Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam518
Toplam Ziyaret1405063
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI - 5
05/05/2018

 

HALKIN ÖZGÜVENİ ELİNDEN ALINMIŞ BİR YIĞINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

Toprağından, dolayısı ile gıda üretiminden koparılan köylü, öz güveni ve direncini de kaybeder. Sığındığı şehirlerin varoşlarındaki sıkışık yaşam, onu eski çevresinden izole eder, yalnızlaştırır. Yalnızlık, köydeki alışılmış dayanışma ortamının olmayışı, köylünün geleneksel sosyal alt yapısını aşındırır. Kişileri dengesizleştirir. İnsanlar, gittikçe artan geçim sıkıntısı ve yoğunlaşan “var olma korkusu” altında, kişilik olarak erimeye başlarlar.

 

Şehirlileşmeye başlayan köylü, para peşinde koştukça çevresiyle olan mesafesi artar, daha da yalnızlaşır. Yalnızlığı ve çaresizliği onu her türlü politik, ekonomik ve sosyal yönlendirmelere, yabancı servislerin güdümündeki dini cemaatlerin girişimlerine karşı savunmasız hale getirir. Şehre göçen köylü ile birlikte, bin yıllık geleneksel tarım bilgisi ve tecrübesi de bir daha geri getirilmesi mümkün olamayacak şekilde yiter gider. Sonuçta tarımsal üretim inişe geçmiş; KGO (Küresel Güç Odakları), bir ülkede daha tarımsal rekabeti sona erdirmiş, hedefine ulaşmıştır.

 

Uygulanan savaşın bir aracı olarak kullanılan yerli, yabancı binlerce TV dizisinde, insanları bireyselleşmeye, kimseye güvenmemeye, bilinçsizleştirmeye ve bir sıkıntı kaynağı olarak gösterilen aileden kopmaya yönelten algı operasyonları yapılır. Milli değerlerinden koparılmış; hayatı sadece yeme-içme ve cinsellik olarak gören varlıklara dönüştürülmüş hedef ülkenin vatandaşları, tek tek bireyler, artık KGO nın dikte edeceği üretim yapılanmasında yer almaya hazırdır. Kendilerine, içinde bulundukları topluma, üzerinde yaşadıkları topraklara bile yabancılaşmış durumdadırlar. Yönetenlerine, kendi devletlerine dahi güvenleri kalmamıştır.

 

Böyle bireylerden oluşan bir toplumu milli bir dava, örneğin yeni bir “Milli Kurtuluş Savaşı”, etrafında toplamak bile imkansız gibidir. Ülkenin direnme potansiyeli tamamen kırılmış; hedef ülke toplumu, kendisini savunamaz bir yığın haline getirilmiştir.

 

‘BAĞIMSIZ TÜRKİYE’DEN BAĞIMLI ÜLKE HALİNE GELİŞİMİZİN ÖYKÜSÜ

Lozan’da taviz ve izin verilmeyen Avrupalı uzmanlar yerine ikame edilen ABD uzmanları, önce 1946’daki Marshall Yardımı Programı ile sonra da 1949’da Fullbright, 1952’de NATO ve diğer ikili antlaşmalarla Türkiye’nin Tarım, Milli Eğitim, İçişleri, Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları odalarına doluştular. Kendi plan ve programlarının uygulanmasına katkı verecek, Amerikan çıkarlarına hizmet edecek eleman yetiştirmeye başladılar. “Kuvayı Milliye Ruhu” ile devlet kuran kuşakların çocuklarının bir kısmını liberal, sosyalist, devrimci ya da komünist fikirlerle hareket eder;  maneviyatını kaybetmemiş olanlarını da “komünizm karşıtı” ve “siyasal İslamcı” fikirlerle yön tayin eder hale getirdiler.  “Milli” olmak, “milliyetçi” olmak ya da toplumsal konularda sol-sosyal demokrat özde kendi halkının, mensubu olduğu milletin çıkarlarını savunur olmak, ayıplanır hale getirildi.

 

1970 sonrası, askeri darbelere rehberlik ettiler. Bir yandan ülkedeki “milli” vasıflı politik parti ve fikir öbeklerini kökten kurutmaya yönelik her türlü uygulamayı yaparken; bir yandan da ülkenin yönetimine kendi adamlarını getirdiler. “Gayrı milli” amaçlara hizmet edecek kurallarla yasa ve anayasalar hazırlayıp; kendilerine bağlı hale getirdikleri basın-yayın kuruluşlarının propagandaları ile bu yasaları legal hale getirdiler.

