Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam534
Toplam Ziyaret1405079
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ” ÜZERİNE (3)
06/11/2017

TÜRKİYE DE BOP’UN HEDEFİNDEDİR

 

Osmanlı egemenlik sahası BOP’un uygulama alanı ise, Türkiye’nin de BOP’un hedefi olduğu inkar edilemez. Çünkü Türkiye’de güçlü bir antiemperyalist gelenek vardır. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni Batılı emperyalistlerle savaşarak kurmuştur. Bu Devletin kurucu ideolojisi “milliyetçi ve devletçi”dir. Bu özellikleri sebebiyle, Türkiye BOP içinde yer alan bir hedef ülkedir.

 

Irak, Arap milliyetçiliğinin; İran, İslamcı ideolojinin potansiyel lider ülkesi iken; Türkiye, daha geniş bir coğrafyada, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Kafkaslar’dan Orta Asya’ya uzanan bir alanda liderlik gücü ve potansiyeli olan bir ülkedir. Ve bu ülke, benimsediği “laiklik” anlayışı ile tüm bu ülkeleri birleştirebilme potansiyeline de sahiptir.

 

Daha 7 Ağustos 2003 tarihinde ilk defa BOP’u dillendiren ve “Ortadoğu’da sınırları değiştirme vaktinin geldiğini” söyleyen Condoleezza Rice’ın haritasında, Türkiye’nin de hedef olduğu açıklanmış değil midir?

 

Öyleyse, nasıl oldu da, Türkiye’de seçimle iktidara gelmiş bir siyasi parti yönetimi ve o partinin lideri, kendisini, “Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı,” olarak takdim edebildi?

 

Edebildi; çünkü Tayyip Erdoğan ve AKP bizzat, bir “turuncu devrim ürünü” idi.

 

O gün iktidardaki koalisyonun, solcu-ulusalcı başbakanı Bülent Ecevit’in iktidardan uzaklaştırılış biçimini; “Ecevit’in, Brütüs’ü Hüsamettin Özkan” eliyle, “Sağlık Raporu alınarak alaşağı edilmesi” amacıyla, günlerce hastaneye kapatılışını; “AKP’nin kuruluşunda Amerikan Yahudi Konseyi’nin katkı ve övgülerini, ‘Yahudi Cesaret Madalyası’nın ilk defa Yahudi olmayan birine, R.Tayyip Erdoğan’a, verilişini; Soros’un ‘Açık Toplum Vakfı’nın AKP’ye olan açık desteğini,” bir hatırlayınız. Hatırlayınız ve lütfen unutmayınız. Siz unutsanız da arşiv unutmaz!

 

İslamcı ideoloji’nin sonuçta “işbirlikçi bir öz taşıdığı” tarihi bir gerçek olup, hepimizce bilinmektedir. Bu, yüz yıl önce de böyleydi, bugün de böyledir. O gün Amerikan veya İngiliz mandasını savunanlar; bugün de Amerikan çıkarlarına hizmet etmektedirler. Tayyip Erdoğan değil midir, üç yıl öncesine kadar; bugün “CIA’in uşağı olduğu ortaya çıkan Fetullah Gülen” için; “Aynı menzile beraber yürüyoruz,” diyerek övgüler düzen?

 

Peki ne oldu da, aynı kişi, bugün artık FETO ile mücadele eder; ABD’ye “diklenir” konuma geldi?

 

Gayet basit: AKP bile, 15 yıl iktidarda olduğu, Milli Devlet’in temel dayanaklarını içeriden dinamitlediği halde, Türkiye’nin liderlik potansiyelini yok edememiştir ve edemeyecektir. Bu durum, ABD için yeterli görülmediğinden, Türkiye’nin acilen, etnik ve mezhepsel bölünmeye tabi tutulması, istenmektedir.

 

Son dönemde AKP yöneticilerinin milli bir çizgide görünmeleri(!), “iktidardan uzaklaşma ihtimalinin belirmiş olmasıyla” doğru orantılıdır. Bu gelişmelerde, yaptıkları yeterli görülmeyen AKP iktidarına karşı, Büyük Birader(!)’in, Rıza Zarrap Davası üzerinden yönelttiği şantajların da etkisi olmuş olabilir. Ancak, böyle bir durumda bile, Koca Ragıp Paşa’nın “Şecaat arz ederken merdikıpti sirkatin söyler!” özdeyişinde olduğu gibi; ayni Tayyip Erdoğan, Devletin kuruluş felsefesi olan “Türkçülük ideolojisinin bölücülük olduğunu,” söyleyebilmektedir.

