Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam519
Toplam Ziyaret1405064
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
SİYASİ AYAK 3: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR
09/12/2019

15 Temmuz’u farklı adlarla tanımlayanlar var. Kimi onu bir “Darbe teşebbüsü”, kimi
“Hükümete yönelik bir darbe”, kimi “Devlete karşı bir kalkışma/isyan”, kimi de “Türk Milleti’nin birliği ve bütünlüğüne yönelik iç savaş çıkartmayı amaçlayan saldırı” olarak tanımlamaktadır.
Daha önceki bir çalışmamda 15 Temmuzu, “Milli varlığımıza yönelmiş bir kalkışma yani bir isyan hareketi,” olarak tanımlamış ve “15 Temmuz Kalkışması, kumpaslarla iyice güçsüzleştirilmiş ordu ve iç güvenlik birimlerine ‘son bitirici vuruş’ olarak planlanmış bir küresel oyundur. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) senaryosunda bir bölümün, bir paragrafın sahnelenmesidir,” demiştim.
O halde Anadolu’da son iki yüz yılda Türk Devletine yapılan kalkışmaları gözden geçirip, 15 Temmuz ile olan benzerliklerini veya benzemezliklerini anlamaya çalışmalıyız. Belki böyle bir yaklaşım bizi 15 Temmuz’un siyasi ayağına götürebilir.
Türk Devletine karşı kalkışmaları iki grupta toplamak mümkündür: 1. Osmanlı’ya karşı olanlar, 2. Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı olanlar.
Osmanlı Türk Devletine Karşı Kalkışmalar:
Toplumsal yapıdaki bozulmalardan kaynaklı çöküşler üzerine, Devlet ve toplum
düzeninin iyileştirilmesine veya yeni bir devlet kurulmasına yönelik olarak genellikle kaos ve “Fetret Dönemi”nde yaşanan Şeyh Bedrettin Hareketi (1410-1420) ile on altıncı yüz yıldaki (1500-1600 arası) Celali İsyanları gibi Toplumsal Başkaldırılar ayrı bir inceleme konusudur.
Osmanlı Devleti’nin son iki yüzyılında, 1800-1920 arası yıllarda, yapılan kalkışmalar üç ayrı ana karakter gösterirler.
İlk kategoride yer alanlar azınlıkların, “Ayrıcalık ve bağımsızlık amaçlı,” dini-etnik
yapıdan kaynaklanan kalkışmaları olup 1821 Mora, 1822 Sakız Adası, 1831 Hakkâri
Yezidileri, 1854 Epir ve Teselya, 1856 Eflak-Boğdan, 1866 Girit, 1875 Hersek, 1876 Bulgar, 1890 Erzurum Ermenileri, 1894 Zeytun, Samsun ve Sason Ermenileri, 1896 Van Ermenileri, 1903 Makedonya, 1909 Adana Ermeniler, 1910 Arnavutluk, 1914 Zeytun Ermenileri, 1915 Van Ermenileri, 1915 Hakkâri Nasturileri İsyanları bu gruptadır. Bu isyanlardaki özerklik ve bağımsızlık istekleri, Osmanlı Devleti’nin zayıflamasını isteyen rakip Rus, İngiliz ve Fransız devletlerince kışkırtılmış ve isyancılar doğrudan ya da dolaylı biçimde desteklenmişlerdir.
İkinci kategoride olanlar ise on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı Merkezi Yönetiminin
zayıflamasını fırsat bilen merkezde ya da taşrada görevli vali, paşa ve askerlerle âyanın(*) “Merkezi idareye baş kaldırmaları” şeklinde ortaya çıkan kişisel karakterli isyanlardır. Bunlar arasında Babanzade Abdurrahman Paşa (1806) ve Babanzade Ahmet Paşa’nın (1812) Süleymaniye İsyanları, Kabakçı Mustafa öncülüğündeki Yeniçeri Ayaklanması (1807), Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa’nın ölümüne sebep olan Yeniçeri Ayaklanması (1808), Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa’nın Rumeli (1822), Vali Mehmet Ali Paşa’nın Mısır (1832), Soranzade Mir Muhammed’in Doğu (1830), Revandüz Hakimi Kör Mehmet Paşa’nın Soran (1833), Müküs Emiri Han Mahmut’un Van (1832-1842), Botan Beyi Bedirhan’ın El-Cezire (1835-1843), Cizre Beyi Yezdan Şer (Bedirhani)’nin Botan (1854) kalkışmaları sayılabilir.
