Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam355
Toplam Ziyaret1332819
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI - 10
28/05/2018
TARIM ÜRÜNLERİMİZ ÜZERİNDEKİ OYUNLAR / 1 

Bu bölümde beş ayrı yazı halinde, ülkemiz tarımının belli başlı ürünleri olan buğday, şeker pancarı, tütün, zeytin, pamuk, fındık ve çay üzerinde Küresel Güç Ocakları tarafından son çeyrek yüzyılda yazılan senaryolar ve uygulamalarını yani oynanan oyunları ele alıp inceleyeceğiz.
BUĞDAY
Dünyada ve Türkiye'de buğday tarımı insan beslenmesindeki temel besinlerin ham maddesi olması açısından, diğer tarımsal ürünlere oranla, ayrı bir önem arz etmektedir. Özellikle ülkemizde buğday ve buğdaydan yapılan gıda maddeleri tüketiminin birinci sırayı alması nedeniyle bu önem daha da artmaktadır.
Türkiye, dünya buğday ekim alanlarının %3,5’ine sahiptir. Ülkemizde buğday ekim alanı; toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %33’ünü, tahıl ekili alanların ise yaklaşık %67’sini kaplamaktadır.
Buğday’ın anavatanı Anadolu’dur. Arkeolojik kazılarda MÖ 7000 yılından beri buğdayın Anadolu topraklarında kültüre alınarak üretildiğine dair izler bulunmuştur. Anadolu 23 yabani buğday türünün ve 400’den fazla kültüre alınmış buğday çeşidinin ev sahibidir.
Türkiye’nin yerel buğday çeşitlerinin dünyada buğday üretiminin gelişmesinde önemli rolü olmuştur. İkinci Dünya savaşı sonrası, Rockefeller Vakfı’nın katkılarıyla ve Meksika Hükümeti’nin izni altında Dr. Norman Borlaug “buğday ıslahı” çalışmalarına başlamış; Kars’ın kıvılca buğdayı melezinden (norin) kısa saplı cüce buğday üretmeyi başarmıştır. Bu ilk F1 hibrid buğday tohumu idi. Geliştirilen bu buğday, kısa ve kalın sapları üzerinde büyük başakları taşıyabilecek özellikteydi.
ABD, 1970’li yıllarda kendi ulusal güvenlik ihtiyaçlarının sonucu olarak, ama farklı bir kılıf içerisinde, “açlık on yıl içerisinde tarihe karışacak!” sloganı ile; “aç yoksulların isyan edip iktidarı ele geçirmelerine engel olmak” gayesiyle BM Gıda Örgütü (FAO) üzerinden, hibrid tohumların tarımsal üretimde kullanılmasını sağladı. Takiben, Rockefeller’in Meksika’da geliştirdiği tohumlar küresel çapta yaygınlaştırıldı. Bu aslında “ülkelerin bağımlı kılınmaları” demekti. Bunu “Yeşil Devrim” diye yutturdular! “Yeşil devim” kocaman bir yalandı. 1970 yılında dünyadaki açların nüfusu 460 milyon iken bugün 1,4 milyardır.
Doğal tohumlarla sağlanan verim artışları, hibrid tohumla sağlanandan kat be kat fazladır. Hibrid tohum gübre ve kimyasallara duyulan ihtiyacı, yani masrafları artırmıştır.
Geleneksel tohumun yerine “verimli tohum” aldatmacasıyla önerilen melez (hibrid) tohum laboratuarda oluşturuldu. Ancak Dr. Borlaug’un yaptığı basit bir melezleme de değildi. Sonuçta buğday genine yabancı genler transfer edilerek “transgenetik buğday” yaratıldı. Bu çalışma normal şartlarda milyonlarca yılda gerçekleşecek bir mutasyonun, laboratuar ortamında çok kısa bir zaman diliminde gerçekleştirilmesidir.