 

1980 sonrası ise ülke tamamen Amerika ve KGO çıkarlarına hizmet edecek şekilde yönetilmeye başlandı. KGO nın istediği her şey, özelleştirmeler yoluyla eksiksiz yapıldığı halde; gidişatın hızını beğenmeyen ve 1989 sonrası tek kutuplu dünyada elini çabuk tutup, biran önce tüm kaynakları firesiz ele geçirmek isteyen KGO; 15 Temmuz 2016’da askeri darbenin de ötesinde “rejim değişikliği amaçlayan bir isyana” kalkıştılar. “Başaramadılar” gibi görünse de aslında başardılar. “Tek adam rejimi öneren” bir Anayasal değişiklik gerçekleştirildi. Şimdi bir geçiş dönemindeyiz.

 

Buna “Çağdaş Fetret Dönemi” de denilebilir. Bu ülkede, ya milli nitelikli güçler yeniden iş başına gelerek, ülkenin yönetimine el koyacak; ya da KGO nın amaçlarına koşulsuz hizmet eden bir yapı, mevcut milli devletimize son vererek, bizi tam bir sömürge halinde yaşamaya mahkum edecek!

 

2000 yılından itibaren tohumda, toprak yönetiminde, mera kullanımında, hayvancılık işletmeciliğinde, sularımızın kullanımında, pamuk, şeker pancarı ve tütün üretiminde, elektrik dağıtımında nereden nereye geldik? Ne durumdayız? Şimdi bunları incelemeye başlayabiliriz.

 

Türkiye’de toprak sahibi kişi, toprağını satıp satmamakta, ya da kime ne zaman satacağı konusunda bazı kısıtlamalara rağmen halen hürdür. KGO nın bir ülkede ekilebilir toprakları kontrolü altına alma amacının önde gelen nedeni, o ülkenin kendi halkını küresel sistemden bağımsız olarak besleyebilme potansiyelini elinden almaktır.

 

Türkiye onların gözünde Güney Amerika’da, Afrika’da, Doğu Avrupa’da ve Orta Doğu’daki politik, ekonomik ve sosyal olarak ayrıştırılarak, yeniden yapılandırılacak onlarca ülkeden bir tanesidir. KGO Türkiye’deki politik sistemi ve onun yönetimindeki devlet aygıtını daha kolay etkileyebilecekleri, güçsüz ve kimliksiz bir konuma getirebilmek için, uzun soluklu ve geniş kapsamlı alt yapı çalışmalarına başlamış bulunmaktadır. Bu anlamda pek çok kanaldan hareketlendirilmiş çoklu bir saldırıdan bahsedilebilir. Örnek olarak:

 

Federalizm ve Başkanlık Sistemi:  KGO,  ABD üzerinden etkisi altına aldığı hedef ülkede etnik veya dinsel tabanlı huzursuzluklar çıkarır. Çözüm önerisi ise “federalizm”dir. Federalizm, uzun vadede Milli Devlet’i ortadan kaldırma programının, politik aşamalarından birisidir. Federalizmle birlikte bir diğer dayatması, parlamentonun zayıflatılarak yönetim yapısının tek adama dayalı başkanlık sistemine dönüştürülmesidir. Böylece KGO, isteklerine çok daha kolay ulaşabilecektir.

 

Özelleştirme:  Bir ülkede, halkın emeği ile oluşan değerlerin yoğunlaşmış şekli olan büyük stratejik yatırımların, kamu adına yönetimini yapan devletten alınarak özel sermayeye devredilmesi de KGO adına yapılan bir girişimdir. Bu sayede bu kurumların yönetimi kamunun elinden alınarak özel sermayeye devredilir. Uygulamada da, genelde önce yerli sermayeye devir şeklinde gerçekleşen özelleştirme, zamanla KGO na, yani yabancı sermayeye devirle sonuçlanır. Özelleştirme uygulamaları, uzun vadeli “Milli Devletleri ortadan kaldırma programının”, “ekonomik liberalleşme” alanındaki ön aşamalarındandır. Küresel çapta gerçekleştirilen “yağma”, “özelleştirme” kavramı arkasına gizlenmektedir.

 

Sosyal Yabancılaş(tır)ma: Her ülkenin kendi oluşumunun temelinde, tarihten durulup gelen köklü bir sosyal mayalanma (milletleşme evresi) vardır. KGO, hedefindeki ülkede bu sosyal temeli çözmek ve o ülke insanlarıyla ülkesi arasındaki manevi bağı kopartmak için pek çok kanaldan müdahale ederler. Yabancı basın ve/veya STK ya da vakıf gibi kuruluşlar eliyle uygulanan bu sosyal mühendisliklerin hedefi, insanları milli hasletlerinden arındırarak kimliksizleştirmedir.

 

Yukarıda sayılan girişimlerle Türkiye, gelecekte uygulanacak daha kapsamlı operasyonlara müsait hale getirilmiştir. Bugün gündemde, ülkenin ekilebilir toprakları ile su kaynaklarının, KGO na bağlı kuruluşlarca ve onların yerli “peşkir taşıyıcıları” üzerinden, ele geçirilmesi vardır.

 

DEVAM EDECEK.

 



463 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076