Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam371
Toplam Ziyaret836167
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
ARJANTİN’DEN GÖNDERİLEN SİLAHLAR
15/10/2017

Bir önceki yazıda, “geçici köy korucusu (GKK) kadrolarından bir kısmına, silahsız çalışacak, özel görevli ve kim oldukları sadece şahsımla Olağanüstü Hal Büro sorumlusu polis memuru tarafından bilinen, askerliğini yapmış gençlerden atama yaptığımı,” anlatmıştım.     

Bu gençler haftanın birkaç gününü ilçe merkezindeki kahvehanelerde kah okey, kah iskambil oynayarak, bazen de arkadaşlarıyla sohbet ederek geçirmekte; bu esnada yeni arkadaşlar edinmeye, böylece çevrelerini genişletmeye, bir yandan da güvenlikle ilgili konularda bilgi toplamaya çalışmakta; diğer günlerini ise, köylerinde ya da komşu köylerde geçirmekte idiler. 

Mayıs ayından itibaren PKK Özalp’te tehdit telefonları ile halkı rahatsız etmeye başlamıştı. Temmuz ayı başında İran’ın Özalp sınırı karşısındaki Hudut Makamı, benim gözümle, sınır bölgesindeki güvenliğimizin teminatı Yüzbaşı Hüseyin Tekizadeh, başka bir göreve atanarak ayrıldı. 8 Ağustos 1990 Çarşamba günü, ilk defa, İran sınırından geçip, Turanköy yol inşaatı şantiyemize saldırarak, iş makinelerimizi yaktılar. 

2 Ağustos 1990 tarihinde, Irak Ordusu Kuveyt’i işgal etti. 1980-88 yılları arasındaki İran-Irak Savaşı esnasında Kuveyt’e borçlanan Saddam Hüseyin, bu borcun silinmesini istemiş; buna olumlu karşılık verilmeyince de, güya “petrol fiyatlarını düşürerek kendisine zarar verildiğini” ileri sürerek, Amerikan elçisinin de kışkırtmasıyla, Kuveyt’i işgale kalkışmıştı. 

BM Güvenlik Konseyi Irak’ın işgalini kınamakla kalmadı. “Hem Irak’a silah satışlarını yasakladı, hem de Ocak 1991 tarihine kadar işgalin sonlandırılmasını,” istedi. Türkiye’nin de içinde olduğu 36 ülke, BM kararının uygulanabilmesi için bir Koalisyon cephesi oluşturdular. Türkiye askeri eylemler dışında kaldı, ekonomik yaptırımlara katıldı. 

İlçede, İran üzerinden sızan PKK’lı etkinliğinin artması üzerine, Kurucan ve Beyarslan köylerinden seçilen silahsız haber elemanlarını ayrı ayrı davet ederek, kendilerinden; “İran’a kaçak olarak gitmelerini; Kotur Bölgesi ile Hoy cıvarında PKK kampı bulunup bulunmadığı, varsa nerelerde olduğu; Özalp sınırından giriş çıkışları olup olmadığı, varsa hangi noktalardan girip çıktıkları; İran’da onlara kimlerin yardımcı oldukları, v.b. konularda bilgi toplamalarını,” istedim. 

Tek başlarına gitmek konusunda her ikisi de kararsızlık gösterince onları tanıştırdım. “Birlikte gitmelerini, isterlerse ‘görevlerini deşifre etmemek’ kaydıyla, kaçakçı gibi davranıp, kaçakçılarla işbirliği yapabileceklerini; sınırdan çıkış konusunda kendilerine yardımcı olacağımı; dönüşlerinde de bana veya Attila’ya telefonla önceden ulaşıp bilgi vermeleri halinde, aynı desteğin verileceğini,” bildirdim. 

Sınırın 7.nci Sınır Jandarma Bölüğü görev sahasından çıkışları sağlandı. Gittiler. İki hafta sonra da döndüler. 

Getirdikleri bilgilerden en ilginci; “Bir gün arayla 15 ve 13 araçlık TIR’lardan oluşan iki konvoyunun Tebriz yönünden gelip Hoy ve Urumiye şehirlerinden geçerek Irak istikametine gittiklerine; İran pastarlarının bu araçlara eskortluk yaptığına; ama nedense konvoyun gece hareket ettiğine, gündüz yerleşim yerleri dışında bekletildiğine,” dair olanı idi. 

