Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam521
Toplam Ziyaret1405066
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
TÜRK MİLLETİ VE DEVLETİMİZİN BEKA SORUNU -4-
16/02/2018


BÜYÜK SUİKAST VE VATANA İHANET

Bazılarının Lozan´ı “hezimet” olarak tanımlamaları, tarihi gerçekleri bilmemekten değilse, hainliklerindendir.

Büyük Atatürk, başta Haçlı Seferleri olmak üzere, batılıların “Anadolu´daki Türk egemenliğini yok ederek kutsal toprakları ele geçirme” emellerini, “Yüzyıllardan beri Türk milletine karşı hazırlanmış büyük suikast” olarak niteliyor ve bu suikastın son ayağının Sevr olduğunu kelimelerin üstüne basa basa gelecek nesillerimize aktarıyor; “Biz bu suikasta Lozan´da son verdik,” diyor.

İşte Atatürk´ün, mutlaka, Milli Eğitim Müfredatı´na konularak kuşaktan kuşağa aktarılması gereken ve Nutuk´ta kalın harflerle yazılmış o ünlü sözleri:

“Saygıdeğer efendiler, Lozan Barış Antlaşması´ndaki hükümleri öteki barış teklifleriyle daha fazla karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim.

Bu antlaşma, Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış ‘Büyük Suikast´ın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir.

Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş siyasi bir zaferdir.”

Bu suikast planı, Osmanlı´yı ayakta tutan yegane güç kaynağı Anadolu´yu, Asya´daki Türk ve Müslüman varlığından ayırmak; sonra da dıştan yenemediğini içten çökertmek düşüncesi üzerine kurulmuştu. Çünkü Avrupalılar da Ruslar da Anadolu´yu güçlü tutanın, tıpkı önü kesilemeyen bir çağlayan gibi Asya´dan gelen “nüfus ve beyin göçü” olduğunu keşfetmişlerdi.

Asya´dan Anadolu´ya akan bu çağlayanın önünü kesmek için, Birinci Dünya Savaşı esnasında Anadolu´nun doğusunda bir Ermeni, bir de Kürt Devleti kurmayı kararlaştırdılar. Ellerinden gelse, Doğu Karadeniz´de bir Pontus Rum, Anadolu´nun Güney Doğu ucunda bir Nesturi (Asur) Devleti kurmayı da ihmal etmeyeceklerdir. Bu strateji elbette, Malazgirt´ten bu yana Anadolu´da gözü olan eski Bizans kalıntılarının da, Rusya´nın da işine geldi. Çünkü, Asya´daki Türk dünyasını Anadolu´dan koparmak Rusların tarihsel emeliydi.

Önce, Osmanlı topraklarında yaşayan etnik ve dini azıklıklar üzerinde çalışarak hangisinin bu amaçlarla nasıl ve nerede kullanılabileceğini tespit ettiler. Ve savaş esnasında isyana kışkırttıkları bu unsurları ve işbirlikçilerini Mondros ve ardından da Sevr ile fiilen harekete geçirdiler. Anadolu´da işgal edilmemiş gözüken Ankara çevresinin de ilk fırsatta işgal edilerek, kukla bir yönetime bağlanacağı ve “defterinin zamanla dürüleceği” kuşkusuzdur. 

Bugün Atatürk ve arkadaşlarına dil uzatmaya; onun ailesine, büst ve heykellerine saldırmaya cüret edenler; “Keşke Yunan kazansaydı” diyenler; Cumhuriyet için “Bir reklam arasıydı” gibi laflar edenler… Eğer “gafil” değillerse, bu büyük suikastın “günümüzdeki tetikçileridir”. Üzücü olan ve kaygı uyandıran ise, bu kişilerin iktidardaki siyasi kadro tarafından korunması, kollanması ve bunların iktidar kadroları içinde barındırılmasıdır.

Yeri gelmişken, bilenin bilmeyenin sık sık ağzına doladığı “vatana ihanet” kavramına da açıklık getirmek isterim.

“Hıyaneti Vataniye Kanunu” Türkiye Büyük Millet Meclisi otoritesine karşı koyanların direncini kırmak, engellerini kaldırmak amacıyla kabul edilen 2 sayılı kanundu. Özal döneminde yürürlükten kaldırılarak yerine Terörle Mücadele Kanunu ikame edildi. O günden beri mevzuatımızda, “vatana ihanetin cezai yaptırımı” yoktur!

“Hıyaneti Vataniye Kanunu”nda, “vatana ihanet” suçunun oluşabilmesi için üç ana eylem sayılmıştı: “i) Devlete isyan, ii) Saltanatı geri getirmek, iii) Din üzerinden siyaset yapıp örgütlenmek”. Kanunda sayılan bu üç suçun da ceza karşılığı “idam” idi. 

Terörle Mücadele Kanunu ile “saltanatı getirmek ve din üzerinden siyaset yapmak” suç olmaktan çıkarıldı. “Devlete isyan anlamında anayasal düzeni değiştirmek” fiilinin oluşması için de “cebir ve şiddet” şartı getirildi. Bu düzenlemeyi savunanlar “vatana ihanet suçu” için diyorlar ki, “- Efendim biz bunu yeni TCK içine aldık ve ‘savaşta iken devlete karşı yabancılarla işbirliği yapmak´, şeklinde tanımladık”.

