Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam142
Toplam Ziyaret1262113
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
BİZ ONU GÜDEMEK, ARKASINDAN GİDEMEK
13/10/2015
 
 
Karahan, Kışlak , Köprücük, Küp !
 
Bu dört kelime özellikle genç okuyucuların zihninde herhangi bir çağrışım oluşturmayabilir. Geçen yazımızdaki ilkler arasında biri vardı ki okuyucunun gözünden kaçmamıştır: “Karahan, Kışlak ve Küp köylerine tarihinde ilk defa bir kaymakamın gitmesi.”
 
Köprücek, Karahan ve Kışlak Kozan ilçesi sınırında, Küp ise Yahyalı ilçesi sınırındaki Karaisalı’ya bağlı en uçta yer alan serhat köylerdi, ben bu ilçede çalışırken. Köprücük biraz içeride ve yüksekte, diğerleri ise Seyhan nehri kıyısına yakın, vadi içerisindedirler. İlçe merkezine o kadar uzaktılar ki 1986-89 yıllarında bir günde gidilip gelinmesi imkansızdı. Karayolu ulaşımına açık yeterli yolları yoktu. O yıllarda Devlet Orman İşletmesi tarafından yapılan orman yolu, Köy Hizmetleri Bölge ve İl Müdürlüğü’nce yapılmış gibi gösterilmiş; bu sebeple konu kaymakamlık makamı ile köy hizmetleri teşkilatı arasında tartışma konusu olmuş, tartışma ulusal basına bile yansımıştı.
 
Küp köyüne ilk gittiğimde gördüğüm yoksulluğun boyutu, son baharın kuru ayazı şeklinde iliklerime işlemiş; beni tir tir titreterek üşütmüştü. Hatırımda kaldığı kadarıyla o tarihte 62 haneli olan köyde hiç “soba” yoktu. İnsanlar şömine benzeri eski köy evi ocaklarında ısınmaya çalışıyorlardı. Ayaklarda “ermenek” veya “gıslaved” marka siyah lastik pabuçlar; üstte uyumsuz bir iplikle elde teğellenmiş, yamalı esvaplar. …..
 
Köyden döndükten sonra durumu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Mütevelli Heyeti’nin bilgisine sunmuştum. Vakıfça köydeki her eve birer adet kuzineli soba alınarak, yeterli miktarda borusu ile hediye edilmesi kararlaştırılmıştı. Kararın uygulanması için sobalarla birlikte köye gönderdiğimiz SYDV Müdürü değerli kardeşim Süleyman Solakoğlu gidişinin dördüncü günü geri dönebilmiş, bizler de: “-Başına olumsuz bir iş gelmiş olmasın?” endişesini yaşamıştık üç gün boyunca.
 
Bir başka gidişimizde, Karsantı Orman İşletmesi Müdürü Hasan Basri Ekmekyapan’a bu köylerde gelir artırıcı çalışmalar kapsamında, Orköy kaynaklı hayvancılık, arıcılık projeleri uygulanmasını önerdim. O sene süt sığırcılığı ve koyunculukla ilgili tahsisler yapılmış, sadece arıcılık programında açık kapasite bulunmaktaydı. Arıcılığa talep yaratmak için Orman İşletme Müdürü ve ekibi ile birlikte Karahan köyüne gittik. Yanımda Tarım Bakanlığı İlçe Müdürü Veteriner Hekim Teoman bey de vardı.
 
“Arıcılığı, köyün doğasının arıcılığa müsait olduğunu, kendilerine çok uygun şartlarda arılı kovan verilebileceğini, bal üretip satarak gelir elde edebileceklerini, vs. “ anlattık. Köylüler arıcılığa sıcak bakmıyorlar, bedava da verilse kendilerine gereksiz bir yük olacağını düşünüyorlardı. Israrla koyun verilmesini talep etmekteydiler.
 
Onlardan birinin sözünü hiç unutmuyorum: “- Kaymakam bey arıyı biz bilmek. Biz onu edemek, güdemek; kaçar gider arkasından gidemek! Kala kala bir sineğin b.kuna mı kaldık? Sen bize vereceksen koyun ver.”
 
Kendi dünyalarında ve kendi değer yargıları içerisinde haklıydılar. Arı sahibini tanımazdı; çağırsan gelmez, ünlesen duymazdı ! Uçsa gitse dağların arkasına, ya da
 
Seyhan’ın karşısına, onlar nasıl gideceklerdi arkasından? İkna edemedik, vesselam. …
 
Daha sonra bu olayı çok düşündüm. Çok tarttım kendi içimde. Ve o insanları haklı buldum hep. Daha mal mübadelesi (değiş tokuş) ekonomisinden pazar ekonomisine geçememiş; köy dışındaki dünya ile ulaşımı kısıtlı, yolu bile olmayan; okulu, öğretmeni henüz tanımış; arıcılığı bir ekonomik faaliyet değil de bir hobi uğraş olarak gören insanlara arıcılık yaptıramazdınız. Arıcılıkla ilgili teknik bilgiden yoksun, ürün elde etse bile pazarlama altyapısı ve imkanları olmayan bu insanlar arıcılıktan gelir elde edemezlerdi. “-Türkiye’de (Dünya’nın diğer ülkelerinde de) bal üretiminden gelir elde edebilmek için gezginci arıcılık yapmak gerektiğini çok daha sonraları, memuriyetten ayrıldıktan sonra öğrendim” desem, doğrudur.
 
Haftaya yine bu köylerde gezeceğiz. Şimdilik sağlıcakla kalınız.


731 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356