Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam138
Toplam Ziyaret1262109
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
SİYASİ AYAK 4: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR (2)
13/12/2019
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dönemi:

Cumhuriyet döneminde görülen kalkışma hareketlerinin çoğunluğu, olaylar derinliğine analitik incelemeye tabi tutulmadan, kategorik (toptancı) bir yaklaşımla, “Kürt İsyanları” şeklinde adlandırılmaktadır. Oysa bu, ülkemiz düşmanlarınca hazırlanan projelere hizmet eden, çok yanlış bir yaklaşımdır.

Kalkışmalar genelde, ülke yönetiminde ortaya çıkan otorite boşluğunda zuhur ederler. 1918’de Osmanlı Devletinin yenilgisiyle ve ardından da mevcut orduların dağıtılıp askerin terhis edilmesi üzerine, ateşkes şartlarına uyulmaksızın kalan ülke topraklarının işgal edilmesi, tam bir otorite boşluğu yaratmış; ülkenin her tarafında, özellikle ırki ve dini azınlıklar Türk unsura yönelik saldırılarla hak tecavüzlerine girişmişlerdir.

Bu dönemdeki kalkışmalar azınlıkların bağımsızlık taleplerinden ziyade –ki Ermeniler Savaş esnasında tehcir edilmişlerdi.- “Karışıklık yaratarak Avrupalı ülkeleri işgale davet etme,” amaçlıdır.  1919-1923 arasında yaşanan Şikak Aşiret Reisi Simko Ağa İsyanı, Ali Batı’nın Nusaybin İsyanı, Aşiret Reisi Alişan ve Baytar Nuri’nin Koçgiri İsyanı, Emekli Jandarma Subayı Çerkez Anzavur’un  Balıkesir ve Düzce İsyanları, Yozgat’ta Çapanoğulları İsyanı İttihat ve Terakki iktidarına düşmanlıktan kaynaklanan, elebaşların daha fazla kişisel özgürlük ve güç (makam/mevki) kazanmalarına hizmet edecek, genelde de İngilizler ve İstanbul Hükümeti tarafından desteklenen kalkışmalardır.

Cumhuriyetin ilanı sonrası Devlete yönelik kalkışmaların biri (Nusayri İsyanı) hariç tamamının, ya Kürt Teali Cemiyeti ve Ermeni Taşnak Örgütünün birleşmesiyle doğan Hoybun Örgütü yöneticileri ya da Halidi Nakşî Tarikatı Şeyhleri ve mensuplarınca yönetildiği görülmektedir.

Kronolojik sırayla incelersek:

Nesturilerin Beytüşşebap İsyanı (1924)
Şeyh Sait İsyanı (1925)
Seyid Abdullah’ın Şemdinli-Nehri İsyanı (1925)
Ağrı İsyanları (1926, 1927, 1930)
Menemen Olayı ve Kubilay’ın Şehadeti (Aralık 1930)
Seyid Rıza ve Dersim Ayaklanması (1937-1938)
PKK Terörü (1984- ….)
Fetö Kalkışması (2016)
1924’teki Hakkari’de yaşayan Nesturilerin isyanı, İngilizlerin oyununa gelen Hıristiyan Nesturi azınlığın imhasına ve kalanların da Irak-Musul’a sürülmesine yol açmıştır.

Ağrı ve Dersim isyanları Hoybun örgütü yöneticilerince yönlendirilmiş feodal kalıntılar işbirliğinde gerçekleşen kalkışmalardır. Ağrı isyanlarının yöneticisi İhsan Nuri, Hoybun Terör Örgütü’nün kurucu yöneticilerinden ve aynı isyanın bir diğer elebaşı Kör Hüseyin Paşa gibi eski bir Osmanlı subayı idi. İsyanın diğer elebaşları Zilan Bey ve Heşik aşiret reisi İbrahim Ağa gibi aşiret reisleridir.

Seyid Rıza önderliğindeki Dersim İsyanı, Osmanlı döneminde Devletin hükümranlık haklarını paylaştığı feodal yönetici şeyh, seyid unvanlı dini önder ve aşiret yöneticilerinin halk üzerindeki egemenliklerini devam ettirebilme gayesi ile çıkmıştır. Malum olduğu üzere Osmanlı, halk üzerindeki egemenliğini beyler, ağalar ve şeyhler eliyle yürütmüştü. Bu feodal unsurlar soyduklarının bir kısmını hükümet erkânına vermek suretiyle taşra yönetimini sürdürmekte, devlet içerisinde devlet olarak halkı da istedikleri yöne sürükleyebilmekteydiler.

