Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam120
Toplam Ziyaret1262091
HABER VİDEOLARI
Yılmaz Aydoğan
yaydogan33@gmail.com
MİLİTAN DEMOKRASİ-1
29/03/2020

KAVRAM VE MÜELLİFİ

“Militan Demokrasi” deyimi ile ilk defa 2000 yılında Ankara’da, Zafer çarşısındaki kitapçı dükkânlarını dolaşırken gözüme ilişen, Yargıtay Eski Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş’ın “İrtica ve Bölücülüğe Karşı Militan Demokrasi” (*) adlı kitabını gördüğümde karşılaşmıştım. 

520 sayfalık kitabı hemen satın alıp, üç gün içerisinde okuyup bitirdiğimi hatırlıyorum. 

“Militan Demokrasi” deyimini tedavüle sokan asıl ismin Alman hukukçu Karl Loewenstein olduğunu öğrenecektim daha sonraları. Loewenstein, 29 Mart 1933 tarihinde Alman Devleti karşısında Hitler’e geniş takdir yetkileri tanıyan “Yetkilendirme Yasası”na ve demokrasi karşıtı Nazilerin iktidarı ele geçirişine bizzat tanık olmuş birisi idi. Bu antidemokratik gelişme ardından Amerika’ya kaçmış, kendisini “parlamenter sisteme ve demokrasiye düşman olan partilerin doğuşunu ve yükselişini engellemeye” adamış ve bu uğurda mücadele etmiştir. 

Yirminci yüzyıl faşizminin gadrine uğramış diğer pek çok isim gibi Loewenstein da “Hoş-görüsüzlüğe hoşgörüsüzlükle karşılık verilmesi gerektiğini,” savunmuş ve “Militant Democracy and Fundemental Rights I – II” adlı eserlerinde bu konuları işlemiştir. Ona göre, “Demokratlar ‘tam da demokrasinin temellerini korumak adına bu temelleri’ kısıtlamaktan çekinmemelidir. Halkın baskısı sebebiyle düşen rejimler, ‘yumuşak başlılığının kurbanı olmak gibi büyük bir günah’ taşır.” 

Yakın tarihimizde, Türk İhtilâli de denilen Yeni Türk Devleti ve Cumhuriyet rejiminin ilk yıllarında, kurucu kadroda yer alan M. Kemal Paşa ve arkadaşlarının Loewenstein’in önerilerini, bu öneri ve tezler daha yazılmadan yirmi yıl önce, fiilen uyguladıklarını değerlendirmişimdir hep.  

Geçen aylarda 14 bölüm olarak yayınlanan “15 Temmuz Kalkışmasının Siyasi Ayağı” adlı çalışmam esnasında bu düşüncelerim yeniden depreşti ve seri yazının sön bölümünü “Çare Militan Demokrasi” başlığı altında paylaştım okurlarımla. 

Bu defa konu üzerine yaptığım araştırmada, “Militan Demokrasi” konusunun son yirmi yılda pek çok siyaset bilimci tarafından incelenmiş ve bilimsel yayına konu edilmiş olduğunu gördüm.(**) Alexander S. Kirshner’in 2014 yılındaki çalışmasının, “Militan Demokrasi” adıyla 2017’de Ferit Burak Aydar tarafından dilimize çevrilip, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanarak, ülkemize kazandırıldığını görünce, getirtip inceledim. 

Bu ve sonraki yazılarda bu kitaptan alıntılar yaparak, sizlerle paylaşmaya çalışacağım. 

“Militan” kelimesi dilimize Fransızca “militant” kelimesinden gelmiş.  İçerisinde zor kullanmayı da barındırdığı için kanunsuzluğu çağrıştırması sebebiyle, olumsuz bir algı içermektedir. Oysa onun yerine “mücadeleci” kelimesi de kullanılabilir. Böylece, olumsuz algının olumluya dönüşmesi mümkün ise de bu çalışmada, aslına sadık kalınarak “militan” kelimesi kullanılacaktır. 

Demokrasilerde temel soru şudur: “Aslında demokrat olmayan, demokrasiye inanmamış ve iktidara gelmesi halinde mevcut demokratik rejimi sonlandırmayı amaçlayan gruplara ya da siyasi partilere izin verecek miyiz?” 

Okuyucunun daha iyi anlayabilmesi amacıyla şöyle de sorabiliriz soruyu: “Gelecekte bizi sokarak zehirleyip öldüreceği belli olan bir yılanın büyümesine, gelişip serpilmesine ve bizi öldürmesine izin verecek miyiz?” 

Devletimizin 2000 yılından sonra içerisine düştüğü sıkıntılara bir de bu bakış açısından bakmamız gerekmez mi? Ak parti, devletimizi yönetmeye mi, işgal etmeye mi niyetlenmiştir? Ak parti kurucuları ve yöneticileri demokrat mıdır, antidemokrat mıdır? Katılımcı demokrasi bunlar için bir yaşama biçimi midir, yoksa amaçları yolunda kullanacakları ve kullandıktan sonra atacakları, bir araç mıdır? 

