Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam519
Toplam Ziyaret1405064
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
DENİZ BAYKAL
12/05/2017

Deniz Baykal Türk siyasetinin yarım asırlık çınarı. Seveni de sevmeyeni de epeyce fazla bir siyasetçidir. Son günlerde ettiği laflarla yine üstüne vazife olmadığı halde, üçüncü şahıs politikacılara rol, görev ve unvan dağıtmış. Seksenine merdiven dayadığı halde, sanırım gündemde kalmak istiyor. 

Kendisi ile yıllar önce, bir meslek büyüğümün yaşadığı olayı ve ardından da başımdan geçen, iki telefon görüşmesini aktaracağım okuyucularıma.

………………………………………. 

1974-1980 arası yıllar, ülkemizin enerji bakımından en sorunlu yıllarıdır. Kıbrıs çıkarması sonrası Amerika ve diğer Batı ülkeleri tarafından uygulanan ambargolar, en çok silah yedek parçası, akaryakıt ve elektrik enerjisi sıkıntısı olarak etkilemiştir ülkemizi. 

Deniz Baykal Ocak 1978 – Kasım 1979 tarihleri arasında işbaşında olan 42.nci Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’dır. 

1960’lı yıllarda kendisi doktora öğrencisiyken, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü’nde lisans öğrencisi olan ve okulun öğrenci konseyinden arkadaşı, emekli vali Mehmet Ali Türker de o tarihlerde Çorum ili Osmancık Kaymakamı’dır. 

O yıllarda Türkiye Kömür İşletmeleri’ne bağlı diğer işletmelerle birlikte Osmancık-Dodurga Kömür İşletmesi işçileri de greve gitmişlerdir. Grev halinde güvenlik kuvvetleri işçi ve işveren arasında güvenliği sağlar, şiddeti önler. Ama grev kırıcılığı görevi yoktur. 

Enerji Bakanı Deniz Baykal ilçeye gelir. Kaymakamlık ziyareti esnasında ön görüşmelerden sonra ilçe kaymakamı ile özel görüşmek ister. Kaymakam odasında baş başa kalırlar. Enerji Bakanı, kaymakam olan arkadaşına ülkenin genel enerji sıkıntısını anlatır önce. Sonra da özel bir ricası bulunduğunu ifade ile “güvenlik güçleri kullanılarak mevcut grevin kırılmasını” ister. Kaymakam, “bu isteğin yasal olmadığını söyler ve talebi geri çevirir.” 

M. Ali Türker yanında teftiş stajı yaptığım mülkiye başmüfettişidir. Bu olayı anlatırken, Deniz Baykal’la olan arkadaş yakınlığını ifade ile talebi geri çevirişini, bize “argo ifadelerle” anlatmıştı. “Sosyal demokrat olmak bakan oluncaya kadar değil, bakan olduğunda da çalışanlar tarafında durabilmektir” dediğini söylerdi.

……………………………………….. 

1993 yılında, DYP-SHP Koalisyon Hükümeti işbaşında idi ve ben Diyarbakır vali yardımcısıydım. Bir gün Valim İbrahim Şahin SHP’li il genel meclisi merkez ilçe üyesinin (ismini hatırlayamadığım bir toprak ağası), 3091 sayılı Kanun uyarınca; “arazisine komşu arazi maliki bir başkasının tecavüz ettiğini, bu tecavüzün önlenmesini” isteyen dilekçesini bana havale ederek, “konuyu hassasiyetle incelememi ve sonucundan da kendisini bilgilendirmemi” istedi. Şikayetçi il genel meclisi üyesinin o tarihte koalisyon ortağı olan partiye mensup olması hassasiyetin kaynağıydı. 

Ben de, konunun önemini göz önüne alarak en tecrübeli elemanımızı görevlendirdim, konuyu soruşturmak üzere. 

Ertesi gün büro sekreterim eski bakan Deniz Baykal’ın aradığını belirterek telefonu bağladı. Sayın Baykal, “şikayetçi …’nın kendi partileri üyesi ve çok sevdiği, temiz bir insan olduğunu; bir haksızlığa uğradığını, haklarının korunması noktasında yardımcı olunmasını” istiyordu. Ben de; “Konunun Valiliğe intikal ettiğini, soruşturulmakta olduğunu, haklı ise haklarının mutlaka korunacağını” söyledim. Baykal buna rağmen; “Adı geçenin çok dürüst biri olduğunu, kimseye haksızlık yapacak biri olmadığını, vs. vs.” anlatmaya devam ediyordu. Saygıda kusur etmeden, “müsterih olmasını” bildirdim. 

Soruşturma raporu geldiğinde, “kadastro görmüş başkasına ait tapulu bir araziye bizzat şikayetçinin sürüp ekin ekmek suretiyle tecavüz ettiği; şikayet edilenin de bu yeri yeniden sürmek suretiyle ekim yaptığı” anlaşılıyordu.  Yasa gereği, İdarenin soruşturması bir yargılama olmadığından, asayiş önlemi olarak haklı-haksız ayırımına bakmıyor; belli bir prosedüre göre taşınmazın son kullananı (zilyedi) her kim ise onu koruyor, taşınmazı bu kişiye teslim ederek; anlaşmazlığın kesin çözümü için yargıya gitmelerini öneriyorduk. 

Dinlenen tanık ifadeleri ve zeminde yapılan teknik ölçümlere göre zilyed, aynı zamanda tapunun maliki de olan şikayet edilen kişi idi. Üstelik şikayetçinin, kendi eyleminden sonraki tecavüz dediği sürümü öğrenmesi üzerinden 60 günden fazla süre geçmiş, yapılan ekim diz boyu yükselmiş, şikayet hakkı düşmüş olduğundan, 3091 sayılı yasaya göre işlem tesisi de mümkün değildi. 

Konuyu sayın vali ile istişare ettim. Dosyayı gösterdim ve düşündüğüm kararı aktardım. Mevcut dosyaya göre “hak düşürücü zaman aşımı sebebiyle talebin reddi” dışında yapılabilecek başka bir şey yoktu. “- Bildiğini yap. Sen yetkilisin” dedi. 

Kararın ilgiliye tebliğ edildiği gün Deniz Baykal yine aradı. Bu defa suçlayıcı bir tavır içindeydi. “Kendi adamına haksızlık yapıldığını, karşı tarafın sürülmüş araziyi yeniden sürdüğünü, suçlu olduğunu vb.,” ithamlarla konuşuyor ve benim konuşmama, açıklama yapmama dahi fırsat vermiyordu. Bir ara “-Soruşturma dosyasını gördünüz mü ki böyle konuşuyorsunuz?” diyebildim. “Görmeye ne gerek? Kendinize göre düzenlemişsinizdir!” deyince, ben de sesimi yükselterek; “Bu güne kadar size saygı duyardım. Ama hak etmediğinizi görüyorum. Kusura bakmayın bu saçmalıklarınızı daha fazla dinlemek istemiyorum!” deyip, telefonu kapattım. 

Benim bu yargımın doğruluğunu zaman gösterdi. Sayın Baykal’ın olaylar karşısındaki tutum ve tepkilerini gördükçe, o yargımı hep yeniden onaylarım. 

Huzur içinde olunuz.



583 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076