Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam219
Toplam Ziyaret835197
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
TEBRİZLİ GENÇ
03/07/2016

 

Tebriz İran’ın Batı Azerbaycan vilayetinin merkezidir. Bir zamanlar Osmanlı toprağı da olan bu şehir ve çevresinde İran Azerileri yaşarlar. Yani nüfusunun kahir çoğunluğu Türk olan bir topraktır Tebriz.

Önceki yazımızda sınırdan izinsiz hayvan geçişlerini ve mücadelesini anlatmıştım. Bu yazımızda ise izinsiz insan geçişleri ile ilgili bir anımı paylaşmak istiyorum.

Biliyorsunuz her hangi bir ülkenin vatandaşı, bir başka ülkede yaşayabilmek, seyahat edebilmek için pasaport denilen, vatandaşı olduğu ülke yetkili makamlarınca verilmiş özel bir kimlik belgesi bulundurmak zorundadır. Bu belge yoksa kişi, bulunduğu ülkede “kaçak” muamelesi görür ve sınır dışı edilir. Bazen ülkeler, kişinin kendi ülkesinde öldürülmesi ihtimali karşısında daha insaflı davranırlar ve bu kişiler için geçici kimlik belgeleri düzenleyerek sınır dışı etmeyi erteleyebilirler. Hatta bazen sırf bu sebeple o kişi bulunduğu ülkede vatandaşlığa bile alınabilir.

İran’da 1978 yılındaki İslam Devrimi sonrası ülkede yaşayanlar çok sıkıntılı günler geçirdiler. Binlerce kişi öldürüldü, on binlerce kişi başka ülkelere sığındı. Bu çalkantılı dönem yaklaşık yirmi yıl sürdü.

Türkiye, İran’dan kaçanlar için genelde çok sert tedbirler uygulamadı. Onların çoğuna geçici sığınma hakkı verdi. Bu kişilerin pek çoğu uzun süreler Van ve Yozgat’taki mülteci misafirhanelerinde barındılar. Bir kısmı zamanla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçtiler, bir kısmı batılı ülkelere gittiler.

Yurdumuza giren kişilerin ikamet izinleri yoksa veya süresi dolmuş ve yeniden izin alamamışlarsa, bunlar Emniyet Genel Müdürlüğü vasıtasıyla geldikleri ülkeye geri gönderilirler. Eğer bu kişi İranlı ise uygulamada, İçişleri Bakanlığı kararıyla hakkında yurt dışına gönderilme kararı alınır. Bir yazı ile İran sınırındaki valiliklerden birine gönderilir. Valilik de bir yazı ile bu kişiyi sınır dışı edilmek üzere sınır ilçesi kaymakamlığına gönderir. Van’da bu sınır ilçesi genelde Özalp’tir. Valilikten memur eşliğinde gönderilen kaçak kişi İlçe Emniyet Amirliği’nce teslim alınır. Kaymakam imzasıyla “sınırın gayrı muayyen bir noktasından sınır dışı edilmek üzere” Sınır Jandarma Tabur Komutanlığı’na yazılır ve teslim edilir. Tabur Komutanlığı da kişiyi kendisine bağlı bir sınır bölüğüne yollar. Bölük Komutanlığı bağlı karakollardan birinin askerleri vasıtasıyla sınırın herhangi bir noktasından sınır dışı eder ve Bakanlığa iletilmek üzere “sınır dışı edilme tutanağı” kaymakamlığa gönderilir.

Sınırda (İran sınırı için geçerlidir bu yazdığım) genişliği 8-12 metre arasında değişen ve “iz tarlası” denilen bir sürülü alan vardır. Bu alan bütün sınır boyunca uzanır ve her gün kontrol edilir. Toprak yumuşak kalsın diye de sürümler zaman zaman yenilenir. Öyle ki ‘iz tarlası’ndan bir tilki geçse, ertesi sabah onun izi görülür. İnsan geçse insanın izi görülür. Geçiş esnasında “iz tarlası” bozulmuşsa, ertesi gün yeniden sürülerek, geçişler izlenebilir hale getirilir.

1990 yılının bahar aylarıydı. İlçe Emniyet Amiri: “-Kaymakam Bey, özel bir durum var size aktarmak istediğim,” dedi. “Sınır dışı edilmek üzere Van’dan gönderilen bir İran vatandaşını teslim aldıklarını; üniversite öğrencisi olan bu genci çok beğendiğini; aslen Tebriz’li ve Azeri olan bu genci İran’a teslim etmekle idamına yardım etmiş olacağımızı; bunu önlemek için bir çare bulup bulamayacağımızı” sordu. “-Yapılacak başka bir şey yok. Emir gelmiş uygulayacağız,” dedim. Ama merak ettiğimden, “İlgiliyi, memurlardan biriyle kaymakamlığa göndermesini, tanımak istediğimi,” söyledim.