Bilgiyi, Tabur Komutanı Binbaşı Tanju Dönmez’le paylaştım. “Nakliyenin gündüz yerine gece yapılması bunun gizli bir faaliyet olduğunu,” akla getiriyordu.  “Askeri araçla değil sivil araçla, aşikar değil gizli olmasından, İran Devleti’ne ait olmayan kaçak askeri malzeme taşınması” ihtimalinin yüksek olduğunu, değerlendirdik. Acaba, Tahran’ın bilgisi dışında bir silah sevkiyatı mı yapılmaktaydı? 

Aynı bilgiyi, birkaç gün sonra ziyaret ettiğim Vali Yardımcısı ağabeyim Vedat Müftüoğlu ile paylaştım. “Kaynaklarımın sağlam olduğunu,” söyledim ama isim vermedim. “- MİT Bölge Başkanı ile bir değerlendirelim, belki onların bilgisi vardır,” dedi. 

Bir sonraki görüşmemizde de, MİT Bölge Başkanı’nın kendisine: “Elemanlarından böyle bir bilgi gelmediğini, bilginin doğru olmayabileceğini ama araştıracağını” söylediğini, nakletti. 

Aradan iki aya yakın bir süre geçmiş ve bu olayı unutmuştum. Kasım aybaşı olmalı. Bir gün MİT Bölge Başkanı aradı. “Van’a gittiğimde kendisine de uğramamı,” istedi. Uğradım.

 Bana; “Vedat Bey’in aktardığı bilgiyi kimden aldığımı,” sordu. “- Özel kanallardan geldi,” dedim. Israr etmedi ve ekledi: 

“- Kaymakam Bey, kurum olarak bölgemizde ilk defa böyle önemli bir olayı kaçırdığımızı anladık. Sizin verdiğiniz bilgi de doğruymuş. Kaynağınızın sağlam olduğu anlaşılıyor. Bizimkiler önceleri bu bilgiyi teyit etmediler. ‘Yok böyle bir şey’ dediler. Ama üç hafta önce, benzeri bir sevkiyat yine yaşandı. Araştırdığımızda altından ne çıktı tahmin edemezsiniz? Saddam silahlanıyor! Birleşmiş Milletler ambargosunu karaborsadan silah alarak deliyor! Bu işi organize edenler, Lübnanlı Ermeniler. ‘Ermeni mafyası’ desek daha doğru olur. Büyük ihtimalle, Erivan yönetiminin de bilgisi var. Askeri malzeme uçaklara, Arjantin ordusu depolarından yükleniyor. Erivan’a indiriliyor. Buradan da TIR’larla İran üzerinden, Irak’a sevk ediliyor. İran’lı yerel yetkililer hizmetleri karşılığı, bu işten oldukça yüklü rüşvet alıyorlar. Emirlerindeki pastarları da eskort olarak kullanıyorlar.” 

Herkesin de hak vereceği üzere bu, “uluslar arası bir istihbarat başarısı” idi.

……………………………………………… 

Bu gençlerden biri, “16 kişilik bir PKK kolunun Başkale tarafından gelerek, Çakmak, Bağrıaçık, Hazine, Karlıyamaç köylerini takiple Van Merkez köylerine geçtikleri,” bilgisini getirdi. İlçe Jandarma Komutanı’nı resmi yazı ile bilgilendirdim. İlçe Jandarma, iki gün sonra, “bu bilginin ‘asılsız’ olduğunu” bildirdi. Ancak, aynı grubun dört gün sonra “Van-Hoşap’ta bir karakola saldırı düzenlemesi” üzerine, bilginin doğruluğu ortaya çıktı.

………………………………… 

Bu ve benzeri olaylarda ben genelde, jandarmadan daha önce ve daha hızlı bilgi sahibi oluyordum. Bu da, askerler karşısında elimi güçlendiriyor ve makamın saygınlığını artırıyordu. 

Şahsıma bilgi akışı sadece bu elemanlardan değil, muhtarlardan ve sade vatandaştan da olurdu. Jandarma ise bazı subay ve ast subayların ön yargılı yaklaşımı ve “herkesi potansiyel PKK’lı görmesi” sebebiyle, vatandaşa “soğuk ve itici” gelmekte, bilgi alamamaktaydı. Jandarma emrinde, “maaşlı ve silahlı 53 adet GKK, 12 adet köy bekçisi” olduğu halde, haber alamıyorlardı. Çünkü orada resmiyet vardı. Beride ise samimiyet, sevgi ve adanmışlık!