Her ne kadar asıl sebep Cumhuriyet yönetiminin “aklı ve vicdanı hür yeni nesiller yaratma çabası, bu amaçla yapılması tasarlanan toprak reformu gibi Cumhuriyet devrimlerinin hayata geçirilmesine feodal ağalıkların karşı çıkışı” gibi gözükmekte ise de bu kalkışmada da İngiliz parmağı ve Hoybun terör örgütü bağlantısı bulunduğu, Vali Ali Kemali’nin 9 Ekim 1931 ve İçişleri Bakanlığı’nın 12 Aralık 1934 tarihli raporlarından anlaşılmaktadır.

Diğer isyanların liderleri Şeyh Sait (Şeyh Ali Septi’nin torunu), Seyid Abdulkadir ve Seyid Abdullah (Seyid Taha’nın oğlu ve torunu) aynı yolun yolcusu, halk üzerindeki feodal etkilerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan mütegallibe taifesidir. Ortak özellikleri, dini kendi iktidarlarını sürdürebilmek yolunda araç olarak kullanmaları ve Nakşibendî tarikatının Halidiye koluna mensup olmalarıdır. 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu ile bu kurumlardan geçimlerini sağlayan şeyh, halife, seyid, derviş, molla,  hoca unvanlı kişilerin toplum içerisindeki akıl dışı ayrıcalıkları sonlanmış bulunuyordu. Tepkileri bu ayrıcalıklarının kaldırışmış olmasınadır.

Menemen olayı geniş çaplı bir kalkışma olmamakla birlikte, Atatürk’ü “deccal” sayan Halidi Nakşîlerin Cumhuriyet rejimine bakışlarını gösteren önemli bir olaydır.  Erenköy’de mukim Halidi Nakşî Şeyhi Erbilli Esat Hoca’nın Manisa Halifesi Laz İsmail ile  “Deccal’a karşı mücadele etmekle görevlendirilen Mehdi” olduğunu iddia eden, Alaşehirli Şeyh Ahmet Muhtar’ın müridi Derviş Mehmet adlı meczuplar olayın elebaşlarıdır.

1925 -1930 yılları asındaki pek çok asayiş hareketi de çeşitli yayınlarda ve bazı resmi raporlarda Kürt İsyanı olarak gösterilir. Bu da gerçek dışı, yanlış ve “Anadolu’da devamlı isyan halinde bulunan bir Kürt azınlığı varmış,” algısı oluşturmaya yönelik kasıtlı emellere hizmet eden bir yaklaşımdır. İleride daha ayrıntılı inceleyeceğimiz üzere Kürtlerle Türkler arasında hiçbir sorun yoktur, tarih boyunca da hiçbir zaman bir Kürt-Türk savaşı olmamıştır.

Bu yerel olaylar içerisinde üzerinde durulması gerekenlerden birisi, 1930 yılının Temmuz ayında gerçekleşen Oramar (Dağlıca) saldırısı olup bu, Barzani Ailesi’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik bakışının tescilidir. O tarihte, Ağrı İsyanı’nın elebaşlarından Kör Hüseyin Paşa’nın talebi üzerine İngilizlerin yönlendirmesiyle, Ağabeyi Osmanlı tarafından idam edilen Şeyh Ahmet Barzani’ye bağlı Molla Şerif Barzani Komutasındaki 500 kişilik bir grup, 16 Temmuz 1930 tarihinde Oramar’daki (Dağlıca) sınır bölüğümüze saldırır. Saldırıyı önceden haber almış bulunan askerlerimiz hazırlıklı olduklarından saldırıyı iki şehit vererek püskürtürler. On iki gün süren kuşatma ve saldırılar, hava kuvvetlerinin devreye girmesiyle atlatılabilmiştir.

Sonraki yazılarımızda bu kalkışmalar ve önderleri ile 15 Temmuz Kalkışması arasındaki bağlantıları aydınlatmaya çalışacağız.


366 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356