevicileri onlara çalışıyor.

Ülkemde yönetime talip, mecliste temsil edilen hemen hemen tüm siyasi partiler -bilgisizce ve bilinçsizce-  küreselci ve neoliberal politikalar peşinde koşuyorlar…

Bu koşunun sonu da aynı amaca hizmet etmektir.

Tek adama dayalı Başkanlık Sistemi de, “özelleştirme” adı altında birikimlerimizin yabancı sermayedarlara peşkeşi de, Peygamber ocağı ordumuza yönelik kumpası kuran ve işletenler de, Devleti ve halkı borç batağına sokanlar da, Merkez Bankası’ndaki kefen paramızı harcayıp, bankanın rezerv varlıklarını sıfırlayanlar da aynı amaca hizmet etmektedirler.

“Yerli ve milliyim” diyenlere inanmayın.

Söylemlerine ve programlarına değil, eylemlerine bakın!

Milli Devleti koruma iddiaları var mı?

Küresel projelere teşneler mi, karşılar mı?   

Küreselcilerin nihai hedefleri önce federasyon, sonra da ordusu dağıtılmış, küçük küçük prenslikler haline gelmiş kantonlara dönüştürülmüş, Türk adı kaldırılmış federal yapılarla devletimizi yok etmektir.

Türkleri Anadolu’da esir alıp, Endülüs Müslümanları gibi coğrafyadan ve tarihten silmektir!

İşimiz zor, halkımız ise uyurgezer durumda ve bilinçsizdir. …

Psikolojik bir işgal altında, manen ve ruhen çökertilmiş durumdayız.

Düşmanlarımız güçlü ve bilerek vuruyorlar, “can alıcı” noktalarımıza.

Yeniden bir milli mücadele yapmadan kurtuluşumuz kuşkuludur.

Silkelenmeliyiz!

Yeniden milli his, milli duygu, milli inanç ve yeniden milli siyasetle şekillenen bir milli hareket şarttır, elzemdir!

Yeniden milli eğitim, yeniden milli ordu, yeniden milli ekonomi, yeniden her alanda milli siyaset belirlemez ve uygulamazsak; bir bütün olarak halkı karar mekanizmalarında yeniden söz sahibi kılamazsak, Milli Devletimizin ruhuna Fatiha okumak zorunda kalacağımız kesin gibidir.

Atatürk’ün koyduğu kuralları bünyesinde barındıran yeni bir Hıyaneti Vataniye Kanunu olmadan kurtulamayız.

………………..

Evangelistlerin ve Yahudi Siyonistlerin inançlarına göre, “Armegeddon (Kıyamet) Savaşı bu yüzyıl içinde olacak ve o savaşta Türklerle savaşılarak, Türk halkı yok edilecektir!”

Bu inanç sıradan bir tarikat saçmalığı olmanın ötesine geçmiş, Neocon (yeni muhafazakâr)  denilen Amerikalı yöneticilerin 2000 yılında yenilediği Amerikan Ulusal Güvenlik Belgesinde(!) yerini almış bulunmaktadır.

Neoconların unuttuğu, muhteşem ABD ordusunun bu güne kadar sadece kendi kültürlerinden olan ordular karşısında üstünlük sağlayabildiği; Vietnam’la, İran’la, Afganistan’la karşılaştığında ise, “Boyunun ölçüsünü aldığı ve götün götün kaçtığı,” gerçeğidir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti için siyaset yapan; birliğini, dirliğini ve kalkınmasını esas alan siyasi partilerin farklı çözüm yolları denemesi doğaldır. Ancak, Türk kimliğini ve Türk Devleti’nin tekcil/üniter yapısını tartışmak, hiçbir siyasi partinin hakkı ve haddi değildir, olmamalıdır.

Dünyanın hiçbir devleti böyle bir faaliyete kendi ülkesinde izin vermez.

Türkiye’de kökenlerimiz ne olursa olsun Türk kimliğinde, Türk dilinde, Türk kültüründe, Türk vatanında yaşayan insanlarız. Ülkemizde Türk milleti yerine halklardan bahsetmek, Türk devlet geleneğine de mevcut anayasal yapımıza da aykırıdır.

Yeni sömürge düzeni yapısı içinde bize biçilen rolü kabullenip uşaklık mı edeceğiz, yoksa Türk dünyası içinde yer alıp kendimizin efendisi mi olacağız? Temel sorun budur.

Türkler için vatan, bir toprak parçası hele hele arazi ve arsa değil, şehitlerinin ruhlarını taşıyan kutsal bir mabettir.

Dünya milletleri bilirler ki Türkler olmasa ortada tarih kalmaz…

Tarihin yürüyüşü, beş bin yıl önce Mezopotamya'daki Sümerlerde Türkçe ile başlamış, Türklerle mümkün olmuştur ve olmaya devam edecektir.

Yeni sömürgecilik düzeninde bizim için uşaklık düşünülüyorsa bilinsin ki Türk ölür ama bu zillete katlanmaz, katlanamaz.

Avrupalı, Amerikalı ve Rus’un kuzen oldukları da unutulmasın!

Dünya düzeni yeniden kurulurken bu kuzenlere ek olarak, ekonomisi “eroin bağımlılığı” derecesinde ABD’ye bağımlı, üç bin yıllık düşmanımız Çin gerçeği ile karşı karşıyayız. Kuzenlerin oluşturacakları yeni düzende Çin’e de bir rol verecekleri kesindir. Yeni düzende bu dörtlünün üzerine konmak isteyecekleri ülkelerin sadece Türkiye değil, Anadolu’dan Yakutistan’a uzanan Büyük Türk Dünyası olduğu bilinmelidir.

O halde bizim, içine çekildiğimiz, “Kullanılabilir ülke,” görünümünden kurtulmamız hayati önemdedir ve ancak Türk Dünyası ile birlikte hareket etmemiz halinde olasıdır.

Ülkede iktidara gelecek siyasi yapıların bu bilinçle hareket etmemeleri durumunda sonumuz iyi görünmemektedir.

Batı dünyasının, Atatürk reçetesi ile aydınlanmış bir Türkiye yerine “dincilik propagandası” ile zehirlenmiş ve felç olmuş bir Türkiye, istediğini biliyoruz.

İşte buna karşın biz de inatla, “Artık Türkiye’yi Türkler yönetmelidir!” diyoruz.

Onun sözüyle başladığımız kitabımızı yine onun cümleleriyle bitirelim: “Efendiler, sırası gelmişken Aziz Milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrından yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an bile geri kalmasın.”

“ Türk Demek Türkçe Demektir; Ne Mutlu Türküm Diyene!”

Gazi  M. Kemal ATATÜRK



107 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
AYAN BEYAN (1) - 14/03/2022
“Ayan” “gözle görülen, açık, belli,” “beyan” ise “bildirme, söyleme” anlamlarına gelir. İki sözcük birlikte yazıldığında, “ayan beyan”, “besbelli, apaçık, açık seçik bir biçimde…” demektir.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076