Peki, bu suç, “barış zamanında” işlenirse ne olacak?

Bundan böyle, kimse kimseye “vatan haini!” diye çemkirmesin. Artık, ülkemizde “vatana ihanet” suç değildir! Çünkü kanunu yok. “Kanunun suç saymadığı bir eylem sebebiyle kimsenin yargılanamayacağı” da, evrensel bir hukuk kuralıdır.

“Halkımızın kutsal din duygularını istismar ederek örgütlenmenin,” vatandaşlar açısından suç olmaması gerçeği karşısında; devletimizin, daha çook FETÖ benzeri örgütlerin saldırılarına uğrayacağını söylemek, yanlış olmaz.  

Bugün geçerli mevzuatımızda, “Halkımızın kutsal din duygularını istismar ederek örgütlenmek” eylemini bir siyasi parti işlerse, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmakla” suçlanır ve karşılığı da “para cezasıdır”. On beş yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi´nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak suçunu işlediğine dair” Anayasa Mahkemesi´nin 30.07.2008 tarihli bir mahkumiyet kararı bulunduğu, unutulmasın. (Bakınız: T.C. Resmi Gazete, tarih 24.10.2008, sayı 27034.) 2 sayılı Hıyaneti Vataniye Kanunu yürürlükte olsaydı  ….  . 

Yaptırımı olmadığından, meydanı boş bulup ta yapılanları; “yeni bir büyük suikastin parçalarıdır, diye düşünmek”, hiç de aptalca olmaz! 15 Temmuz kalkışmasında CIA kuklası olarak Türk milletini sırtından bıçaklayanlar, dün hilafeti ve dini korumak(!) iddiasıyla İngiliz veya Amerikan mandası isteyenlerin ta kendileridir. 

Din tacirleri, menfaat edinmek için dini değerlerin ticaretini yaparken, dinine bağlı insanların kutsalı “dini duygu ve inançları” gibi “vatan benzeri” diğer kutsalları da, hiç tereddüt etmeden kolayca satabilirler. 

Büyük Yunus´un aşağıdaki dörtlüğü kulağımıza küpe olsun:

“Emeksiz zengin olanın,

 Kitapsız bilgin olanın,

 Sermayesi din olanın,

 Rehberi ‘şeytan´ olmuştur.”

 

Sevgi ile kalınız.

 

DEVAM EDECEK.


591 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

NE KADAR ÖZLEMİŞİZ BÜTÜNLEŞMEYİ? - 13/09/2022
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’i oldum olası sevmem… Türk vatandaşı olsa da, Türkiye’de yaşasa da kendisini, Türk kültüründen daha çok kadim Yunan kültürüne yakın saydığını, milli bir çizgide olmadığını görüyorum.
NEDİR MİLLİ SİYASET -2- - 25/07/2022
Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923 yılında söylediği aşağıdaki sözleri onun, yolun en başından itibaren ‘Milli Siyaset’ düşüncesine sahip olduğunu gösterir:
NEDİR MİLLİ SİYASET ?(1) - 15/07/2022
Son yarım yüzyılda ülkemizin savrulduğu mevcut durumun iç ve dış “hareket ettiricileri”, onların planları, uygulamaları ve geldiğimiz yer, iyi incelenmeli ve doğru teşhis edilmelidir.
YENİDEN MİLLİ SİYASET 2 - 05/07/2022
1821 Mora kalkışması ile başlayan ve 7 Ekim 1912 / 30 Mayıs 1913 arası sekiz aylık dönemde kaybettiğimiz Balkanlarda, Türk kırımının zirveye ulaştığını; Osmanlı’nın bu 90 (doksan) yıllık geri çekilme döneminde 2.500.000 Türk’ün kırıma uğradığını, 8.0
YENİDEN MİLLİ SİYASET 1 - 04/07/2022
(“Yeniden milli Siyaset” yayın hazırlıkları yaptığım kitabımın adıdır. Kitabın “Sonsöz” Bölümünü okuyucularımla paylaşmak istedim.)
AYDIN PARTİCİLİĞİ - 01/06/2022
[ Bilirsiniz bizim kültürümüzün bir parçası olan sözlü halk edebiyatımızda Hz. Süleyman, “Kuş dili bilen,” olarak anlatılır. Hz. Süleyman ile kanadı kırık bir kuş arasında geçtiği söylenen öykü, “İnsanlar ders alsınlar,” diye tekrarlanır, kuşaklar bo
GÖZDEN KAÇANLAR - 11/04/2022
Nedendir bilmiyorum?
PRENS SABAHATTİN VE DÜŞÜNCELERİ - 06/04/2022
“Cumhuriyet öncesi döneme ve 1921 Anayasası’na” özlem duymanın moda olduğu bu günlerde Prens Sabahattin’i anmak ve anlamaya çalışmak, “Mensubu bulunduğu milletin sorunları ile dertlenen bir vatansevere karşı,” vefa borcumuzdur.
AYAN BEYAN (2) - 16/03/2022
1921 Anayasasına Türkiye’de ilk vurgu yapan kişi PKK lideri Abdullah Öcalan’dır. Kendisinin, uydurduğu ‘Demokratik Özerklik’ teorisinde, “Düşüncelerini kapsayıcı(!) bir zemine oturtması,” gerekiyordu ve işte o kapsayıcılığı 1921 Anayasası’nda buldu.
 Devamı
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076