Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam347
Toplam Ziyaret1332811
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
SEVR’İN RUHU
13/08/2019
10 Ağustos 1920 Sevr Anlaşması’nın imza tarihidir.
Aradan 99 yıl geçmiş olsa da Sevr’in ruhu bir hayalet ya da karabasan gibi tepemizde dolaşmaya devam ediyor. Gelişmeler göstermektedir ki o gün bize Sevr’i dayatanların, hele de Lozan’ı hiç kabullen(e)meyenlerin, Sevr iddiasından vazgeçmelerini beklemek saflık olur. Bunu hemen hemen hepimiz biliyoruz da anlayamadığımız, bizden olanların ya da o gün TBMM iradesinin karşısında, Halife-Sultan iradesinin yanında saf tutanların, aynı saftaki yerlerini inatla koruyor olmalarıdır.
Büyük Atatürk’ün, “Türk Milletine kurulmuş en büyük suikast..” diye tanımladığı bu “Türksüz Türkiye” projesini bugün bile, siyasi program ve uygulamalarıyla, “açıktan” olmasa da “bilinçli bir gizlilikle” savunmaya devam edenleri anlamak gerçekten de zor, çok zor…
Kurtuluş Savaşı’nı kaybetmiş olsaydık, Lozan Anlaşması olmasaydı, bugün Türk dediğiniz insan tipi, belki Özbekistan’da olacaktı ama Anadolu’da bırakılmayacaktı.
“Mümkün mü bu?” diyenlere Endülüs’ü hatırlatmak isterim. Biz Türklerin, Endülüs Devleti tarihinden ve o muhteşem medeniyetin yok oluşundan, alacağımız çokça dersler vardır.
İzleri silinen, yok edilen öyle bir medeniyettir ki Endülüs, bağımsızlığı 781 yıl, başlangıcından son bulmasına geçen süre 898 yıl sürmüştür. Avrupa Ortaçağ karanlığında iken, uyrukları içinde okumazı yazmazı bulunmamaktaydı. Bugün bile, ne eğitimde bu aşamaya ulaşmış bir Devlet, ne de 1419 mermer sütun üzerine kurulu Kurtuba Camisi’nin benzeri yoktur yeryüzünde.
Bizim Anadolu’ya gelişimiz 1071, Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın İznik’i alışı 1075, başkent yapması 1080 yılına denk gelir. Sene 2019 olduğuna göre, biz Türkler 948 yıldan beri Anadolu topraklarındayız. Buradan hareketle; “Biz bin yıldır bu topraklarda egemen bir milletiz. Bizi kimse buradan çıkartıp, atamaz!” diye düşünmek; içerisinde iyi niyetli dilek ve temenni barındıran bir yaklaşımdır. Tarihi geçerliliği yoktur! Tarihte, 898 yıl var olan Endülüs Müslümanlarının izleri dahi yok edilebiliyorsa, 849 yıldır var olan Anadolu Müslümanları da yüz yıl önce pek âlâ yok edilebilirlerdi.
Yakın tarihimize ve günümüzdeki olaylara, işte bir de bu gözle bakmamız lazım gelir! Sevr, başında yetkisiz kukla bir halifenin bulunduğu, ordusu, donanması, hava gücü olmayan, askeri okulları kapatılmış, tüm zenginlikleri elinden alınmış, borçlu, kapitülasyonlarla sömürülen, çok hukuklu, sürekli Batı’nın denetimi altında tutulan, Anadolu’nun ortasına sıkıştırılmış çok küçük bir Türkiye bırakıyordu.
Sevr, siyasi, ekonomik, askeri, kültürel olarak “tam bağımlı” bir Türkiye Projesiydi.
Kurtuluş Savaşı ile bu projeyi yırtıp çöpe atmış olsak da, Atatürk sonrası Türkiye tarihi iyi incelenirse, o gün Sevr şartlarını dikte edenlerin niyet ve emellerinden hiç bir vakit vazgeçmedikleri ve Sevr’in adım adım hayata geçirilmek istendiği açıkça görülür.
Zaman içerisinde önce Devletçi kalkınma modeline son verilmiş olması, ardından NATO’ya girilerek tam bağımsızlık ilkesinden vazgeçilmesi, son on yılda kumpaslarla ordunun zayıflatılması, askeri okulların askeri hastanelerin kapatılması, özelleştirme adı altında milli varlıkların haraç mezat satılması, Sevr’in “soy, din, dil azınlıkları”nı hatırlatırcasına etnik ve dinsel ayrılıkların kaşınıp milli kimliğin aşındırılması, AB uyum
yasalarıyla ülkenin Batı denetimine açılması, siyasi ve idari yetkileri Lozan’da elinden alınan Fener-Rum Patrikhanesi’nin “ekümeniklik” tartışmalarının açılması, Ege’deki bir kısım adalarımız üzerindeki Yunan işgaline göz yumulması, güney sınırlarımızda yapay Kürdistan oluşturma çabaları, “Başkanlık” adı altında tek adam yönetimine sürüklenmemiz (Sevr’de de tek adam kukla halife öngörülmüştü), çok hukukluluğa davetiye sayılacak “müftülere nikah yetkisi” uygulaması ….. ve benzerleri.
Bilenler ve dikkatli bakan gözler, “Sevr ruhunun bir hayalet gibi tepemizde dolaşmaya devam ettiğini,” “kurucu değerlerimizden adım adım uzaklaştığımızı” göreceklerdir.
Bu ruhu kuvvetle körükleyen öyle biri var ki Lozan’ı resmi bir belge olarak kabul etmemiştir, edememiştir bugüne kadar: USA.
Onlar yüz yıllık projeleri güncelleyip güncelleyip karşımıza çıkartırken, Türk Milleti’nin bunları bilmesi ve uyanık olması zorunluluktan öte bir “varlık-yokluk” yani “beka” sorunudur.


256 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
AYAN BEYAN (1) - 14/03/2022
“Ayan” “gözle görülen, açık, belli,” “beyan” ise “bildirme, söyleme” anlamlarına gelir. İki sözcük birlikte yazıldığında, “ayan beyan”, “besbelli, apaçık, açık seçik bir biçimde…” demektir.
 Devamı
AlışSatış
Dolar17.928518.0003
Euro18.311018.3843