İşte bu noktada, Devletimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının büyüklüğü, basireti, vizyonerliği ve feraseti karşısında bir kez daha saygıyla eğilmek, onları saygıyla anmak istiyorum. Önceki seri yazımızda da ifade etmiştim. 

[23 Nisan 1920’de açılan TBMM nin çalışma esaslarını düzenleyen “1” sayılı Kararı’ndan (İçtüzük) sonra kararlaştırıp yayınladığı ve “2” numara ile yürürlüğe koyduğu ilk kanun, “Hıyaneti Vataniye Kanunu” idi. 

“Hıyaneti Vataniye Kanunu”nda, “vatana ihanet” suçunun oluşabilmesi için üç ana eylem sayılmıştı: “i) Devlete isyan, ii) Saltanatı geri getirmek, iii) Din üzerinden siyaset yapıp örgütlenmek”. Kanunda sayılan bu üç suçun da ceza karşılığı “idam” idi. 

Bu kanun olmasaydı ne Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşabilir, ne yeni devlet kurulabilir, ne de Cumhuriyet’in getirdiği esaslar uygulamaya konulabilirdi.] 

Tarihi olaylar yorumlanırken, o günün şartları göz önüne alınmalı, o günün koşulları değerlendirmeye temel olmalıdır. Aksi halde “yanlış tespit” ile “yanlış yorum ve sonuçlara” gidilir. Toplum Bilim ve Siyaset Bilimi’nin bu günkü değerleri ile yüz yıl önceki olayların doğru yorumlanmasında sorunla karşılaşabiliriz. 

Devletin kuruluş günlerinde, söz konusu kurallarla tedbirler alındığında, katılımcı demokrasiye yabancı, halkının sadece %8’i okuryazar; din ile yönetimin iç içe geçtiği, hangi savın “gerçek din kuralı”, hangi savın “yönetimi güçlendirmek ve birtakım kimselerin iktidarını devam ettirmek üzere uydurulmuş(!) dini iddia” olduğu konuları tartışmalı bir sosyal yapımız bulunduğu, bilinmeli ve unutulmamalıdır.

 Yüzyıl önce, “demokrasi” yani “halkın yönetime katılması” uygulamaları henüz emekleme yaşındadır. Demokratik rejimin kendisini koruması gereği bir ihtiyaç olmakla birlikte, koruma içgüdüsü ile geliştirilecek tedbirler nerede haklı, nerede bir hakkın ihlali sayılacaktır? Bu konular ancak son elli yılda ve özellikle son yirmi yılda tartışılarak olgunlaşmıştır. Bugün artık daha çok şey biliyoruz, katılımcı demokrasiler adına. 

Bu ve benzeri konuları inceleyelim, tartışalım, öğrenelim istiyorum. 

(*) İrtica ve Bölücülüğe Karşı Militan Demokrasi, Vural Savaş; Bilgi Yayınevi, Temmuz 2000. 

(**) Bakınız: Peter Nielsen, “Anti-Extremism, Negative Republicanism, Civic Sociaty” 2002; Patrick Macklem, “Militant Democracy, Legal Pluralizm and the Paradox of Self Determination” 2006; Samuel Issacharoff, “Fragile Democracies” 2007; Markus Thiel, “The Militant Democracy, Principle of Modern Democracies” 2009; Alexander S. Kirshner, “A Teory of Militant Democracy, The Ethics of Combatting Extremism” 2014.



298 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (2) - 30/11/2021
İsmet İnönü, Atatürk’le görüş ayrılığına düştüğünden, 1 Kasım 1937 tarihinde başbakanlık görevinden alınmış ve yerine, daha önce mason locası üyesi olan Celal Bayar getirilmişti.
ATATÜRK ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? (1) - 20/11/2021
Türk milletini, son iki yüz yılda Batılıların gözündeki “Hasta Adam” görüntüsünden kurtararak uygar bir toplum; Türk Devletini dostluğuna heves edilen, düşmanlığından çekinilen saygın bir devlet haline getiren Büyük Dahi Atatürk’ün genç denilebilece
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (5) - 18/11/2021
ÜLKEMDEN ETKİN SİYASETÇİ PORTRELERİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (4) - 16/11/2021
MENDERES DÖNEMİ: KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3) - 14/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (2) - 11/11/2021
İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ
MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE - 06/11/2021
BAŞLARKEN
ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL DEĞİL KANAL ANADOLU OLMALI - 26/08/2021
Kanal İstanbul’un gereksizliğini tartışmak yerine, - Bu konuda yeterince yayın yapılmıştır,- Kanal Anadolu’nun gerekliliğini tartışmak istiyorum bu yazımda.
BAŞKOMUTANLIK SAKARYA MEYDAN SAVAŞI - 23/08/2021
12 Eylül 1983 Viyana önlerinde bozguna uğradığımız tarih olup o günden sonra hep toprak kaybetmişizdir. 13 Eylül 1921 ise Savaşlar yenilirken Çanakkale gibi pek çok cephe çarpışmalarını kazanmamız göz ardı edilirse, 238 yıl sonra Batılı ülkeler karşı
 Devamı
AlışSatış
Dolar13.560813.6151
Euro15.374015.4356