 

Örneğin bir gün, Başkale sınırındaki Bağrıaçık köyü bağlısı Yarımağıl mezrasından yetmişli yaşlarında bir ihtiyar geldi. 

“- Kaymakam Beyim, bu PKK eşkıyası bizim oralarda da görülürmüş(!). Duyuyoruz. Gelirlerse biz ne yapacağız? Silahımız yok, askerimiz yok. Adamlar bize entari giydirip oynatsa, dağa kaldırsa; kimsemiz yok! Bana bir yol göster!” dedi. Vatandaş, endişelenmekte haklıydı. Dedim ki: 

“- Hacım, haklısın! Gelirlerse ben buradan seni koruyamam. Orada, sen kendini koruyacaksın! Yok mu torun, torba? Onlara silah alıp, ellerine verecek ve gerekirse nöbet tutturacaksın! Ayrıca, sağlam köpekler besleyeceksin ki geleni gideni önceden haber alasın.” 

Sohbetin ilerleyen kısmında hacı amcam, “üç adet ‘keleş’ alıp çocuklara nöbet tutturduğunu; buna karşılık jandarmadan çekindiğini(!),” söyledi. “Gelir de silahlara ‘kaçak muamelesi’ yaparlarsa, benim kendisine yardımcı olup olamayacağımı?” sordu. 

İşte burada, “hayatın gerçeği” ile “kanun düzeni” çelişmekteydi. “Kanun’un yanında” olmam gerekirken ben, bu özel durumda, “samimiyetine inandığım insanların ve gerçeğin yanında” durdum. Bazılarınca eleştirileceğimi biliyorum. Ama doğrusu budur. 

“- Konu, savcılığa intikal etmeden haberim olursa, elbette yardımcı olurum,” dedim ve ekledim: 

“- Hacım sen bu bilgiyi benimle paylaştın ama sakın jandarmaya söyleme! Sen ‘arasattasın’, naçarsın. Ama onlar bilemezler.”   

Gerçekten de bazı görevlilerin vatandaşın arada kalmışlığından haberleri yoktu!

 ………………………………………………………….. 

“Vatandaşın bir kaymakamı kendisinden sayması, benimsemesi; derdini, endişesini, sırrını paylaşması,” bir Mülki İdare Amiri için mutluluk vesilesidir. Bundan daha güzel bir duygu yoktur! 

Bu işte en büyük ödül halkın sevgisidir, güvenidir.

 

 

 

 

 

 

 



266 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜN-BUGÜN-YARIN - 18/08/2019
Son günlerde İyi Parti Başkanlık Divanı üyeleri Sayın Hasan Seğmen ve Sayın Salim Ensarioğlu üzerinden bir psikolojik baskı uygulanıyor İyi Partililere. Bazı arkadaşlarımız ani tepkiler
SEVR’İN RUHU - 13/08/2019
Aradan 99 yıl geçmiş olsa da Sevr’in ruhu bir hayalet ya da karabasan gibi tepemizde dolaşmaya devam ediyor.
“İYİ PARTİ ÜST KURUL DELEGELERİNE AÇIK MEKTUP” - 01/08/2019
Tarsus, 31 Temmuz 2019
UNUTUN GİTSİN SAKARYAYI, MALAZGİRT VAR NASILSA - 24/07/2019
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanının, 30 Ağustos Zafer Bayramı ile ilgili “densizliği” sebep olmuştur bu yazının kaleme alınmasına.
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ Mİ, KALKIŞMA MI? - 16/07/2019
Dün 15 Temmuz Kalkışması’nın yıl dönümüydü. Hiçbir görüş paylaşmak istemedim. Bir iki paylaşımın yaygınlaşmasına katkı verdim sadece.
NE İÇTİNİZ BE ARKADAŞ? - 26/06/2019
Türkmen, Yörük, Kurmanç, Zaza;
‘AKGELİN’ İDİ YAŞLANINCA ‘AKNENE’ OLDU - 11/06/2019
Asıl adı Rahime’dir. “Irahma” diye söylerler bizim köyde.
19 MAYISIN YÜZÜNCÜ YILI - 21/05/2019
Dün, milli mücadele başlangıcının 100. yıldönümü idi.
YİNE Mİ FETRET DÖNEMİ? - 10/05/2019
Ülke ve millet olarak sanki yeni bir Fetret Dönemi’nden geçiyoruz.
 Devamı
Anlık
Yarın
31° 33° 23°
AlışSatış
Dolar5.70065.7234
Euro6.31536.3406