Üçüncü kategoride ise “dini referans alan” tarikat şeyhleri ve seyyidlerin(**) önderlik ettiği isyanları sayabiliriz. Bunlar Şeyh Ubeydullah Nehri’nin Şemdinli İsyanı (1878-1881), İkinci Meşrutiyete karşı yapılan 31 Mart Vakası (1909), Şeyh Abdusselam Barzani’nin Süleymaniye İsyanı (1909-1914), Bitlis’te Molla Selim ve Şeyh Şahabettin Ayaklanması
(1913-1914), Bayburt yöresinde Şeyh Eşref İsyanı (1919) örnektir.
Zaman içerisinde Avrupa ülkelerine kıyasla Devletin içine düştüğü toplumsal, ekonomik ve askeri gerilemenin giderilmesi amacıyla, iş başındaki padişahlar tarafından bir takım tedbirler alınmak istenmişse de girişimleri, rakip devletlere hizmet eden bazı gizli örgütlerin
ve işbaşında olup mevki ve yetkilerini kaybetme riski bulunan Devlet adamlarının
kışkırtmasıyla ortaya çıkan ayaklanmalara takılmıştır. Bunlardan en önemlisi Üçüncü Selim’in kurmaya çalıştığı Nizam-ı Cedit Ordusu’na karşı girişilen 1807 ve 1808 tarihli Yeniçeri Ayaklanmaları’dır.
1807 ayaklanması sonrası Rumeli’den gelerek Üçüncü Selim’i yeniden tahta çıkarmak isteyen âyandan Alemdar Mustafa, Selim’in öldürülmesi üzerine kardeşi İkinci Mahmut’un tahta çıkartılmasını sağlamıştı. Ardından Anadolu ve Rumeli topraklarında yaşayan âyanı toplayarak tarihimizde adına Sened-i İttifak denilen bir sözleşme imzalattı.
Bu sözleşme ile âyanlar, padişahın otoritesini ve onun mutlak vekili sadrazama itaat
etmeyi kabul ettiler. Bunun karşılığında padişah ve sadrazam ise asayişe ve vergilerin ezici olmamasına dikkat etmeyi taahhüt ettiler. Diğer taraftan Senedi İttifak ile sadrazamın keyfi eylemlerinin önlenmesi ve suçu olmayan âyana merkez tarafından müdahale edilmemesi garanti altına alındı.
Senedi İttifak, Osmanlı Devleti tarihinde anayasal nitelikteki ilk belge olarak kabul edilir.
Daha sonra 1839 yılındaki “Vaka-i Hayriye” denilen Tanzimat Fermanı ve 1856 yılındaki Islahat Fermanı, Devletin, çağdaşı devletler karşısında geride kaldığı “vatandaş haklarında ve devlet teşkilat yapısında” iyileştirme amaçlı gayretlerin sonuçlarıdır.
Yeri gelmişken 1876 yılında ilan edilen Birinci Meşrutiyet Anayasası ile Osmanlı
Devleti’nin de “parlamentolu” yönetimler arasına girdiğini; 1908 yılında ilan edilen İkinci Meşrutiyet ile devlet yapımızda halkın yönetime katılımının tam anlamda sağlandığını ifade etmeliyiz. Tüm bu gelişmeler hep tepkilere yol açmış, yer yer de isyanların gerekçesi olmuştur.
Cumhuriyet Türkiye’sine karşı isyanları gelecek yazımızda inceleyelim.
(*) Âyan: Bir memleketin, bir şehrin ileri gelenleri, seçkinleri, eşrafı anlamına gelir. Osmanlı Devletinde Tımar Sistemi’nin bozulmasıyla birlikte taşrada güç ve zenginlik kazanmış, çoğunluğu eski
tımar sahiplerinden oluşan kişiler âyan olarak nitelendirilirdi. Bu kişiler yerel halkla Osmanlı merkezi yönetimi arasında bir tür aracı rolü oynardı. Halkın isteklerinin yöneticilere iletilmesinde, yöneticilerle
halk arasında çıkan sorunların çözülmesinde önemli işlevleri vardı.
(**) Seyyid: Soy bağının Hz. Muhammed’e ulaştığını ve onun soyundan geldiklerini iddia eden din adamları.


548 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076