Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam28
Toplam Ziyaret1260637
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ÖZEL HASTANESİ OLMAYAN ORDU
21/06/2017

Şehitler geldikçe, yaralı askerlerimizle, gazilerimizle ilgili haberleri okudukça oğlum; “Diyarbakır’da yaşadığımız yaralı askerimizle ilgili anımı niçin yazmadığımı,” sordu. “- Daha sırası gelmedi,” dedim birkaç kez. Israr edince de kaleme almaya karar verdim.
Bugün o anıyı paylaşacağım sizlerle.
…………………………………………………..
1993 yılı olmalı. Bölücü terörün tavan yaptığı yıl. Diyarbakır’da vali yardımcısıyım. Bir gün ilkokul öğretmenim Salim Yıldırım aradı. Telaşlıydı, telefondaki sesi. Hal hatır bile sormadan konuya geçti hemen: “-Yılmaz’ım, benim yeğen, ablamın oğlu, Şırnak Beytüşşebap’ta yaralanmış. Diyarbakır’a getirmişler. İlgilen onunla!” “- Elbette hocam, ilgilenirim. Ama adı nedir? Görevi ne? Hangi hastanede?”
O anlattı. Askerliğini Beytüşşebap’taki bir askeri birlikte yapmakta olan yeğeni, mayın patlaması sonucu yaralanmış. Arkadaşı şehit olmuş. Yaralı asker helikopterle Diyarbakır’daki Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılmış.
Sınıfını dahi sormamışım. İl Jandarma Alayı’ndan Merkez İlçe Bölük Komutanı olan yüzbaşıyı aradım. Bilgisi yoktu. Tıp Fakültesi’nde yakınen tanıdığım, intaniye doçenti doktor Mehmet Emin beyi aradım. “- En kısa sürede gidip durumuna bakacağım, merak etmeyin,” dedi.
Valilikte oldukça yoğun bir gün!. Kapıda bekleyen randevulu kamu yöneticileri, iş takibi için bekleyen vatandaşlar var. İşimi bırakıp, bekleyenlerden özür dileyip çıktım ve doğruca Tıp Fakültesi Hastanesi’ne gittim.
Kendimi tanıttım. Acil serviste buldum yaralı gaziyi. Serum bağlamışlar, ilk müdahaleyi yapmışlar. Servisteki görevli doktorların kıdemli olanı durumu hakkında bilgi verdi. “-Tetkiklerimiz devam edecek. Ayaklarda kırıklar, vücudun değişik yerlerinde patlayıcı parçaları var. Hepsini tespit edip gereken müdahaleleri yapacağız. Yüzünden yara almış, görmesi sorunlu. Gözlerini kaybetmiş olabilir. Vs. vs.”
Fakülte dekanına duyurmuşlar orada olduğumu, acil servise geldi. İzzet ikram. ...
“Yaralının ailesini tanıdığımı,” söyledim. Teskin ettiler. “- Meraklanmayın, sağlık için ne gerekiyorsa her şey yapılacak,” dediler. Beklemekten gayrı yapacak başka bir şey yoktu. İlgililere teşekkür edip ayrıldım.
Salim öğretmenimi arayıp bilgilendirdim. Yaralı askerin sanırım babası hayatta değildi. Ertesi gün, amcaoğlu veya hala oğlu bir yakını geldi. Hastaneye gönderdim. Kendisi için refakatçı kartı çıkartıldı. Yaralının acil ihtiyaçları ile o ilgilenmeye başladı.
Garip olan; yaralı piyade askerle ilgili hiçbir askeri görevli yoktu. Çok garipsedim.
Artık hemen her gün, öğle arasında veya mesai bitiminde gidip durumunu kontrol ediyor, bilgi alıyordum. Ben oraya vardığımda tüm görevliler yaralı ile ilgileniyormuş, görüntüsü içindeydiler.
Kaçıncı gündü hatırlamıyorum, yoğun bakımdan çıkarılarak normal odaya aktarıldı. Vücuttaki parçalar mevzi ameliyatlarla temizlendi. Yaralı, görmese de gelenlerle konuşabiliyordu.
Ayaklardaki kırıklar için ameliyat olması gerekiyor, ama nedense bekletiliyordu. Gözlerden biri hemen hemen kaybedilmişti. Diğerindeki hasar %50’ler seviyesindeydi. Yüzdeki yaralar sebebiyle yüzü, gözü iyice şişmiş vaziyetteydi.
Hastaneye yatışının üzerinden on gün kadar geçmişti. Refakatçısı bir gün: “- Abi, sen gelince görevli herkes buraya toplanıyor. Sen gidince kimse gelip gitmiyor. Ayak ve bacaklardaki kırıkların röntgenini dahi çekmediler. Hastanın durumu iyiye gitmiyor. İki gündür, beslenmesi de aksadı. İştahı yok. Damardan besleme verilmiyor. Dün odaya gelip çıkan iki hemşirenin arkalarından ben de koridora çıktım. Arkaları bana dönük, ‘On güne taburcu olur. Tahtalı köye!’ gibi bir laf ettiklerini duydum. Kahkahalarla ayrıldılar,” diye endişelerini dile getirdi. Ne yapabilirdim?
Durumun iyiye gitmediğini ben de görüyordum. Rektör yardımcısı Prof. Bünyamin Bey hem tabip hem de Hatay Dörtyol’dandı. Hemşehrimiz sayılırdı. Ona gittim ve durumu, kaygılarımı paylaştım. “- Sağlıkta ayırımcılık olmaz. Ama bunlar, ideolojik bölücüler, aksini yapabilirler. Bana da, rektöre de, dekana da ‘elimizden geleni yapıyoruz’ deyip; hiçbir şey yapmayan, aksine tersini yapan dahi olabilir. Bence hastayı askeri hastaneye aldıralım,” dedi.
Daha önce, niçin askeri hastaneye götürülmediğini, anlamamıştım. O gün belki de boş yatak yoktu. Bilmiyorum. Diyarbakır Askeri Hastane Baştabibi olan Tabip Albayla daha önce birkaç kez görüşmüşlüğüm vardı. Telefonla ulaşıp durumu anlattım. İlgilendi. “- Yatağımız var. Hemen sevkini sağlayın,” dedi. Sevk işlemlerini rektör yardımcısı Bünyamin Bey hemen o gün yaptırdı ve yaralı asker, askeri hastaneye kaldırıldı.
Yaklaşık kırk gün de askeri hastanede tedavi gören yaralının tüm ameliyatları tamamlandı. Hava değişimi verilerek, taburcu edildi.
………………………………….
15 Temmuz 2016 sonrası askeri hastanelerin sivilleştirilmeleri üzerine evde oğlum bana hep bu olayı hatırlattı. Olay olduğunda daha ilkokul dördüncü sınıftaydı. Bu olay, evde de konuşulmuş olmalı ki, o yaşta bir çocuğun zihninde yer tutabilmiş. Ve bizler aile içerisinde, “askeri hastanelerin sivilleştirilmesinin hiç iyi olmadığı” görüşünde birleştik.
Öyle bir ordumuz var ki şu anda, ne özel okulu ne özel hastanesi bırakıldı. Ergenekon davası ile başlatılan, “milli orduya yönelik kumpaslar” devam etmekte! Bence ordumuzun işlevsiz kalması, iğdiş edilmesi hedeflenmekte. Bu durumun, sahada çarpışan rütbeli rütbesiz askerlerimizin morali üzerinde, olumsuz etkisi olacağını değerlendiriyorum.
Hayırlı bayramlar dilerim.



496 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.469313.5233
Euro15.383215.4449