Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam85
Toplam Ziyaret1408206
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ
06/04/2022

 

“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur. 

Vatanın kalkınması ve ilerlemesi için sağcılar liberal ferdiyetçi yolu, solcular sosyalist toplumcu yolu, milliyetçiler karma ekonomi yolunu seçebilirler. Sonuçta hedef, halkının mutluluğu ve refahı ise bu yollardan herhangi birini tercih eden kişi, sadece bu sebeple, “Vatan Haini” sayılamaz.

 Konuya bir anı ile başlamak isterim.

1988 yılında görevli olarak bulunduğum İngiltere’nin Bristol şehrinde bir düzine mülki idare amiri meslektaşlarımla Bristol Müzesi’ni ziyaret etmiştik. O esnada, her biri sedef kakmalı, İslam Medeniyeti ürünü olduğu kanısı uyandıran ve harika görünen üçlü bir sehpa takımı dikkatimizi çekti. Müzedeki diğer eserlerle ilgili tanıtıcı bilgi notları hazırlanmış olduğu halde, “Bu sehpa takımının kimden geldiğine ve hangi çağa ait olduğuna dair,” hiçbir bilgi yoktu.

 Merak bu ya... Gruptan bir arkadaşımız, “Bu sehpalarda niçin bilgi notu olmadığını,” sordu. Gruba rehberlik eden müze görevlisi, “Ellerinde sehpalarla ilgili sağlıklı ve yeterli bilgi bulunmadığından, bilgi veremediklerini; uzman arkadaşlarının konu üzerinde araştırma yaptıklarını,” bildirdi.

 O sırada, meraklı bir arkadaşımız orta sehpanın altına baktığında, Arap harfleriyle kazınmış bir yazı olduğunu gördü ve görevliye, “Bakın, burada bilgi var,” diyerek gösterdi. Görevli, “Oradaki yazıyı tanımadığını, ancak uzmanların onu çözebileceğini,” söyleyince gruptan bir başka arkadaşımız, “Arap harfleriyle yazılan yazı Türkçe ise okuyabileceğini,” söyleyerek yazıyı okumaya çalıştı.

 Yazının, “Türkçe ‘Prens Sabahaddin, ……   ….. mahdumu,’ şeklinde olduğunu ve ortadaki iki sözcüğün anlaşılamadığını,” bildirince ben görevliye, “Sehpa sahibinin Osmanlı Sultanları soyundan, Türk siyasi tarihinde önemli bir kişilik olan sosyolog, siyasetçi ve düşünür Prens Mehmet Sabahattin olduğunu, 1924 sonrası yıllarda Bristol’da yaşamış olabileceğini,” anlattım. Görevlinin bizi müze müdürü ile tanıştırması, müdür ve yanındaki uzmanların onunla ilgili meraklı sorularını karşılamaya yönelik Prens Sabahattin üzerine yaptığımız sohbeti, sonradan gelişen olaylar olarak hatırlıyorum.

 Daha sonraları ahşap üzerine kazınmış okunamayan iki sözcüğün, “Seniha Sultan” ve yazının tamamının da “Prens Sabahaddin, Seniha Sultanın Mahdumu” şeklinde olabileceğini düşünmüşümdür.

………………….

Asıl adı Mehmet Sabahattin iken Prens Sabahattin adını kullanan bu kişi 1879 doğumlu, Sultan Abdulhamit’in kız kardeşi Seniha Hanımın oğlu, Abdulmecit’in torunudur. Babası Adalet Bakanlığına kadar yükselmiş olan Gürcü asıllı Damat Mahmut Celalettin Paşa’dır.

 Aile içi bir anlaşmazlık sonucu 1999 yılında M. Celalattin Paşa ailece Paris’e yerleşir. Sabahattin orada, Osmanlı’dan kaçan, dayısı Abdulhamit karşıtı Jön Türkler grubunun liderleri arasına yükselir. Önce İttihat ve Terakki Cemiyeti Paris Şubesine katılır. 1902 tarihinde toplanan Birinci Osmanlı Liberaller Kongresine (Birinci Jön Türk Kongresi) başkanlık etmiştir.

 Onun siyasi ve felsefi görüşleri Fransız Sosyolog Edmond Demolis etkisinde gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Osmanlı toplumunun ilerleyebilmesi için Özel Girişim ve Yerinden Yönetim (Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyetçilik) ilkelerinin gerekliliğine inanır.

