Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam529
Toplam Ziyaret1405074
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
TÜRK MİLLETİ VE DEVLETİMİZİN BEKA SORUNU -6-
07/03/2018
HAÇLI-SİYON ORTAK SALDIRISI “BOP” VE MİLLİ SİYASET 
“FETÖ, F. Gülen ve 15 Temmuz Kalkışması”, Büyük Ortadoğu Projesi´nin Türkiye ayağını gerçekleştirme araçlarıdır. Daha 7 Ağustos 2003 tarihinde ilk defa BOP´u dillendiren ve “Ortadoğu´da sınırları değiştirme vaktinin geldiğini” söyleyen Condoleezza Rice´ın haritasında, Türkiye´nin de hedef olduğu açıklanmıştı.
Önce, “Ergenekon” deyip Türk Milleti´nin yaratılış destanının adını adli bir soruşturmaya “kod adı” verdiler. Sonra “ETÖ” diyerek, Türk ordusunun genelkurmay başkanını, subay ve askerlerini gözaltına alıp, yaka paça hapse attılar! Ekim 2007´deki Dağlıca çatışmasında kaçırılan askerleri hem PKK ininde, hem de onların yan kuruluşu bir siyasi parti eliyle Türkiye´ye geri getirilişlerinde, günlerce seyrettirdiler bize.  Burada amaç, adli bir olay değil, Türk ordusunu Türk milleti gözünde aşağılamaktı. Süleymaniye´de askerlerimizin başına çuval geçirilirken de aynı amaç güdülmüştü. 
Bu ülkede 15 yıldır etnik ve mezhepsel kimliklere özellikle vurgular yapılarak ayrımcılık kışkırtılıyor. Atatürk ve Türk düşmanlığı üzerinden yürütülen politikalar uygulanıyor. Bankalar, topraklar, fabrikalar, madenler, limanlar, yollar, köprüler yabancılara yok pahasına satılıyor. Düyun-u Umumiye benzeri, “devletin gelecekteki vergi gelirleri temlik edilerek”, fahiş fiyatlarla şahıs işletmesi köprüler, tüneller ve hastaneler yaptırılıyor. Ellerindeki rengarenk kartlarla borçlanmaya teşvik edilen halk milyarlarca dolar borçlanırken, yabancı bankalar milyarlarca dolar kar transferi yapıyor. Yabancı sigorta şirketleri işbaşındaki siyasi yapı gözetiminde halkı soyuyor. Devletin elindeki tüm milli varlıkların yönetimleri, %51 hisse devirleriyle yabancılara peşkeş çekiliyor. Anaokulundan üniversitesine, kültürel emperyalist amaçlara hizmet edecek özel okullar açılıyor; eğitim programlarında nesilleri ruh hastası, kişiliksiz insanlar haline getirici uygulamalar düzenleniyor. Terör örgütlerine karşı bir dönem gösterilen tavır ve tavizler, Irak ve Suriye politikaları, Kıbrıs ve Ege´deki yaklaşımlar alt alta, üst üste konulduğunda, Ülkeyi, Bizans-Siyon İttifakı´nın mı; yoksa seçimle iş başına gelmiş, meşru demokratik bir siyasetin mi yönettiğini anlamakta zorlanıyor insan! 
Bugün yapılanlar, 1917´de Ruslar´ın savaştan çekilmesiyle İngiliz, İtalyan, Fransız ve Yunan´ın el birliğiyle yapamayıp, 1918´de Mondros ateşkesi ile ertelenen ve Milli Mücadele sonucu Lozan´da yırtılıp atılan Bizans-Siyon Planı´ndaki emellerin yeniden gündeme alınmış halidir. Dışta ve içte yapılan her şey, Lozan´da ortadan kaldırılan kukla Ermeni ve kukla Kürt devletinin yeniden masaya konulduğunu düşündürüyor. Tek fark, karşımızdakilerin Avrupalı değil de Amerikalı olması. 
Bu şartlarda Türk devletinin sırtını başka bir devlete dayama lüksü olamaz! Aksi halde hiç beklemediğimiz bir anda, savaş gücünden de yoksun olarak, dost sandıklarımızı karşımızda ilave “yeni bir düşman” olarak; kendimizi de “yönetilen köleler” durumuna düşmüş halde görebiliriz. 15 Temmuz kalkışması başarılı olsaydı, içine düşeceğimiz durum işte tam da buydu! Ermeni sorununun da, olmayan Kürt sorununun da arkasında, 1918´de olduğu gibi, hem İngiliz, hem Amerikalı, hem de Rus´un birlikte durduğunu bilelim. ASALA ve PKK´nın kuruluşlarında destek olan, onlara ilk eğitimlerini veren; bugün de PKK/PYD´ye başkentinde temsilcilik açtıran Rus´tan bize dost olmayacağını, bizi yönetenler unutabilir ama biz unutmayalım. 
1915´te İngiliz´in ve Çarlık Rusya´sının amacı Osmanlıyı yıkıp Malazgirt´in rövanşını almak; Anadolu´ya yönelik Haçlı Seferleri´ni tamamlamaktı. 57. Alay, Çanakkale´de, komutanından en kıdemsiz erine kadar hiç neferi kalmamacasına, bu amaca dur diyebilmek uğruna şehit oldu. 
