Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam530
Toplam Ziyaret1405075
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
MİLİTAN DEMOKRASİ -3-
08/04/2020

DEMOKRASİLERDE ‘KATILIM HAKKINA MÜDAHALE’ MÜMKÜN MÜDÜR?

Demokrasi, “bireysel haklara saygı duyulan ve yasaların seçilmiş temsilciler tarafından yapıldığı” bir siyasal sistem olarak, son derece değerli olmakla birlikte, bazen adaletsiz ve kusurlu bir rejim de olabilir.
Gerek demokrasi kurmak isteyenler gerek demokrasiyi savunmak isteyenler, ortak bir takım ahlaki ve pratik tehlikelerle karşılaşırlar. Demokratların, antidemokratların yol açtığı güçlüklerle boğuşurken özyönetim adına “ipin ucunu kaçıran fanatikler” haline gelmeleri ve nihayet korumaya çalıştıkları şeyi yerle bir etmeleri gibi bir risk her zaman vardır. İşte bu yüzden, “militan demokrasi” tanımlamasındaki kuşku uyandıran kelime ‘demokrasi’ değil
‘militan’ kelimesidir.
Denilir ki, “Demokrasilerden ‘özgürlüğü’ alırsanız geriye sadece ‘diktatörlük’ kalır!” Demokratlar temsili hükümetin istikrarını tehdit etmeyen antidemokratik faaliyetlere hoşgörü göstermeli midirler? Elbette hayır. Demokratik hakları ciddiye almak, “katılımdan yana başkalarının sahip olduğu asli çıkarlar ihlal edildiğinde” harekete geçmek demektir. Bu mücadele standardındaki zorluk, haklarını tümden ihlal etmeden, antidemokratlara nasıl karşı koyulacağıdır. Toplumların demokrasiyi işleten düzenlemeleri, sadece hak ihlallerini engellemekle kalmayıp, aynı zamanda hoşgörüsüzlerin kendilerini ifade edip siyasal
edimlerde bulunmalarına da yer verecek şekilde, planlanmalıdır.
Özellikle otoriter rejimlerde demokratlar demokrasiyi “hem bir araç hem de amaç”, karar almanın bir yolu ve ulaşılacak bir hedef, olarak görürler. “Radikal hareketler, -ister kızıl ister siyah bayraklar kuşanmış olsunlar- demokrasiyi yok etmek için onun usul, yöntem ve
kurumlarından seve seve yararlanırlar.” (*)
Şu soruya sağlıklı ve net bir cevap verebilmeliyiz: Demokrasiyi tehdit eden, yasalarla getirilen kurallar mı, siyasi gruplar ve partiler mi, yoksa kişiler midir?
Demokrasiyi sadece antidemokratik yasalar değil, antidemokratlar da tehdit etmektedir.
Günümüz toplumlarında demokrat olmayan kişiler vardır; onların katılımdan yana meşru çıkarları da bir gerçektir. Onların bu çıkarlarına saygı duymak ise demokratlar için etik açıdan zorlu ikilemler, tereddütler doğurmaktadır.
“İnsanlar, birileri çıkıp da onların varoluşunun temelini dinamitlerken öylece seyredemezler.” (**) Bugün antidemokratik kararlardan duyulan korku, demokratik otoritenin sınırları ve yargı denetiminin meşruiyetine dair tezleri tetiklemektedir.
“Modern temsili, başka bir deyişle yöneticileri seçimle belirlenen rejimler, aşırılıkçı bireylerin ve siyasal örgütlerin faaliyet alanlarını sınırlayan tedbirler alıyorlar. Bunlara demokrasisini sağlamlaştırmış olanlar da (İsrail), sağlamlaştırmamış olanlar da (Irak), zengin bir demokrasi kültürü olanlar da (Fransa), olmayanlar da (Hindistan), geçmişinde çarpıcı bir kurumsal başarısızlık öyküsü olanlar da (Almanya), siyasal istikrar konusundaki siciliyle gurur duyanlar da (Birleşik Krallık) dâhildir. Savunmacı önlemlerin ciddi bir ihtilaf konusu olduğu Türkiye gibi ülkelerde bile, tartışma temsili hükümeti savunmanın gerekip gerekmediği etrafında değil, genellikle kimin (İslamcıların mı, ordunun mu?) demokrasiye tehdit oluşturduğu etrafında dönmektedir.” (***)
“Katılım hakkına sınırlama getirilmesi,” üç asli durumda meşru görülecektir:
Partiler ve gruplar; 

1. Bireyleri haksız yere üyelikten dışlayarak, şiddet ya da gözdağı yoluyla halkı sandığa gitmekten alıkoyarak insanların temel siyasi haklarını ihlal ettiklerinde.

 2. Başkalarının haklarını açıkça kabul etmeye yanaşmayıp, rejimin demokratik niteliğini açıkça reddettiklerinde.
 3. Başlı başına demokrasiye karşı çıkmayıp, devletin kimliğinin önemli bir öğesini (mesela dini veya milli niteliğini) değiştirmeye çalıştıklarında. (***)
Sırf demokrasiyi ya da laikliği “reddettikleri” için bu düşüncede olanların örgütlenmesini ve partileşmesini yasaklamak veya üyelerini cezalandırmak, demokratik temelde savunulamaz. Ancak, Anayasa’sında “demokrasi ve laiklik” devletin temel niteliği olarak belirlenmişse ve bir siyasi parti, “Bu nitelikleri kaldırmayı amaç edinmişse,” seçime katılmaları engellenebilir.
Örneğin İsrail devleti, resmi siyasal partiler ile Knesset seçimlerine girebilecek partiler arasında ayrım yapar. Irkçı örgütler parti olarak kayıtlı olabilirler ama siyasal makamlar için aday gösteremezler.
Sonuç olarak demokratik kurumların ve demokrat kişilerin, “Eylemleriyle başkalarının katılım hakkını ihlal edenlere karşı,” taraf olması gerekir.(*) Adam Michnik, “My Vote Against Walesa” 1998.
(**) John Rawls, “A Theory of Justies, 1971.
(***) Alexander S. Kirshner, “Militan Demokrasi”, 2017



369 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076