Getirilen genç 1.80 boylarında, kumral tenli, geniş omuzlu ve yapılı bir vücudu olan; çok iyi Türkçe konuşan biriydi. Hikayesini anlatmasını istedim. Babası devrik şahın zamanında albay rütbesinde subaymış. Devrimden sonra “şah yanlısı denilerek” idam edilmiş, ailesinin pek çoğu gibi. Bu, o zamanlar küçük olduğundan annesi ve dayılarıyla yaşamaya devam etmiş. Üniversiteye girdiğinde pastarlar (İran Devrim Muhafızları) bunu “Devrim karşıtı” diye suçlayıp hapse atmışlar. Ama ellerinde bir delil olmadığından, dayısının girişimleriyle serbest kalmış. Dayısı, bir tır şoförüne yüklü bir para vererek Türkiye’ye kaçırmış. Bursa’da bir akrabasının yanına yerleşmiş ama kaçak giriş yapması yüzünden yerleşme izni alamamış. Yine bir dostları vasıtasıyla -ve biraz da illegal yollarla- İstanbul Üniversitesi’nin bir fakültesine öğrenci olarak kaydını yaptırmış. Okulda ülkücü grubun içerisinde sivrildiği, sevildiği ve hatta lider kadroda olduğu anlaşılıyor. Bir öğrenci kavgasına karışması sebebiyle Emniyet’e götürüldüğünde vatandaş olmadığı ve Türkiye’de kaçak yaşadığı anlaşılarak İran’a iadesine karar verilmiş.

Epeyce konuştuk. Samimiydi. Haftalardır banyo yapamamış, kirli çamaşırlarını değiştirememişti. Üstelik ne ülkemize, ne vatandaşlarımıza karşı bir suç işlememişti. Suçu, izinsiz Türkiye’de bulunmaktı. “İran’da yakalandığı anda idam edileceğini, kendisine, serbest kalması konusunda yardımcı olmamızı” istiyordu. “Kesin söz vermemekle birlikte yardımcı olmaya çalışacağımı ama kendisi hakkında araştırma yapacağımı” bildirdim. İstanbul’da üniversite çevresinden tanıdığı isimleri isteyip not ettim. Karakola geri gönderdim. Emniyet Amiri’ne “-İlgiliyi Tabur Komutanlığına teslim etmeyip, bekletmesini,” söyledim.

Karaisalı’da çalışırken yan komşumuz orman muhafaza memuru Yakup Yılmaz’ın oğlu İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nde okumaktaydı. Hatta İngiltere’den eşimi ve oğlumu Türkiye’ye gönderdiğimde, hava alanında o karşılamış ve Adana’ya yolcu etmişti. Telefonla kendisine ulaştım. Sınır dışı edilecek bu kişinin ismini ve verdiği isimleri bildirerek, “Bunların nasıl insanlar olduklarını araştırmasını,” istedim.

Seyfettin Yılmaz (şu anda Adana Milletvekili) ülkücü grubun içerisindeydi. İki gün sonra  bana döndü ve ismini verdiğim kişinin, söylediği gibi, “ülkücü grubun üyelerinden olduğunu, çok temiz, milletini seven milliyetçi duyguları taşıyan ve dava için mücadele eden biri olduğunu, kendisini şahsen tanımadığını ama öğrencisi olduğu fakültede iyi tanındığını; son 4-5 haftadır da kayıp olduğunu”, söyledi.

Aldığım bilgiler gencin anlattıklarıyla uyumluydu. Tabur Komutanı Binbaşı Tanju Dönmez’i arayıp; “-İkram ederse çayını içmek istediğimi” söyledim ve Sınır Jandarma Tabur Komutanlığı’na gittim. Olayı, yaptığım araştırma sonuçlarını ona anlattım. “Bir Türk milliyetçisi olan, pırıl pırıl bu genç adamı, İran’ın pastarlarına teslim etmek istemediğimi,” söyledim. “Kendisinin bilgisi altında, sınır dışı edilmiş gibi tutanak düzenlenerek, salıverilmesinin sağlanmasını,” istedim.

