Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam531
Toplam Ziyaret1405076
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
MİLİTAN DEMOKRASİ -8-
01/05/2020



 

AK PARTİLİ YÖNETİCİLERİN SÖYLEMLERİ

Genel Başkan R.Tayyip Erdoğan değişik yer ve zamanlarda açık açık, “Demokrasinin kendileri için amaç değil araç olduğunu,” söyleye gelmiştir.

* 14 Temmuz 1996’da Milliyet gazetesi yazarı Nilgün Cerrahoğlu ile yaptığı söyleşide, “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz. Bizim için amaç değil bir araçtır”  dediği;

** 1997 yılında Almanya seyahati esnasında bir Arap TV’sine verdiği beyanatında, “Bize göre demokrasi hiçbir zaman bir amaç olamaz, hedefimize varmak için kullanacağımız bir araçtır,”  sözünü sarfettiği;

*** 6 Mart 2011 tarihinde İzmir’de katıldığı Ege İşadamları Derneği istişare toplantısında yaptığı konuşmasında da sözlerini tekrarladığı, yapılacak medya taramasında görülecektir.

Aslında dikkatle bakılırsa, Ak Parti teşkilatlarında demokrasinin şeklen uygulandığı da açık seçik ortadadır. Tabandan tavana “demokratik” bir yapı değil, tavandan tabana “otoriter” bir örgütlenme geçerlidir. İl ve ilçe kongreleri tek adaylı ve göstermeliktir. Partide delege seçimleri de yapılmaz. Delegeleri teşkilat başkanları belirler. Teşkilat başkanları ise genel merkezden ve genel başkan tarafından belirlenir, delegelere onaylatılır. Es kaza, bir üye merkezin kararına karşı direnir, aday olur ve seçilirse; seçimin onayını takiben görevden uzaklaştırılmakla kalmaz, ya istifaya zorlanır ya da bir suç isnadıyla partiden ihraç edilir.

Ak Parti’de parti organlarına seçilecekleri de, yerel seçimlerde aday olacakları da, milletvekili adaylarını da kademeli olarak merkezi kurullar ve genelde de doğrudan genel başkan belirler.

Partideki bu yaklaşım dayanağını Siyasi Partiler Kanunu’ndan alır. 1982 Anayasası ile getirilen düzenlemeler kapsamında 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ve kanunda 1987 yılında yapılan düzenlemelerle hukuk kuralı haline getirilmiş hükümler, demokratik uygulamaların göz ardı edilmesine fırsat verici düzenlemeler içerir. Aynı yaklaşım ve uygulamalar diğer siyasi partilerde de yaygın uygulamalar halinde görülür.

Türkiye’de yerleşik içtihatlara göre Yargı, siyasi partilerin, delege seçimleri dâhil ilçe kongresine kadar geçen kongre öncesi çalışmalarını, “siyasi partilerin iç işi” olarak görmekte ve kendisini görevli saymamaktadır. Ceza yargılaması hariç, Yargının hukuk denetimi dışında kalan delege seçimleri, demokrasimizi zayıflatan en önemli etkendir.

Ak parti önde gelen yöneticilerinin, Devletin temel niteliklerinden olan ve siyasi partilere çalışma alanı olarak kapatılan, “Devletin birliği, milli devlet ve laik üniter idari yapı” karşıtı tutum, söylem ve davranış içerisinde olduklarına dair onlarca örnekten bazıları aşağıdadır. 

Parti Genel Başkanı R.Tayyip Erdoğan’ın söylemleri:

·       “Bütün okullar İmam Hatip Lisesi yapılacak.”

·       “Elhamdülillah şeriatçıyız.”

·       “Ben İstanbul’un imamıyım.”

·       “Sadece imamlar resmi nikâh kıysın.”

·       “Ya Müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada olamaz.”

·       “Bizim için en üst belirleyici İslam Devletidir.”

·       “Türklük bir alt kimliktir, Türk yok Türkiyelilik var.”

·       “Efendi sen kim oluyorsun? Buna mecelle (şeriat hukuku) karar verir.”

 Partinin ilk Başbakanı ve ilk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün söylemleri:

·       “Ne mutlu Türküm diyene! lâfı, fuzuli bir deyimdir. Bu bir ilkelliktir.”

·       “Cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir. Biz bu sistemi kesinlikle değiştirmek istiyoruz.”

· “Türkiye’nin bütünlüğüne en fazla zarar veren sistem ilkelerinin birisi de laiklik ilkesidir.”

 Partinin ilk TBMM Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın söylemleri:

·"Diyarbakır Emniyet Müdürü’nün ‘Dağdaki teröristlere ağlamayanlar insan değildir.’ sözünü destekliyor,  takdir ediyorum.”

·“Laik Cumhuriyet miadını doldurmuştur.”

 Partili TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Nisan 2016’da söylediği söz:

·"Yeni anayasada Laiklik maddesi olmamalı, dindar bir anayasa olmalı." 

Partinin diğer yöneticileri, Cumhurbaşkanlığı danışmanları, partili Cumhurbaşkanı tarafından atanmış üniversite rektörleri, valiler ve diğer parti mensuplarınca yapılan söylem ve yaklaşımlardan yukarıdakilere benzer yüzlerce örnek derlenebilir. 

Ak partiyi kuran kadroların demokrasiyi “beşeri ideoloji” olarak gören ve dışlayan bir gelenekten geldiklerini biliyoruz. Ama yine aynı kadronun, iktidara gelmek ve daha önemlisi iktidarda kalmak için demokrasiyi savunmak durumunda kaldıklarını da biliyoruz. Sorun, yaşanan bu ‘mecburi demokratikleşmenin ne derece içselleştirildiği’ ve ‘mecburiyetin yerini gönülden inanışın’ alıp almadığıdır. 

Ak parti ve Erdoğan’ın demokrasiye bakışlarında iki temel hata öne çıkar:

1)      “Çoğulcu” değil de “çoğunlukçu” bir demokrasi anlayışını benimserler.

2) Demokratikleşmeyi sadece, “Darbelerin önünün kesilmesi ve askeri vesayetin sonlandırılması,” olarak anlarlar.

Çoğulcu-çoğunlukçu demokrasi arasındaki fark üzerine çok şey söylenebilir. Bir örnek vermek gerekirse; Erdoğan, “Halkın idam cezasının yeniden uygulanmasından yana olduğunu,” altını çizerek ilan etmiştir. Ne var ki çoğunluğun idamdan yana olması bu cezanın “doğru” olduğu anlamına gelmez. Zaten demokrasi, çoğunluğun her istediğini yapmak değil, gerektiğinde çoğunluğun tepkisini göze alarak sayıca az olanların “doğru, haklı ve meşru” taleplerinin karşılanmasıdır.

 İkinci konuda ise; tartışmasız, askeri vesayete karşı olmak demokrasinin olmazsa olmaz şartlarındandır. On sekiz yıllık AKP iktidarının ülkemize yaptığı en büyük iyilik de askeri vesayetin sonlandırılması veya iyice etkisizleştirilmesidir. Ama Ak partinin, askerin siyasi alanın dışına atılmasından itibaren, demokrasi konusunda frene basmasının savunulacak hiçbir yanı yoktur.

 AKP iktidarı 2007 sonrası dönemde demokrasi konusunda epeyce hoyrat davranışlar sergilemiş, Anayasal sistem içerisinde, ‘Militan Müdahale’ girişimi ile karşı karşıya kalmıştır.

 



299 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076