 

AKP’nin savunduğu İslamcı ideoloji, kaçınılmaz bir şekilde ülkeyi dini/mezhebi bölünmeye götürür. BOP’u planlayanlar gözünde İslamcılık, Milli Devlet’in laik temelini aşındırabilecek tek yoldur. Bu sebeple de, BOP’un uygulama araçlarından en etkili olanıdır.

 

Bir de, ’barışsever liberallerimiz’le, ‘tatlı su solcularımız’ın görüş ve iddiaları var, dikkatinize sunulması gereken. Diyorlar ki; “Türkiye Kürtlere haklarını tanırsa, demokratik ve güçlü bir ülke olur(!)” Bu görüşün de sonuçta, BOP’un işbirlikçisi olduğu ortadadır.

 

TÜRKİYE AMERİKA İLE SAVAŞA HAZIR OLMALIDIR

 

Şair ve hekim Abdülhak Molla'nın, 160 yıl öncesinden adeta bugüne seslenen beyt’i şöyle der: "Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh; Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh!" Günümüz Türkçesi ile: “Bütün devletler kurtuluş başarısını bu ibretlik sözde bulur; Şayet barış istiyorsan savaşa hazır ol!”

 

Hali hazırda, geldiğimiz son nokta, işte budur.

 

Özetle; “BOP’a ortak olmanın maliyeti,” artık, “BOP’a hedef olmanın maliyetini” aşmış bulunmaktadır. Bu güne kadar, BOP ortağı pozisyonunda olan Türkiye, Amerika’dan izin almadan operasyon yapamazken; birer birer yalan da çıksa, Amerikalı yöneticilerin, “Fırat’ın batısına geçilmeyecek;  Membiç’e girilmeyecek; Rakka’nın içinde olunmayacak,” gibi sözlerine bizi yönetenler itimat etmeye devam etmişlerdir. İran ise, bildiğini yapmış; Bölge’de kendi geleceğinin savunulmasına yönelik tüm tedbirleri tereddütsüz almış ve uygulamıştır. - Bana biraz abartılı gelse de, bir rivayete göre 700.000 kişilik(!)- Haşdi Şaabi’nin kuruluşunda, eğitiminde ve yönetiminde söz sahibidir.

 

Zaman, her gün Türkiye’nin aleyhine işlemekte ve artık biliyoruz ki, ABD kısa vadeli düşünmemektedir.  Türkiye’nin de kısa vadeli planlama yapma lüksü kalmamıştır. Türkiye, uzun vadede dostlarını artıracak, direnme gücünü yükseltecek, hareket kabiliyetini genişletecek bir strateji izlemek zorundadır. Türkiye’nin ABD ile savaşmaktan başka bir seçeneği kalmazsa, bu savaşa en iyi şekilde hazırlanmak, en doğru tercih olacaktır.

 

Akıllı bir komutan, düşmanı çalışırken beklemez; o da karşı tedbirler üzerinde çalışır.

 

ÇIKIŞ YOLU

 

Çıkış yolumuz, “yola çıkışımızın ideolojisini yeniden uygulamaya koymaktır.”  Yüz yıl önce emperyalizmi nasıl alt etmişsek, bugün de öyle alt edebiliriz.

 

Artık her şeyimiz “milli” olmalıdır. Meclisimiz “milli”, hükümetimiz “milli”, ordumuz “milli”, eğitimimiz, “istikbalimiz”, “istiklalimiz”, düşünce dünyamız, ideolojimiz, yaşam tarzımız, irademiz ve kararımız “milli” olmak zorundadır.

 

Tüm varlığımızla, “Yeniden Kuvva-i Milliye” şiarımız olmalıdır.

 

Çıkış, Atatürk’ün Devlet kurucusu diğer arkadaşlarıyla birlikte geliştirdiği, birlikte uyguladığı, milli ideolojiyi hayata geçirmekle; milli ve toplumcu antiemperyalist ruhu yeniden canlandırmakla mümkündür.

 

Bu yolda Çin gibi, Rusya gibi diğer devletlerle işbirliği yapılabilirse de bu, geçici, taktiksel, dönemsel işbirliğinden öte geçmemeli; milli vasıflar ve tam bağımsızlıktan asla taviz verilmemelidir.

 

Allah Milletimize yardımcı olsun. Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin!



521 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076