Son otuz yılda bu hibrid tohumlara alıştırıldık. Anadolu’nun siyez, kıvılca, zeron, şahman gibi tohumları kaybolmaya yüz tuttu. Çocukluğumda hatırlarım; köyümüzde ekmeklik ve eriştelik sert karakılçık “akbuğday”, ekmeklik yumuşak “boz buğday”, bulgurluk esmer “kunduru buğdayı” ekilirdi. Şimdi hiç biri kalmadı. Buğday ekilen tarlalar tarım dışı kaldı ve hepsi de orman oldu.
Atadan kalma tüm tohumlar; Atatürk zamanında Cumhuriyetin idealist tarım uzmanlarınca melezleme suretiyle geliştirilen “Ak 72”, “Sertak 52”, “Yayla 305” ve “Melez 13” çeşitleri de kayboldu. Sonradan yerli Tarımsal Araştırma Enstitüleri’nce ıslah edilen “Diyarbakır 81”, “Dicle 74”, “Köse Melez”, “Cumhuriyet 75”, “Gediz 75”, “Ata 81”, “Ege 88” türleri artık kullanılmamakta; daha doğrusu bu çeşitlere KGO sahibi olduğu küresel şirketlerin yönetimindeki Tohum Patent Kuruluşu (PCT-EPO) tarafından patent dahi verilmemektedir.
Buğday stratejik bir üründür. Eskiden TMO üretimin bir kısmını savaş ve diğer risklere karşı depolardı. 2006 yılında bu uygulamadan vazgeçildi. Ertesi yıl kuraklık sebebiyle 21,5 milyon ton olan üretim 17 milyon tona düşünce, sıfır gümrük vergisi ile aradaki fark kadar ithalat yapılmak zorunda kalındı.
1930 yılında 2,8 milyon ha ekim alanında 2,5 milyon ton üretim ve 921 kg/ha verim elde edilmişken; 2002 yılında 9,4 milyon ha ekim alanında 21 milyon ton üretim ve 2.234 kg/ha buğday verimi elde edilmiştir. Son on yılın buğday ekim alanları 7,5 – 8,5 milyon hektar arasında, üretim miktarı ise 17,2 – 22,6 milyon ton arasında değişmektedir.
2016 yılı buğday üretimimiz 20,6 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Aynı yıl 4,2 milyon ton ithalat, 26 bin 500 ton ihracat gerçekleşmiştir.
Ülkemizde artan nüfusla birlikte buğday talebi de artmaktadır. Ekmek, bulgur, makarna, irmik, bisküvi, nişasta ve buğdaya dayalı diğer unlu mamuller tüketimi dikkate alındığında buğday tüketimimiz yıllık ortalama 18 - 18,5 milyon ton düzeyindedir. 2005-2010 dönemi üretim ortalaması ise yıllık 19 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. 2018 yılı buğday üretiminin 17,6 milyon ton olacağının tahmin edildiği açıklanmıştır. Buğday üretimimiz 30 yıldır yerinde saymakta; buğday üreticisi, hasat dönemlerindeki gümrük vergisi sıfırlamaları ile zarar ettirilmektedir. 
2002 yılında 9,4 milyon hektar olan ekim alanı bugün 7,2 milyon hektara düşmüştür.
2003 yılında 1.234 olan un üreten tesis sayısı 670’e düşmüştür.
2002 yılında 129 ton, 2016 yılında ise 1.193 ton tohumluk buğday ithal edilmiştir. 
2018 yılından itibaren 5 dekarın üzerinde tarım yapan bir çiftçi, ancak sertifikalı tohum kullanırsa, destekleme alabilecektir. “Sertifika” kurnazlığı ile tohumu köylünün elinden alıp küresel şirketlerin egemenliğine sunanlar kime hizmet etmekteler?
Buna “milli siyaset” denilebilir mi? 

DEVAM EDECEK.

 

 

 

 


580 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
AYAN BEYAN (1) - 14/03/2022
“Ayan” “gözle görülen, açık, belli,” “beyan” ise “bildirme, söyleme” anlamlarına gelir. İki sözcük birlikte yazıldığında, “ayan beyan”, “besbelli, apaçık, açık seçik bir biçimde…” demektir.
 Devamı
AlışSatış
Dolar17.928518.0003
Euro18.311018.3843