 Prens Sabahattin o yıllarda Abdulhamit’in İngilizler yardımıyla devrilmesini savunmuştur. Yerine, “Yerli ve yabancı burjuvazinin işbirliğinde, merkezi olmayan bir yönetim,” önerirken Jön Türklerin karşı grubunda bulunan Ahmet Rıza Bey yabancı müdahalesine karşı çıkar ve “Abdulhamit’in yerli unsurlarca indirilmesini, yerine de merkeziyetçi bir meşrutiyet kurulmasını,” önerir.

 Bu iki farklı görüş, Osmanlı sonrası dönemi belirleyen, siyasi hayatımızda bugün dahi etkisi devam eden, iki ana siyasi akımın başlangıcı olur. Jön Türkler ikiye ayrılırlar. Birinci görüşte olanlar zamanla Hürriyet ve İtilaf (Özgürlük ve Uzlaşma) Fırkasında/Partisinde, diğerleri ise 1889’da dernek olarak kurulup zamanla partileşen İttihat ve Terakki (Birlik ve İlerleme) Fırkasında/Partisinde toplanırlar.

 Yurda ilk dönüşü 1908 II. Meşrutiyet devrimi sonrasıdır. Ancak 31 Mart Olayına adı karıştığından gıyabında yargılanıp idama mahkûm edilince, tekrar yurt dışına çıkar.

 1912’den itibaren teşkilatlanan Hürriyet ve İtilaf Partisi onun fikirleri üzerine ve arkadaşlarınca kurulmuştur.

 Prens Sabahattin, Ziya Gökalp’in toplumcu ve merkeziyetçi fikirlerinin aksine ferdiyetçi ve adem-i merkeziyetçi bir anlayışla kişinin görüş ve davranışlarını ve kişisel hürriyeti toplumsal menfaatin önünde tutmuş; Türk sosyolojisinin iki ana geleneğinden birinin öncüsü olmuştur.

 Ona göre, “Meşrutiyet’in ilânıyla birlikte istibdadın kökünü kazımak için devlet yönetiminde esaslı bir reform gerçekleştirerek yerinden yönetim sisteminin kurulması, vatandaşlar arasında şahsî teşebbüsü geliştirmeye yönelik şartların hazırlanması gerekir. Meşrutiyet’in gayesi halkın hükümeti kontrol edebilmesidir. Eskiden beri doğrudan merkezî yönetim şeklinin varlığı ve özel mülkiyet sisteminin bulunmaması, Osmanlı Devleti’nin geri kalmasına ve dağılmasına sebep olmuştur. Yerinden yönetim otoriteyi bölen, böylece süratle işleyişi sağlayan bir sistemdir. Bu tür yönetimde esas olan, fertlerin serbestçe davranabilmesidir.

 Ülkede asırlardır tüketici memur sınıfı, üretici ve faal yeni sınıfların doğmasını engellemiştir. Bunun için her şeyi devletten bekleyen zihniyetten kurtulmak lâzımdır.

 Öte yandan komşu devletlere karşı dikkatli bir politika takip edilmelidir. Fransa ve İngiltere ile dostça ilişkilerin sürdürülmesi Ruslar’ın Karadeniz üzerindeki emellerine karşı kuvvetli bir engel teşkil edecek ve Balkanlar’da barışın sağlanmasını temin edecektir.”

 Birinci Dünya Savaşı sonrasında İstanbul’a dönmüş ancak yeniden teşkilatlanan Hürriyet ve İtilaf Partisi yönetimindeki Kuvayi Milliye karşıtı hainler Damat Ferit, Ali Kemal ve Şeyhülislam Mustafa Sabri’den uzak durmuştur. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları ile Kuvay-ı Milliyeyi desteklediğine dair bilgiler vardır. 

Buna rağmen, 1924 yılında Hanedan mensuplarının yurt dışına sürülmelerini düzenleyen kanun kapsamına alınarak yurt dışına sürülmüş, 1948 yılında İsviçre’de vefat etmiştir. Mezarı 1952 yılında yurda getirilerek İstanbul Eyüpsultan’daki dedesi Halil Rıfat Paşa Türbesine defnedilmiştir. 

Prens Sabahattin’in başta Ziya Gökalp olmak üzere devrinde birçok fikir adamı ve politikacı tarafından ütopik bulunan, iktisadi görüşleri sermaye birikimi yetersizliği sebebiyle Türkiye’de tam olarak, ancak Özal’lı yıllardan itibaren uygulanma imkânı bulabilmiştir.

 



171 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
AYAN BEYAN (1) - 14/03/2022
“Ayan” “gözle görülen, açık, belli,” “beyan” ise “bildirme, söyleme” anlamlarına gelir. İki sözcük birlikte yazıldığında, “ayan beyan”, “besbelli, apaçık, açık seçik bir biçimde…” demektir.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.778218.8534
Euro20.651620.7344