Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam241
Toplam Ziyaret898653
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI - 24
09/08/2018

 

GENEL DEĞERLENDİRME

 

30 Ekim 1923 sabahı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, göreve gelişinin ilk gününde, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı olacak İsmet İnönü’ye şöyle yazmıştı: 

“Sevgili Paşam,

Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme! Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.

Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.

Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim.

Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz.

Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda.

Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olana bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.

Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.

Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyor.

Nüfusun yüzde 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe.

Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.

Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet’in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor.

Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler.

Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı.

Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı.

Cumhuriyet’e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney.

Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.

Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu! Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.

Allah yardımcımız olsun!” 

(Mektup, Turgut Özakman’ın yazmış olduğu ‘Cumhuriyet: Türk Mucizesi 2’ kitabından alınmıştır.)

 

Atatürk önderliğinde Cumhuriyet’in kurucu kadroları ülkenin tüm sorunlarına çözümler ararken, işe önce, “ülke gerçeğinden hareketle tarımın iyileştirilmesinden başlamışlardı” desek, yalan olmaz. Yapılanları anlatmak ayrı bir yazı konusudur. Bugünkü emperyalistlerin yaptıkları gibi onların da, önce tohumdan başladıklarını; verim artışı için Eskişehir, Adana, Adapazarı, İstanbul-Yeşilköy ve Ankara’da “tohum ıslah istasyonları” kurduklarını belirtip geçeceğim.

 

O dönemde tarımın hiçbir dalı ihmal edilmedi. Tahıl, pamuk, tütün, meyvecilik ve özellikle zeytin ve bağcılık geliştirildi. Hastalıklarla mücadele örgütlendi. Çay yoktan var edildi. Hayvancılıkta ırk ıslah çalışmaları ile verimli ırklar geliştirildi.

 

1923-1925 döneminden 1936-1940 arası döneme gelindiğinde, ortalama yıllık 972 bin ton olan buğday üretimi 3.636 bin tona; 44 bin ton olan pamuk üretimi 64 bin tona; 45 bin ton olan tütün üretimi 68 bin tona ulaştı.

 

15 milyon baş olan koyun sayısı 20 milyona; 11 milyon baş olan keçi sayısı 16 milyona; 4 milyon baş olan sığır sayısı 9 milyona yükseldi.

 

Atatürk’ün hedef gösterdiklerinden yapılamayan tek uygulama, mecliste çoğunluğu oluşturan toprak ağalarının karşı çıkması sebebiyle, Toprak Reformu’dur. Bunun yapılamaması, sonradan, toprak ağalarının 1950 seçimlerinde tek başına iktidara gelmesiyle “milli bağımsızlığımızın da tekrar kaybedilmesine” yol açmıştır.

 

Marshall Yardımları ile başlayan borçlanmalar, yerli sanayinin durdurulup ardından yok edilmesi; zamanla, tarımda yeniden dışa bağımlı hale gelinmesi, hep bu grubun ve takipçilerinin eseridir. 

2008 yılına kadar, Tarımda kendi kendisine yeten Dünya’daki yedi ülkeden birisi idik!

 

Son on beş yılda; Yunanistan yüzölçümünün yaklaşık iki katı büyüklüğünde tarım alanına sahip Türkiye, Yunanistan ve ABD'den pamuk, Rusya'dan buğday, Fransa'dan arpa, Mısır'dan pirinç, Ukrayna'dan mısır, Sri Lanka'dan çay, İtalya'dan bakla, Çin'den sarımsak, Panama'dan muz, Meksika'dan nohut, Kanada'dan mercimek ithal eder hale getirildi. 

Ne oldu bize?

 

Sormayalım mı şimdi? “- Bizi, seçimle işbaşına gelen ‘milli ve yerli’ siyasetçiler mi yönetiyor? Yoksa Büyük Atatürk’ün tanımladığı ‘kendi kişisel menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle birleştirmiş” kadrolar mı yönetiyor?” diye.

 

DEVAM EDECEK



181 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SİYASİ AYAK 3: TÜRK DEVLETİNE KARŞI KALKIŞMALAR - 09/12/2019
15 Temmuz’u farklı adlarla tanımlayanlar var. Kimi onu bir “Darbe teşebbüsü”, kimi “Hükümete yönelik bir darbe”, kimi “Devlete karşı bir kalkışma/isyan”, kimi de “Türk Milleti’nin birliği ve bütünlüğüne yönelik iç savaş çıkartmayı amaçlayan saldırı”
SİYASİ AYAK 2: YANLIŞ ALGI, YANILGI - 06/12/2019
Toplumumuzdaki genel beklenti, eğer “siyasi ayak ortaya çıkarsa tüm karanlık noktaların aydınlanacağı ve FETÖ tehdidinin yok edilebileceği” yönündedir. Sistemli biçimde, “siyasi ayak ortaya çıkartılırsa bu hesabın artık kapanacağı” algısı yayılıyor.
SİYASİ AYAK - 28/11/2019
Son aylarda toplumumuzda ve özellikle siyasi çevrelerde bir tartışmanın süre gitmekte olduğuna tanıklık etmekteyiz.
SONUMUZ ‘KUVEYTİN İŞGALİ’NE BENZEMESİN - 10/10/2019
Yakın Tarihten Bir Kesit:
ALGILAR OLGULAR - 06/10/2019
Geçen hafta Haber Türk TV’de Fatih Altaylı’nın programına çıkan İyi Parti Genel Başkanı Sa
ÇÜRÜMÜŞLÜK -2- - 03/10/2019
(BİR ÖNCEKİ YAZIMIZIN DEVAMIDIR)
ÇÜRÜMÜŞLÜK - 29/09/2019
Diyarbakır’a 4 Haziran 1991 Salı günü mesai bitiminde ulaştık. Yerlerine atandığımız arkadaşlar henüz görevden ayrılmadıkları için vali yardımcısı konutları boşaltılmış değildi.
MAFYA BABASINA SİLAH TAŞIMA RUHSATI - 15/09/2019
Yaklaşan Kurban Bayramı öncesi diğer Vali Yardımcısı arkadaşım Osman Acar Sayın Vali’den bir haftalık izin alarak ayrılınca, yokluğunda onun görevleri de benim üzerime kaldı.
DÜN-BUGÜN-YARIN - 18/08/2019
Son günlerde İyi Parti Başkanlık Divanı üyeleri Sayın Hasan Seğmen ve Sayın Salim Ensarioğlu üzerinden bir psikolojik baskı uygulanıyor İyi Partililere. Bazı arkadaşlarımız ani tepkiler
 Devamı
AlışSatış
Dolar5.79415.8173
Euro6.42226.4479