Bu, konusu suç olan bir eylemdi. Benim istemem kadar, onun uygulaması da suçtu. Binbaşı Dönmez’in samimiyetine güveniyordum. Resmi ilişkilerimizde uyumlu olduğumuz kadar, ilkokul öğretmeni olan eşi ile eşim de iyi anlaşırlardı. Aile ilişkilerimiz de iyiydi. Kendisine; “-Konusu suç olan bir eylemi alt kademelere emretmenin ne kadar zor olduğunu tahmin edebildiğimi; uygun görürse bu işi Örenburç Bölük Komutanı Jandarma Üsteğmen Hüseyin Bahçeci’ye birlikte söylememizi,” önerdim. Üsteğmen Bahçeci benim hemşerimdi. Beni kırmayacağını, ben oldukça komutanına karşı da bir tavır koymayacağını, biliyordum. Kabul etti, ertesi gün Örenburç’a birlikte gittik.

İş yerinden ayrılmadan eşimi arayıp “akşam yemeğine misafirimiz olduğunu” söyledim.

Tebrizli genci kaymakam konutunda akşam misafir ettim. Önce banyo yapmasını, tüm çamaşırlarını değiştirmesini sağladım. Benim giysilerimden verdik. Sonra birlikte yemek yedik. Kültürlü, okumayı seven, dünya meselelerine vakıf biriydi. Sovyetlerin çöküşünden, İran ve Dünya Türklüğü’nün geleceğinden konuştuk. Yarınki olacakları anlattım. “Kendisini, kağıt üzerinde İran’a göndermiş olacağımızı, ama serbest bırakıp Van’a dönmesine göz yumacağımızı,” söyledim. Paraya ihtiyacı olacaktı. Bir miktar harçlık verdim ve karakola gönderdim. Söylemeye gerek yok, elbette çok sevindi.

Ertesi gün, makam aracıyla Kapıköy Sınır Kapısı’ndan dönüşte, Çaybağı köyü çıkışında gördüm. Yaya olarak Özalp istikametinde geliyordu. Onu son görüşüm oldu. Hikayesinin devamını da bilmiyorum.

Bu bilgi bende yıllarca bir sır olarak kaldı. İfşası bile olaya karışanların canını yakabilirdi. Aradan 26 uzun yıl geçmiş!. Suç yirmi yıllık zaman aşımına uğramış. Geriye dönüp baktığımda, “doğru bildiğim yolda ne kadar da cesur işler yapmışım, risk almışım” diyorum.

 Yeni bir anıda buluşmak dileğiyle.

 

 



349 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SEVR’İN RUHU - 13/08/2019
Aradan 99 yıl geçmiş olsa da Sevr’in ruhu bir hayalet ya da karabasan gibi tepemizde dolaşmaya devam ediyor.
“İYİ PARTİ ÜST KURUL DELEGELERİNE AÇIK MEKTUP” - 01/08/2019
Tarsus, 31 Temmuz 2019
UNUTUN GİTSİN SAKARYAYI, MALAZGİRT VAR NASILSA - 24/07/2019
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanının, 30 Ağustos Zafer Bayramı ile ilgili “densizliği” sebep olmuştur bu yazının kaleme alınmasına.
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ Mİ, KALKIŞMA MI? - 16/07/2019
Dün 15 Temmuz Kalkışması’nın yıl dönümüydü. Hiçbir görüş paylaşmak istemedim. Bir iki paylaşımın yaygınlaşmasına katkı verdim sadece.
NE İÇTİNİZ BE ARKADAŞ? - 26/06/2019
Türkmen, Yörük, Kurmanç, Zaza;
‘AKGELİN’ İDİ YAŞLANINCA ‘AKNENE’ OLDU - 11/06/2019
Asıl adı Rahime’dir. “Irahma” diye söylerler bizim köyde.
19 MAYISIN YÜZÜNCÜ YILI - 21/05/2019
Dün, milli mücadele başlangıcının 100. yıldönümü idi.
YİNE Mİ FETRET DÖNEMİ? - 10/05/2019
Ülke ve millet olarak sanki yeni bir Fetret Dönemi’nden geçiyoruz.
TERÖRİST SUÇLAMASI - 29/03/2019
Son iki buçuk yıldan beri aktif olarak kullandığım “facebook” sayfama baktığımda arkadaşlarım sayısının 750’yi aşmış olduğunu gördüm.
 Devamı
Anlık
Yarın
31° 33° 23°
AlışSatış
Dolar5.53595.5581
Euro6.13716.1617