Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam123
Toplam Ziyaret1262094
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI – 7
13/05/2018

 

TOHUM VE KÖYLÜLÜK ÜZERİNE OYUNLAR

 

Bir ülkede tarımsal üretimi kontrol altına alabilmenin ve dönüştürmeye başlamanın ilk adımı, köylünün elindeki yerel tohumları yok etmektir. KGO (Küresel Güç Odakları), kendi hedefleri doğrultusunda yapısal özelliklerini şekillendirdiği ve patentini aldığı tohumların kullanımını çeşitli yöntemlerle dayatmaktadır. 

Bunlardan en önemlisi “Tohumda Patent Hakkı” kavramının geliştirilmesi ve kabul ettirilmesidir. Otuz yıl öncesine kadar sadece makineler veya diğer endüstriyel buluşlar için kabul edilen bu hak, çok uluslu biyotekni kuruluşlarınca melezlenen ya da genetik yapısı değiştirilen ve GDO denilen organizmalar için de kabul edilmiş ve “kendilerinin zihin ve bilgi kapasitelerinin ürünü olduğu” iddiası ile patent hakları alınabilir hale gelmiştir. Patentli tohumlar yaygın olarak özellikle, kitlesel olarak üretimi yapılan mısır, soya fasulyesi, buğday ve pirinç gibi tahıllara aittir. 

Küresel ölçekte faaliyet gösteren tohum şirketleri, herhangi bir ülkede halkın yüzlerce yıldan beri kullandığı tohumlardan, ABD veya AB ülkelerinden aldıkları “patent hakkını” öne sürerek “patent ücreti” talep ederken; bu amaçla yerel mahkemeleri harekete geçirebilmektedirler. Kendi tohumunu ekemeyen yerel çiftçi, patentli tohumları alarak kullanmak zorunda bırakılmaktadır. Patent alınması ile, herhangi bir ülkede eskiden beri kullanılmakta olan bir bitki tohumunun, ya da ekim sonucu elde edilen ürünün, pazara sunulması esnasında ücret talep edebilmenin önü açılmış bulunmaktadır. Artık uluslar arası hukuk bunu kabul etmektedir. Bu durumun, ülkelerin “bağımsız karar alabilme” niteliklerini de ortadan kaldırdığı görülmektedir. 

İkinci Dünya Savaşı sonrası geliştirilen hibrid tohumların ilk uygulamaları önce Meksika ve Hindistan’da, ardından da Pakistan ve Türkiye’de uygulamaya konmuştur. Halk arasında “Meksika Buğdayı” adıyla bilinen bu ilk denemede kullanılan hibrid tohum “Sonora 64” adlı materyaldir. 1950 öncesi sadece savaş yıllarında açlık korkusu yaşayan, onun dışında bu korkuyu bilmeyen Türkiye “buğday ihracatçısı” iken, “Sonora 64” ekimine başladıktan sonra 1969 yılında ilk defa 850 bin ton buğday ithal etmek zorunda kalmıştır. 

Sonora 64” ile kapıyı aralayan KGO, Türkiye’de bitkisel üretimi ve hayvancılığı istediği gibi dönüştürme yolunda epeyce yol almış bulunmaktadır. Geçen zaman içerisinde Türkiye’de hibrid tohumlar yerleşti ise de, “küçük aile işletmeciliğine dayalı tarımsal yapımız” sebebiyle, geleneksel tarımın güçlü olduğu bölgelerde yerel tohumların ekimi kısmen de olsa devam etmekteydi. İşte bu durum, KGO önünde onun tam egemenliğini önleyen bir yapı olduğundan, aile işletmeciliğinin ortadan kaldırılması yolunda çalışmalar planlanmış ve son on beş yılda sadakatle uygulanmıştır. 

8 Kasım 2006 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 5553 sayılı “Tohumculuk Kanunu”, Türkiye’deki son yapısal engeli de ortadan kaldırarak, küresel gelişmelerle uyum sağlamayı amaçlamıştır. Kanun’un 7.nci maddesi, köylünün yerel tohumları satmasını yasaklamış; böylece ulus ötesi tohum şirketlerinin hegemonyaları kesinleşmiştir. Kanunun 14.ncü maddesinde “.. ticarete konu olmamak ve şahsi ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak kaydıyla, çiftçiler arasında yapılacak tohumluk mübadeleleri ile deneme ve denetim amacıyla kullanılan ve miktarları Bakanlıkça belirlenen tohumluklar, ..” kanun hükümlerinden müstesna tutulmuştur. 

Aslında Tohumculuk Kanunu bu alandaki tek düzenleme de değildir. Önce 2004 yılındaki 5042 sayılı “Islahatçı Haklarının Korunması Kanunu” ile başladı uygulamalar. Sonra da 2007 yılında iktidar, ülkemizin Uluslar arası Yeni Bitki Çeşitleri Koruma Birliği’ne (UPOV) üyelik başvurusunu yaptı. Bu Andlaşma ile Türkiye, tohum şirketlerinin isteği doğrultusunda, “tohumlar üzerinde endüstriyel patentlerin haklarını tanımış oldu”. Patentler, hak sahibi şirketin tohumun üretim ve dağıtım aşamasındaki kontrolünü, tohum üzerindeki tekelini sağlayıcı haklara sahipliğini, gösteriyordu. 

Bugün bu anlaşma doğrultusunda küresel tohum şirketleri özel dedektifler kiralayıp bunları “tohum polisi” olarak kullanabilmektedir. Bu görevliler, patentli tohumlarının kullanım sahalarında her türlü denetlemeyi yapma hakkına sahiptir. Bu yönüyle Andlaşma, devletimizin Milli Bağımsızlığı’nın da ihlali anlamındadır. 

Sonuçta, Anadolu “kısır tohuma” mahkûm edilmiştir. 

Bu kanunlar ve uygulamaları, ülkemizi tohumda tam anlamıyla dışarıya bağımlı, özellikle ABD ye teslim hale getirmiştir. 

Tohum Kanunu ile Türkiye’de “köylülük” yani tarımda “küçük aile işletmeciliği” öldürülmüş oldu. 2013 yılında, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu’nda 6360 sayılı kanunla yapılan değişiklikler ile, “büyükşehir statüsü verilen illerde köy tüzel kişilikleri de kaldırılarak”, köylülüğün ölümü nüfusa da tescil edilmiş bulunmaktadır(!). 

DEVAM EDECEK.

 

 

 

 

 

 

 

 



395 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356