Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi11
Bugün Toplam502
Toplam Ziyaret1405047
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
“BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ” ÜZERİNE (2)
27/10/2017
KAPİTALİST SİSTEME GEÇİŞ BAZI YERLERDE NİÇİN SANCILI OLDU, OLUYOR?
Geçmişte, sosyalizmin Balkanlar’daki uygulanışı, Sovyetler Birliği’nden daha farklı olmuştur. Ortadoğu’da da, bölgeye özgü bir Arap Sosyalizmi geliştiğini biliyoruz. Bu coğrafya,  mülkiyet sisteminin farklı geliştiği, Batılı değil Doğulu toplum özelliği gösteren ve çoğunlukla Müslüman olan, Osmanlı artığı topraklar ve toplumlardan oluşmaktadır
Batılı özellik gösteren toplumlarda sosyalizmden kapitalizme geçiş, sistemler arası değil, sistem içi geçişi andırmakta; Doğulu toplumlarda ise geçiş sağlanamamaktadır. Bunun bir sebebi de, bu ülkelerin bağımsız devletler halinde yaşamayı seçmiş olmalarıdır. Bu ülkelerde “Ulus Devletler”in kurulmuş olması, sosyalist bile olsa milliyetçi rejimlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu durum, ister istemez, Batı ve Sovyet sistemlerinin her ikisine karşı, antiemperyalist (sömürgecilik karşıtı) bir tepki yaratmıştır.
Bu ülkelerin toplumsal yapısında oluşan güçlü milliyetçi ve antiemperyalist damar, sistemin dönüşümünde sancıya yol açmakta ve dış müdahale devreye girmektedir.
BOP “İKİNCİ SEVR” DEMEKTİR
Balkanlar ve Ortadoğu ülkeleri, eski Osmanlı denetimi altındaki topraklarda kurulmuş olan Devletlerdir. Osmanlı Devleti’nin çok dinli ve çok etnik kökenli toplum modelinin serbest pazar ekonomisine evrilmesi, bu dinler ve etnik yapılar arasında bir bölünme savaşı ile mümkün olabilmektedir. İşte bu, yüz yıl öncesine ait Sevr’e dönüştür. Bilindiği üzere, Osmanlı miras alanı Sevr’de emperyalizmin hedefi olmuştu.
Sevr’de, Osmanlı’nın Balkanlar’daki ve Ortadoğu’daki toprakları etnik ve dinsel/mezhepsel silahlar kullanılarak Anadolu’dan kopartılmıştı. Bugün de aynı yöntemle dinsel ve etnik ayrışmanın kışkırtıldığını görüyoruz. Emperyalizmin yöntemi, yüz yıldır, değişmeden devam etmektedir.
RADİKAL İSLAM BOP’UN BAHANESİ OLAMAZ
ABD, Afganistan’a El-Kaide, Irak ve Suriye’ye ise önce “kimyasal silah”, sonra IŞİD/DAEŞ’le mücadele bahanesiyle müdahale ettiği iddiasındadır. Bu iddia doğru ise, Balkanlar’a hangi gerekçe ile müdahale etmiştir? Orada “kimyasal silah” da, “radikal dinci bir kalkışma” da yoktu. Yugoslavya ile Irak ve Suriye’yi birleştiren ortak nokta, bu ülkelerde milliyetçi, antiemperyalist, devletçi yönetimlerin iş başında olmasıdır. Aslında savaş bu tür ülkelere karşı açılmış bulunmaktadır.
Oysa örneğin ABD, kendi işbirlikçisi, Suudi Arabistan gibi anti demokratik, İslami rejimlerle hiç zorlanmadan anlaşabilmektedir.
Radikal İslam BOP’un ne bahanesidir, ne de çözümüdür. Batı, İslam etkisindeki alanları bir türlü tam olarak sömürgeleştirememekte, bu durum Hıristiyan Batı’da İslam’a karşı bir öfke doğurmaktadır. İslam, Batı’nın kapitalistleştirme politikalarını iflas ettirmekte ve boşa çıkarmaktadır. 
BOP’UN ASIL HEDEFİ ULUS DEVLETLERİN YIKILMASIDIR
Sözde, İslam ümmetçiliğini savunan radikal İslamcı enternasyonal fikirler, milli anlamda birleştirici değil, bölücüdür. Bakınız, Irak ve Suriye’de İslamcılık bayrağı ile verilen savaşlar, bu ülkelerin daha da bölünmelerine yol açmaktadır. Öte yandan, bunu göremeyen bazı milliyetçi kesimler de, hızla İslamcılığa savrulmaktadır. Bazılarının, “bu örgütlerin Batılılarca kurgulanıp yönetildiği iddiası,” doğru da olabilir.
Son yirmi yılda ve bugün, ülkemizdeki laik kesimlerle, radikal solcular bile ABD emperyalizmini savunur hale gelmişlerdir. Laik(çi)ler İran’ın nükleer gücüne karşı ABD emperyalizmini koruyucu görmeye başlamışlar; her gün meydanlarda ABD’ye söven, korsan mitingler düzenleyen radikal solcular, ABD destekli organize silahlı güçleriyle, ABD’nin işbirlikçisi olarak Ortadoğu’nun kadim halklarına saldırır olmuşlardır. Bunun nedeni, bu tür sol akımların etnik temelde “solculuk” yapmasıdır. Kürtçülüğü solculuk gibi gösteren bu akımlar, ABD’nin Kürtleri kullanarak bölgede sınırları değiştirmesinin, doğal destekçisi ve ‘uygulama araç’ıdırlar. Bu işbirliğinin temel dürtüsünün ırkçılık olduğu açıktır.
ABD’nin bölgede etnik bölünmeleri kışkırttığı bir ortamda, ırkçılık ve etnikçilik “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” olarak değerlendirilemez. Irkçılık ve etnikçiliğe, asla, milliyetçilik payesi de verilemez. Çünkü milliyetçilik milleti birleştirici, diğerleri ise bölücüdür.
TÜRKİYE DE BOP’UN HEDEFİDİR
Osmanlı egemenlik sahası BOP’un uygulama alanı ise, Türkiye’nin de BOP’un hedefi olduğu inkar edilemez. Çünkü Türkiye’de de güçlü bir antiemperyalist gelenek vardır. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni Batılı emperyalistlerle savaşarak kurmuştur. Bu Devletin kurucu ideolojisi “milliyetçi ve devletçi”dir. Bu özellikleri sebebiyle, Türkiye BOP içinde yer alan bir hedef ülkedir.
 Irak, Arap milliyetçiliğinin; İran, İslamcı ideolojinin potansiyel lider ülkesi iken; Türkiye, daha geniş bir coğrafyada, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Kafkaslar’dan Orta Asya’ya uzanan bir alanda liderlik gücü ve potansiyeli olan bir ülkedir. Ve bu ülke, benimsediği “laiklik” anlayışı ile tüm bu ülkeleri birleştirebilme potansiyeline de sahiptir.
Daha 7 Ağustos 2003 tarihinde ilk defa BOP’u dillendiren ve “Ortadoğu’da sınırları değiştirme vaktinin geldiğini” söyleyen Condoleezza Rice’ın haritasında, Türkiye’nin de hedef olduğu açıklanmış değil midir?
Öyleyse, nasıl oldu da, Türkiye’de seçimle iktidara gelmiş bir siyasi parti yönetimi ve o partinin lideri, kendisini, “Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı,” olarak takdim edebildi?
Bir sonraki yazıda aynı konunun üçüncü bölümü ile devam edeceğiz.


431 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076