Ortadoğu´da bir köprübaşı tutmak amacıyla 1948´de İsrail´i kurdular. Ama İsrail´i kurmanın da yetmediği çok çabuk anlaşıldı. Onu ayakta tutmak ve yaşatmak için ona müttefik devletçikler kurulması gerekiyordu. Eğer Kürtler, Siyon tezgahında İsrail´in yanına çekilebilirse, süreç kaldığı yerden devam edebilecekti. Bugün Suriye´de yerli Kürtleri ve Arapları öz yurtlarından kovan Ermeni örgütü PKK/PYD, beraberinde bölge dışı Kürtlerle Ermeni, Nesturi, Keldani, Süryani, Yezidi gibi azınlıklardan topladığı paralı lejyonerlerine İngiliz, Rum, Sırp, Rus gibi ne kadar Türk düşmanı “çetnik” ve “sniper” varsa, onları da alarak oluşturdukları taburlarla, cephe savaşına hazırlanmaktadır. Böylece, “Kürt sorunu” adı altında gerçek Kürt kardeşlerimiz üzerinden, Siyon Planı´na yeni bir şekil vermek istiyorlar. 
Özetle, son yüzyılda Türkiye´yi hedefe almış küresel siyaset, olanca haşmetiyle ve tüm ortaklarıyla dipdiri ayakta ve karşımızda duruyor. Mesele Ortadoğu´da İsrail´in köprübaşı tutması ve güçlendirilmesi, bu amaçla Ermenistan ve Kürdistan planlarının bu yapıya eklenmesi, kendilerine tehdit olabilecek tüm unsurların bertaraf edilmesi meselesidir. 
“Ülkeyi yönetenler bu gerçekleri görmüyorlar mı, görüyor da işbirlikçi pozisyonda mı duruyorlar?” diye sormadan edemiyor insan.
Eğer görüyor ve anlıyorlarsa, nasıl oluyor da Türk ulus devlet kimliği tartışmaya açılıyor? Ülke 40 yıldır terörün pençesinde ve kaynaklarını bu yolda israf ederken, nasıl oluyor da ABD, AB ülkeleri ve Rusya korumasındaki PKK´nın Barzani ile ittifakı ve bu yapının küresel ilişkileri görmezden gelinip, ona devlet statüsü veriliyor? Nasıl oluyor da, Ege´de adalarımız, Kıbrıs´ta Türkler unutuluyor? Türkiye´deki kiliselere Türk vatandaşı olmayan metropolitler atanabiliyor? Nasıl oluyor da, Tütün Kanunu, Şeker Kanunu, Tarsim Kanunu; ette, şekerde, tahılda gümrük oranlarıyla oynayarak, örneğin “hasat zamanlarında tahıl ürünleri gümrük vergilerinin sıfırlanması” ve benzeri uygulamalarla, ülkemiz gıdada bile dışa bağımlı hale getiriliyor?  Kime ve neye hizmet adına Cumhuriyeti kuranlarla, Devletin kuruluş senedi olan Lozan tartışmaya açılıyor? 
Nasıl oluyor da askerimiz, polisimiz, üniversite hocalarımız müttefik ülke libası giymiş bir devletin casuslarınca devşirilirken “bizi yönetenler uyuyor”? Nasıl oluyor da dışarıda hazırlanmış “Bizans-Siyon Projeleri kendi yöneticilerimiz eliyle uygulamaya konulabiliyor”? 
Tüm bu olanlara nasıl yorum getireceğimizi bilemiyor; tabiri caizse apışıp kalıyoruz. 
Yaşananlar, tam bir Çağdaş Haçlı Seferi uygulaması.  Bu defa daha planlı, daha kurnaz, daha akıllı! Gözümüze bakıyor, yüzümüze gülüyor ve aleyhimizdeki her melaneti işliyorlar. Bizi yönetenler ise onlara çanak tutuyor. İşte, böyle bir “kelek durum” var ortada. 
“Peki, çıkış yolu yok mudur?” derseniz, elbette vardır. Hani, Namık Kemal;
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?”
demiş de, Mustafa Kemal;
“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini?”
diye cevaplamıştı ya; öyle bir milli damar çıkacaktır elbet kendi öz cevherimizden! 
Düşünce yapısı ABD yönlendirmesi altında “Eş´ari İslam” propagandasıyla kodlanmış; din kisvesi altında Türklüğü yok etmek isteyen Vehhabi-Selefi yobazlığına sempati ile bakan;  Türk´e düşman, Türklüğü faşistlik sayan; “FETÖ ve PKK sevici Siyasal İslamcı” düşünce ikliminde yetişen kadrolardan hayır gelmeyeceği, anlaşılmıştır artık. 
Çıkış yolumuz, “yola çıkışımızın ideolojisini yeniden uygulamaya koymaktır.”  Yüz yıl önce emperyalizmi nasıl alt etmişsek, bugün de öyle alt edebiliriz. Artık tüm varlığımızla, yeniden “Kuvva-i Milliye” ilkemiz, yeni bir “Milli Mücadele” yolumuz olmalıdır. 
Çıkış, Büyük Atatürk´ün, Devlet kurucusu diğer arkadaşlarıyla birlikte geliştirdiği, birlikte uyguladığı, milli ideolojiyi hayata geçirmekle; milli ve toplumcu antiemperyalist ruhu yeniden canlandırmakla mümkündür. 

DEVAM EDECEK.


540 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076